Kültür Bakanı’na ve kültüre bakanlara sesleniş (1)

  • 28.08.2018 00:00

 Şimdi siyaset ve konjonktür sebebiyle Arap Müslümanlığının Amerikan bağımlısı tutumu her zamankinden daha şiddetli kınanıyor ülkemizde. Geçtiğimiz günlerde Suudların Yemen’de katliam yaptığı haberleri üzerine toplumca “acaba” dedik: Türkiye’nin bu güçlü yükselişi özellikle “Filistin konusundaki suskunlukları bozar mı” sorusuyla birlikte “Arap devletlerinin Sisi gibi diktatör liderlerini de sarsar mı” diye konuşmaya başladık.

Önce bir şerh düşelim.

İman kalpte bir nur; ki İslam’a topluca girilse de kalbin Müslüman olması ferdî bir süreç. Haliyle imanı Arap tekelinde sananlar için Anadolu irfanı gibi söylemlerin siyaseten kullanılması dışında hayatımızda tatbik edilmesi bugün her zamankinden acil bir ihtiyaç oluşturuyor.

Lakin Anadolu irfanı, tevhid dini, aşk hakikati vs gibi söylemlerle bir türlü davamızı bitiremiyoruz ki! Bu toprakları asırlarca mayalayan Hak dostlarının, evliyaullahın, aşk erlerinin icralarına / gönlümüzü aşk ile dokuyan sanatlarına sıra gelsin.

***

Bugün gençler dinlerini vaizlerden öğrenmekle mutmain olamıyorlarsa, Allah’ın cümbüşü işte, bugünün ruhuyla yeniden tevhid şiirine, ilahilere, divanlara, tevhid mimarisine dönmek için neyi bekliyoruz? Resulullah hakikatinden, Hazreti İnsan’ın yeryüzü halifesi olmasındaki müthiş manalardan, Kur’an’la ikiz olmanın sırrından vs tamamen bağımsız, insansız bir imanla, şekle hapsolmuş bir dinle, marifetsiz bir hakikatle dinimiz kemale erebilir mi? Hangi ruh medeniyetini kanatlandırabiliriz bu manevi sığlıkla?

***

Evet sanatta ve hayatta yüz yıllarca özüne farklı cephelerden yaklaştığımız ve yüzünü keşfettiğimiz hakikat bilgisinin (nereye dönerse O’nün yüzünü görenlerin) anlayışında aslımıza dönmeye ihtiyacımız var. Kalbin özündeki birliğe şahitlik ederek bugünün diliye, bugünün ruhunda dirilmeye ihtiyacımız var. Bu diriliş sadece topraklarda, maddede değil, gönül fethinde, yani manada olmalı demek yetmiyor, tatbikat lazım.

İmanı sanatın ve yaşantının içerisinde yeniden kalbimizdeki nur olarak tanımlamaya duyduğumuz ihtiyaç: Çağlar boyu insanlık için üretilmiş bu kültürü zevk etmemizle ancak medeniyetimizi kanatlandıracak bir seviyeye ulaştıracaktır bizi.

Geleneğimizdeki bu canlı kültürün kalbimizdeki tezahürlerine olan ihtiyacımız belli cemaatler veya kesimlerle olan ilişkilerimizdeki menfaat ihtiyacından çok daha derin ve elzem. Ama ne yazık ki bürokrat ve müdür seviyesinde pek çok kültür yetkilisi sinesinde / vicdanında kendi alacağı alkışlar için yaptığı icraatlar dışında bunları hiç dert edinmiyor!

***

Kurumsal egolar öylesine tavan yapmış durumda ki, senlik benlik davalarından medeniyetimizi ihya eden değerleri zevk etmeye, nefsimizden geçirmeye sıra gelmiyor. Geçerli bir bahane her zaman bulunuyor nasılsa. Evliyaullahın Kuran ve sünnet dışında söz söyledikleri nakaratı mesela!

İmanın herkesin anadilinde kendi gerçeğini ifade etmesindeki hikmete, mimarinin şiirin eşsiz ifade biçimlerindeki inceliklere dahi kafa tutan kaba bir siyasi söyleme hapsoluyor bu şekilde Müslüman algısı. Ve bu en çok müteddeyin kişilerin imanını zedelemeye yarıyor. Onları kültürün ve sanatın eşsiz icralarına yabancı bırakıyor. Öğrenmeden, keşfetmeden dışladığınız koskoca bir insanlık bilgisi oysa.

Kültür sanat mercileri ve kurumları bu yaklaşımı dönüştürecek bir hamlede bulunmaktansa sistemi tekrar ederek, gelip geçiyorlar. Nihayetinde veliler hatırlanıyor, valiler değil.

***

Evet velilerin ariflerin sanata ve yaşantımıza tahvil ettikleri hakikatin üslubu, edebi, getirdikleri usuller vs göz ardı edildikçe kültürümüzün en canlı özelliklerini hadım ettik. Sosyal medyada Mimar Sinan’dan ya da Yunus Emre’den birer ikişer yanlış yunluş alıntı ile yetindik.

Siyasetçilerin bol gösterişli söylemlerine malzeme edilmek dışında, kalbimize, hayatımıza, davranışlarımıza hiç değmeden bir de İslam dışı olarak gördük Allah ehlini. Resulullah hakikatinden bağımsız addettik sözlerini.

Bir kez daha siyasetin ve ideolojinin gündemine hapsolmuş bir din anlayışıyla medeniyet iddialarında bulunacak lüksümüz yok. Kültür, hayatın yaşayan damarlarıyla oluşur, kalbin derinliklerinde atar. Sen ben davalarına düşerek dini tekeline alarak ona buna had bildirmeye kalkanların tahakküm dolu söylemlerine tevhid dinini terk edecek lüksümüz de kalmadı çoktan.

Amerikan vesayetine bağlı Arap tutumunu kınanırken ideolojilerin çok ötesinde / kalbin anadilinde atan bir aşk ve irfan geleneğimizin (onca inkara rağmen) yaşayan yanlarına basarak yepyeni bir kültür hamlesini toplumsal hayatımıza aksettirmenin tam zamanıdır. Kaybedecek bir dakikamız kalmadı.

***

Şimdi aşk ve irfan tanımını duyar duymaz dini tekeline almış münevver kişiler ve dahi kurumsal kimlikleriyle sükse yapmış müdürler danışmanlar üst düzey başkanlar ve yetkili merciiler “sünnette aşk yoktur” gibi ve çok daha ağır söylemlerle uğraşmakla mesai tüketiyorlar.

Onların kültür sanat yetkilisi olarak bir ilahi duyduklarında onun manasına odaklanmalarını, bir divan-ı ilahiyatın beyitlerine yeni manalar vererek çözümlemelerini veya bir risaleyi bugünün diliyle tefekkür etmemiz için uğraşmalarını, gönül fethi adına zevk etmelerini filan boşuna mı bekliyoruz?

Evet tevhid gerçeğini (ki dinin özü) tarihe ve sosyolojiye hapsederseniz elbet aşk da sosyolojik bir terim olur ve içi boşaltılmış, manasından soyutlanmış olarak kalır. Hatta konjonktüre göre çok satan romanların malzemesi olarak kodlanır, orada dondurulur.

Ne var ki tutarsızlık burada da bitmez.

Sonra bakanlığın destek projesi adı altında bizzat yetkilileri tarafından bütün o hakaret edilen eserlere bir dolu paralar ödenerek okul kitaplıklarına konulur. Böylece gerçekten medeniyet adına yeterli bir hamle yapmış oluyor muyuz? (Devam edeceğim inşallah.)

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.