HDP’nin kapatılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın açtığı dava elbette sürpriz olmadı ama zamanlamasının dikkat çekici olduğunu belirtmekte fayda var.

MHP Lideri Devlet Bahçeli, HDP’nin kapatılması gerektiğini sıklıkla vurguluyor ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na çağrıda bulunuyordu. Çağrısı tam da MHP’nin kongre yapacağı günün akşamına denk geldi. Bu haliyle Bahçeli’yi siyaseten güçlendirdiğini söylemek yanlış olmaz.

Öte yandan 25-26 Mart’ta gerçekleşecek Avrupa Birliği Liderler Zirvesi’nden önce bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve AB Konseyi Başkanı Charles Michel ile görüşecek. Ankara bu görüşmeye büyük önem atfediyor ve İnsan Hakları Eylem Planı’nın yarattığı pozitif atmosferle Avrupa’ya “İlişkileri düzeltelim, en azından 5'inci yıldönümünde sığınmacı anlaşmasını yenileyelim” demeyi planlıyordu. Fakat HDP’ye açılan kapatma davası bu mesajları gölgede bırakacak, Türkiye’nin güvenlik politikalarına özgürlük ve demokrasiden daha fazla öncelik verdiği izlenimi yaratacak.

Haftalardır Habertürk’te yaptığımız televizyon programlarında HDP meselesini konuşuyoruz. Pek çok hukukçu, terör örgütüyle bağı nedeniyle kapatılması için hukuki gerekçelerin tam olduğunun altını çiziyor.

Bu hukuki tarafı kabul etmekle birlikte ortaya çıkaracağı siyasi sonuçlar nedeniyle çözüm getirmeyeceğini savunan görüşler de sıklıkla dile getiriliyor. Daha önce kapatılan partilerin yerine yeni kadrolarla yeni isimler altında farklı partiler kurulduğuna ve taban desteğinin daha da arttığına dikkat çekiliyor. Ve tabii siyasi partileri kapatmanın demokrasi açısından sakıncaları hatırlatılıyor.

Açıkçası ben de bu ikinci kanat gibi düşünüyorum. Demokrasi adına HDP’den beklenen Kandil vesayetinden bağımsız, onu koruyup yüceltmeden, sivil bir siyaset benimsemesi. Bunu her fırsatta dile getirdik, getiriyoruz. Fakat partinin topyekûn kapatılması siyasetin alanını daraltır ve terör örgütünün propaganda zeminini genişletir.

Terörle iltisaklı bir devam partisi kurulmasın diye partiye mensup tüm siyasetçilerin, ayrım yapılmaksızın 5 yıl boyunca siyasetten menedilmesi de bölge seçmeni açısından ciddi bir hayal kırıklığı ve kopuşa neden olabilir.

Hele ki hakkında siyaset yasağı talep edilen 687 kişi arasında Altan Tan ve Ayhan Bilgen gibi içeriden eleştiri yapan, farklı parti kurma sinyalleri veren isimlerin de olması toptancı bir anlayışa işaret eder.

Gelecek seçimler üzerinde de etkileri olur kuşkusuz.

Muhalefet blokunu kesin bir biçimde güçlendirir çünkü HDP diye bir parti kalmazsa Millet İttifakı’na “HDP ile gizli iş birliği” suçlaması da yapılamaz. CHP ve İYİ Parti’nin eli rahatlar. HDP seçmeni blok halinde Millet İttifakı’na oy verir.

Sadece HDP seçmeni değil AK Parti’ye oy veren Kürt seçmen de memnun olmaz bu durumdan. Deva ve Gelecek Partisi, muhafazakâr Kürt oyları kazanmak için uzunca bir süredir çalışıyordu. Andımız tartışmasında da bu pozisyonlarını perçinlediler. Dolayısıyla HDP’nin kapatılmasından yana tavır alması AK Parti’nin muhafazakâr Kürt oyları büyük oranda kaybetmesine yol açar.

Peki AK Partililer tüm bu olasılıkların farkında değiller mi? Elbette farkındalar.

Zaten düne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kapatmaya ilişkin hiçbir yorumda bulunmaması tesadüf değildi. Açıklama yapan AK Parti kurmayları da prensip olarak parti kapatmaya karşı olduklarını, siyasi çözüm getirmeyeceğini, Hazine yardımının kesilmesi gibi seçeneklerin değerlendirilmesi gerektiğini söylüyordu.

Elbette bu bir yargı süreci, dolayısıyla son kararı Anayasa Mahkemesi verecek ama davaya ilişkin alınacak tutumlar siyasetin geleceğini belirleyecek.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası güçlenen güvenlikçi perspektifin değişeceği, özgürlüklerin genişleyeceği yeni bir döneme girileceğini vaat etmişti. Belli ki o yeni döneme geçmek pek kolay olmayacak.

Anayasa Mahkemesi’nin de işi zor

Anayasa Mahkemesi, Enis Berberoğlu hakkında hak ihlali kararı vermiş, Meclis’e yeniden dönmesini sağlamıştı.

Ömer Faruk Gergerlioğlu olayında benzer bir senaryo ikinci kez yaşandı. AYM son sözü söylemeden önce Gergerlioğlu hakkında kesinleşen 2 yıl 6 aylık ceza Meclis Genel Kurulu’nda okundu ve milletvekilliği düşürüldü.

Demokrasi adına son derece tatsız görüntüler çıktı ortaya.

Anayasa Mahkemesi 24 saat içinde kucağında iki saatli bomba buldu.

Şimdi hem Gergerlioğlu kararı hem de HDP’nin kapatılması konusunda son sözü AYM söyleyecek.

Ve hangi yönde karar verirse versin, ya muhalefetin ağır eleştirilerine maruz kalacak ya da iktidarın.

Ülkenin yaşadığı bu ağır atmosferde Anayasa Mahkemesi’nin işi hakikaten zor…