Ayasofya’nın ibadete açılması, Milli Görüş tabanına sıcak mesajlar, İstanbul Sözleşmesi’nin feshi, sosyal medya üzerinden yükseltilen LGBT karşıtlığı... Bütün bunlar, 2023’e giderken AK Parti’nin yine bildiği yöntemi deneyerek seçmeni İslami referanslar üzerinden konsolide etmeye çalışacağını gösteriyor.

AK Parti’nin 2018 seçimlerindeki ana teması, 'milli beka' söylemi ve milliyetçilik üzerinden şekillenmişti. 2023’e giderken bu söylemde ince bir değişiklik olacağını seziyorum.

Yerel seçimlerde özellikle İstanbul’un kaybedilmiş olması, Kürt seçmenin tercihinin yüzde 50+1 denklemi için son derece kritik olduğunu gösterdi. Dikkat ederseniz Cumhurbaşkanı Erdoğan HDP’ye açılan kapatma davasına ilişkin hâlâ bir yorum yapmadı. AK Parti MKYK’da Kürt kökenli isimlere yer verdi. Muhafazakâr Kürt seçmenin Deva ve Gelecek Partisi’ne kaymaması için yeni bir yola ihtiyaç hissediyorlar.

İşte bu yüzden AK Parti önümüzdeki süreçte milliyetçi bir dilden ziyade maneviyatçı bir dil benimseyecek, 'milli beka' söyleminin yerini 'milli maneviyat' söylemi alacak gibi geliyor bana.

Sonuçta İslam sentezi daha doğrusu ahlakçılık (İngilizce tabiriyle “self-righteousness”) hem sağ muhafazakâr hem de Kürt seçmeni aynı çatı altında toplama olanağı yaratıyor. Ayrıca seküler-muhafazakâr kamplaşması üzerinden başta CHP olmak üzere muhalefete yüklenme imkânı tanıyor.

Tabii bu noktada AK Parti’nin merkez parti olma iddiası ve geniş kesimleri kucaklama misyonu akla geliyor. "Milli Görüş tabanının yüzde 1’lik oyunu alalım" derken ortalama sağ seçmeni ıskalama riski de var. Dolayısıyla Ayasofya İmamı ve onu destekleyen çevrenin “Anayasa’dan laiklik kaldırılsın” gibi aşırıcı önerileri değil geniş tabanda karşılık bulacak argümanlar geliştirilecek.

LGBT+ karşıtlığı bunun için biçilmiş kaftan.

Fark ettiyseniz dün pek çok AK Parti kurmayı, #SözleşmeBahane etiketi ile Antalya’da trans bir kadının memelerini açarak İstanbul Sözleşmesi’ni protesto ettiği görüntüleri paylaştı ve o görüntü üzerinden CHP ve İYİ Parti’ye yüklendi.

Benim tahminim 2023’e kadar bolca LGBT karşıtlığı pompalanacak. Bugüne kadar HDP ile gizli ittifak iddiasıyla eleştirilen muhalefet şimdi de aile değerleri, İslami değerler referans gösterilerek sıkıştırılmaya çalışılacak.

Fakat korkarım bu durumun toplumda yeni bir nefret suçunun patlamasına sebebiyet verme riski var.

Dün Fırat Delikanlı isimli bir azgının işitme engelli bir kişiye uyguladığı korkunç şiddetin görüntüleri yayıldı. İddiaya göre şiddetin bahanesi mağdurun cinsel yönelimiydi.

"Muhalefeti yeneceğiz, aileyi, milli-manevi değerleri koruyacağız" derken insan hakları ihlallerine, nefret suçlarına kapı aralayacak dilden bir an önce uzaklaşılması lazım.

Muhalefetin çıkardığı ve çıkaramadığı dersler

Bugüne kadar “AK Parti neden kazanıyor, CHP neden kaybediyor?” sorusuna verilen üç temel yanıt vardı: CHP’nin elitist duruşuna karşılık Erdoğan’ın halkla bire bir temas kurması, seküler-muhafazakâr kamplaşması üzerinden CHP’nin sağ-muhafazakâr kesime ulaşamaması ve AK Parti döneminde orta sınıfın refah düzeyinin yükselişi...

Erdoğan yıllar boyunca sahaya büyük önem verdi. Teşkilatları kapı kapı dolaşmaları konusunda uyardı. Bugün en çok üyeye sahip parti olma sıfatını taşıyor olması da bu stratejinin bir sonucu. 

Bunu gören muhalefet vatandaşla temasın önemini bu sefer sahiden çözmüş görünüyor.

Meral Akşener’in pandemiye aldırmadan son bir yılda tüm şehirleri dolaşarak esnafla bir araya gelmesi, İYİ Parti’nin estirdiği rüzgârı güçlendirdi. 

Şimdi CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu da onu yakalamaya çalışıyor. Dün Kırıkkale’de esnafı dolaşırken bu konuda bir itirafta bulunmuş. "Daha fazla vatandaşa gitmek, daha fazla konuşmak, daha fazla derdini dinlemek gerekiyordu. Biz bunu uzun yıllar belki ihmal ettik ama geçmişi bırakıp helalleşmemiz lazım" demiş.

Muhalefete son dönemde yapılan eleştirilerden biri de ekonomi konusunda hükümeti eleştirirken somut çözüm önerileri getiremiyor olmaları. Aslında hem Kılıçdaroğlu hem de Akşener madde madde yapılması gerekenleri sıralıyor ama genel doğruları sıralamaları somut ve etkili çözüm önerileri getirdikleri anlamına gelmiyor. 

Kılıçdaroğlu bu eleştirilere de hak vermiş olmalı ki “Sadece sorunu değil, çözümü de dile getirmeliyiz” demiş.

CHP Lideri'nin dün ifade ettiği iki özeleştiri de gayet yerinde. Peki bunlar sandıkta muhalefetin kazanmasına yeter mi? 

Bence hayır çünkü en başta dile getirdiğim gibi seküler-muhafazakâr kamplaşması ve ideolojik tercihler en az ekonomi kadar belirleyici olacak.

Kılıçdaroğlu başörtüsü konusunda geçmişten farklı kucaklayıcı bir yaklaşım izlese de önümüzdeki süreçte bu muhafazakâr seçmenin oyunu alabilmesi için yeterli gelmeyecek. Yukarıda anlattığım gibi iktidarın ahlakçı muhafazakarlık üzerinden yaratmaya çalıştığı yeni rüzgârı ıskalamaması lazım.

Abdülkadir Selvi’nin durumuna uygun bir fıkra var mı?

Ankara’nın sıkı kulis yazarlarından sevgili Abdülkadir Selvi, son bir yılda kabinenin değişeceğini iddia eden pek çok yazı yazdı. Hiçbirinde değişmedi. Hatta bu yazıları hafiften dalga konusu oldu. 

Şimdi herkes kabinenin değişeceğinden emin. O da dünkü yazısında “Erdoğan’ın kabineyi bugün açıklaması bekleniyor” demiş. Şu yazıyı yazdığım akşam saatlerinde hâlâ bir değişiklik yok.

Bu sefer de açıklanmazsa ben artık bu işten kendisini sorumlu tutacağım.

Yazmasın bir süre, belki o zaman değişir...

Eski Türkiye Güzeli olmak siyaset yapmaya mani mi?

AK Parti MKYK listesine giren isimler arasında dün en çok 2006 yılında Türkiye Güzeli seçilen Seda Sarıbaş konuşuldu. Google trendlerde de ilk sıralara yerleşti.

Hatta kimi haber siteleri durumu abartıp “Modellikten MKYK üyeliğine”, “Podyumun salına salına yürüyen güzeli: Seda Sarıbaş” gibi yakışıksız manşetler attılar.

Sanki aktif olarak mankenlik yapan bir model AK Parti’ye katıldı izlenimi verdiler.

Velev ki öyle olsun; bunun ne sakıncası var ayrıca?

Bakın mesele AK Parti falan değil. Başka partilere de katılsa Sarıbaş hakkında alaycı ifadeler yine kullanılacaktı. Mesela CHP’ye katılsa o zaman da iktidar yanlısı medya yine eski Türkiye Güzeli olması üzerinden eleştirecekti.

Burada sessiz ama derinde yatan iki zihniyet sorunu var. 

Birincisi, mankenliğin ya da Türkiye Güzeli seçilmenin gayriahlaki ya da ciddiyetten uzak bir tarafı varmış iması... 

İkincisi de gencecik yaşta bir yarışmada seçildi diye sonraki tüm kariyerinin göz ardı edilmesi ve parti kadrosuna alınmasının güzelliğiyle ilişkilendirilmesi...

Açıkçası Seda Sarıbaş’ı tanımam, adını dün ilk kez duydum. Biyografisine bakarak durumu anlamaya çalıştım.

Gazi Üniversitesi'nde işletme, Anadolu Üniversitesi'nde çalışma ekonomisi okumuş. Sonra sosyoloji üzerine yüksek lisans yapmış. Bir süre modellik yaptıktan sonra Didimli iş insanı Sedat Sarıbaş ile evlenmiş ve Aydın'a taşınmış. 2 çocukları var. Ticaretle uğraşıyorlar. 2016’da Aydın Kadın Kolları Başkanlığı'na getirilmiş. 5 yıldır AK Parti’de. 

Bütün bu geçmişinden bahsedilmeden “Modellikten MKYK üyeliğine” gibi başlıklar atmak cinsiyetçi bir yaklaşımdır.

Liyakate odaklanmak lazım.