• 18.11.2021 08:51

Türkiye’nin onlarca yıldır bir türlü çözemediği sorunları var.

Sorunlar sadece bu iktidar döneminde ortaya çıkmadı.

Bu iktidardan önce de doğru düzgün bir demokrasimiz yoktu.

Bu iktidardan önce de sağlıklı işleyen bir adalet mekanizmamız yoktu.

Bu iktidardan önce de liyakat esas alınmıyordu.

Ekonomide, eğitimde, tarımda, dış politikada insan haklarında… Her alanda ciddi sorunlarımız vardı.

Bu ülkede herkesin hakkını, yaşamını, özgürlüğünü, teminat altına alan, toplumsal sözleşme diyebileceğimiz bir anayasamız da olmadı.

Darbe dönemlerinde kendini ülkenin gerçek sahibi gören bir zümrenin yaptığı anayasalarla ülke varlığını sürdürmeye çalıştı.

Bu iktidar, yaptığı ağır yanlışlarla, kutuplaştırıcı siyaset anlayışı ile en kaba, en ayrıştırıcı yaklaşımla ortaya koyduğu ‘biz ve onlar’ ayırımıyla var olan iskeleti de yıktı ve hepimizin taşıdığı ‘eksiklikleri giderebiliriz, düzeltebiliriz‘ umuduna büyük bir darbe indirdi.

Ama dediğim gibi artarak devam eden sorunlarımızı çözemiyoruz çünkü farklılıklarımızı düşmanlık gören bir anlayıştan bir türlü kurtulamıyoruz.

Kurtulamadığımız gibi düşman gördüğümüz toplum kesimlerini kendimize benzetmeyi, benzetemiyorsak da ezmeyi, yok etmeyi, dahası onlara üstün gelmeyi bir marifet zannediyoruz.

Bu anlayışla ortak bir amacı, ortak duygusu olan bir toplum da olamadık.

Kimlikler, mezhepler, ideolojiler altında toplanmış kabileler halinde yaşıyoruz.

Türkiye onlarca yıldır bu kabileler arası mücadelede olduğu için toplanıp da sorunlarına gerçek çözümler üretme aklını da yaratamadı.

Kabilelerimizin gazetesi, televizyonu, kabilelerimizin aydınları, yazarları, kabilelerimizin hakimleri, savcıları, siyasetçileri oldu ve nihayetinde kabilelerimizin iktidarı oldu.

Türkiye’yi farklılıklarıyla bütün gören bir siyaset ve yönetim anlayışımız hiçbir zaman olmadı.

Her gelen kendine benzemeyeni ya görmezden geldi ya da yok etmeye çalıştı.

Kimimiz haklıyken yaptığımız yanlışlarla, kimimiz mağdurken verdiğimiz tepki biçimiyle, kimimiz de kendini ülkenin gerçek sahibi görüp kendinden olmayanları dışlayıcı yaklaşımlar göstererek bu anlayışın sürmesine neden oldu.

Yani kimse suçsuz değil.

Kimimiz destek vererek bu yanlışlara ortak olduk, kimimiz sessiz kalarak.

Kimimiz kendi kazancını ülkenin kazancının üzerinde görerek bu yanlışların parçası oldu, kimimiz mahallelerimizin kazancını ülkenin kazancından üstün görerek.

Yani hasılı kelam el birliğiyle ülkemizi mahvettik.

Gücü ele geçirenin diğerinden intikam aldığı, diğerini ezdiği, ağır, kötü, hastalıklı bir sarmalın içinde debelenip duruyoruz.

Siyaset de bu sarmaldan kurtulamıyor, bir kısım aydınlar da.

Bürokrasi de bu sarmala göre tutum alıyor, toplum da.

İntikam, adaleti içermez, suçun sonsuz bir döngüde tekrar etmesine neden olur.

İçinde debelendiğimiz bu intikam sarmalı hepimizi çürüttü, görmüyor muyuz?

Ahlakımızı, insan olma vasfımızı yok etti farkında değil miyiz?

Diğer ‘kabileye’ üstün gelme, gücü ele geçirme iştahımız bütün değerlerimizi tahrip etti, fark etmiyor muyuz?

İktidarı ele geçirme, ülkenin sahibi olma ilkel anlayışı hepimizin hayatını cehenneme çevirdi, ülkemizi de yaşanmaz hale getirdi.

Bütün bunları görüp, bu hastalıklı yaklaşımdan vazgeçmek için daha ne olması gerekiyor gerçekten?

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun helalleşme çağrısına verilen tepkileri görünce hayretler içinde kalıyorum.

Kemal beyin bunu geçmişte yanlışlar yapmış bir partinin lideri olarak değil, sorumlu bir siyaset adamı ve bu ülkenin bir evladı olarak yaptığını düşünüyorum.

Zaten helalleşme için verdiği Gezi gibi, Soma gibi olaylar da kendi kabahatlerinin neden olduğu değil, ülkede yaşanan bütün acıları kast ettiğini gösteriyor.

Hal buyken kimilerinin, “Bizim ne günahımız var” diyerek Kemal beye itiraz etmesi, kimilerinin “CHP hiç iktidar olmadı ki” diyerek kendilerini temize çekme çabası, kimilerinin büyük bir kibir ve şımarıklıkla, “Biz haklıydık” demeleri, kimilerinin kendi neden olduğu yıkımı, yarattığı öfkeyi, kini unutup, tek suçluyu mevcut iktidarı görmesi ve helalleşme çağrısını bu iktidar mensuplarını affetme olarak algılaması hakikaten insanı hayrete düşürüyor.

Sanki Erdoğan iktidarı olmadan önce bu ülkenin on binlerce evladı Kürt sorunu nedeniyle canını vermedi.

Sanki Erdoğan’dan önce de bu ülkenin milyonlarca Alevi vatandaşı kimliklerini saklama mecburiyetinde kalmadı.

Sanki milyonlarca gayrimüslim vatandaşı ayrımcılığa tabi tutulmadı, sürgüne zorlanmadı.

Sanki bu ülkenin başörtülü-dindar insanlarına çağdışı bir ayrımcılık uygulanmadı.

Sanki bu ülke daha iyi olsun diye kendince mücadele eden on binlerce solcu gencin hayatı söndürülmedi.

Bu ülkenin binlerce evladı dağda, şehirde ölüme gönderilmedi.

Sanki ayrımcılık sadece bu iktidar döneminde uygulanan bir yaklaşımdı.

Kendinizi kandırmaktan vazgeçin.

Kimse günahsız değil.

Çocuklarımızın geleceğini hep birlikte yok ettik.

Ülkemizi bu bitmez tükenmez kimlik, mezhep, inanç, ideoloji eksenli kabile kavgalarıyla hep birlikte mahvettik.

Üstün gelme, gücü ele geçirme iştahıyla değerlerimizi hep birlikte yok ettik.

Artık durup düşünme zamanı.

Bu kısır döngünden kurtulma zamanı.

Bu ülkenin sadece ‘bizim’ değil, ‘hepimizin’ olduğu gerçeğini kabul edip, farklılıkları zenginlik gören anlayışı yaygınlaştırma zamanı.

Siyasetini, medyasını, yargısını, demokrasisini, kurumlarını… yeniden ayağa kaldırmak için toplumsal barışın sağlanması gerekiyor.

İşte Kemal Kılıçdaroğlu’nun helalleşme çağrısının bu kısır döngüye son verme çağrısı olduğunu düşünüyorum.

Yani toplumun farklı kesimlerini öteki görüp dışlama, aşağılama yaklaşımından vazgeçme çağrısıdır.

Toplumsal barışı oluşturma, bu anlayışı yaygınlaştırma çabasıdır.

Bitmez bilmeyen bu kan davalarına son verme çağrısıdır.  

Suç işleyenlerin suçlarını affetme değil, kabilecilik anlayışından vazgeçip bu işlenen suçlardan zarar gören, yaralanan, incinen milyonlara, “Gel kardeşim el ver bu ülkeyi yeniden ayağı kaldıralım” çağrısıdır.

Diyarbakır’daki, Trabzon’daki, Konya’daki gençle, geçmişte başörtüsü nedeniyle dışlanan, aşağılanan kadınlarla duygu birliği kurmaktır.

Alevi olduğunu gizlemek zorunda kalan bu nedenle dışlanan, hayatı cehenneme çevrilen milyonlara, “Seni anlıyorum aynı şeylerin olmaması için gel el ver” demektir.

Siyaseti, medyayı, yargıyı, devleti çürüten, kimlik, inanç, mezhep eksenli bu kabile anlayışından vazgeçip, toplum olmaya çalışmaktır.

Yani bu ülkenin evladı olma ortak paydasında yeniden bir araya gelmek ve yeni bir ‘biz’ yaratma çağrısıdır.

“Burası çöplük ama bu çöplüğün başında ben olayım” anlayışından, kırgınlıkları onarıp, ele ele vererek, bu ülkeyi çöplük olmaktan çıkaracak yaklaşımı ortaya koyma çabasıdır.

Büyük bir pişkinlikle, “Biz ne yaptık ki” deyip helalleşme çağrısına, yani bu anlayışı yaygınlaştırma çabasına karşı çıkmak, ülkenin yıkıma sürüklenmesini izlemek, dahası bu ülkeyi yeniden ayağı kaldıracak o ortak duygunun, ruhun, birlikteliğin oluşmasını engellemektir.

Daha ne kadar birbirimizi aşağılamaya, ötekileştirmeye, dışlamaya, dahası birbirimizi ezerek üstün gelme anlayışını sürdürmeye çalışacağız?

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun çağrısı veyahut çabası bu anlayışı oluşturmaya, yaygınlaştırmaya yeter mi bilemem ama bu çağrıyı, bu minvaldeki çabayı yaygınlaştırmaktan, destek olmaktan herkesin kendi üzerine düşeni yapmasından başka yolumuz yok.

Ya intikam duygusundan vazgeçip kırgınlıkları onararak herkesin huzur içinde eşit, özgür, dostça, kardeşçe yaşadığı yeni bir ülke kuracağız ya da hep birlikte bu sefil hayatı sürdürüp yok olup gideceğiz.

Tercih bizim.