Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Kanal İstanbul projesinde ısrar ediyor ve “İnadına yapacağız” diyor çünkü…

Tarihe çılgın ve büyük projelere cesaret edebilen lider olarak geçmek istiyor.

Havalimanı, 3. köprü, Marmaray… Daha önceki büyük projeleri de itirazlara rağmen yaptı ve sandıkta iyi karşılık aldı…

Kanal İstanbul’un onlardan daha da gösterişli bir proje olacağını, AK Parti seçmeninin hoşuna gideceğini düşünüyor.

Ekrem İmamoğlu’nun itirazları onu vazgeçirmiyor, aksine şevke getiriyor.

Proje tamamlandığında meydanlara çıkıp “CEHAPE 'İstemezük' der, her icraata itiraz eder ama biz yaparız” demek istiyor.

Bunlar duygusal nedenler… Bir de Kanal İstanbul’un inşaat sektöründe yaratacağı canlanma ve komşu arazilerde yükselteceği değer artışı var ki o da ekonomiye can suyu olacak, yabancı sermaye çekecek diye umut ediyor.

Bütün bunlara rağmen İmamoğlu ise “İstanbul 1’den büyüktür” gibi sloganik cümlelerle Cumhurbaşkanı’na kafa tutuyor çünkü salgın nedeniyle ekonomik zorluklar yaşayan halkın “Ne gereği var şimdi kanalın?” diye düşüneceğine inanıyor.

Peki İmamoğlu ve Erdoğan arasındaki Kanal İstanbul restleşmesinin kazananı kim olur?

Sanırım şuna bağlı…

Eğer ki proje salgının yarattığı etkiler bir nebze hafiflediğinde yapılır ve ortaya sahiden de göz dolduran bir yapı çıkarsa Erdoğan kazanır.

Fakat iktidarın dikkat etmesi gereken önemli bir nokta var. Muhalefet Hazine garantili projelerin devlete ağır yük getirdiğini her hafta halka anlatıyor, bunu üzerinden ağır eleştiriler getiriyor. Geçiş ücretlerinin pahalı olması da vatandaşı mutsuz ediyor. Yani büyük proje yapmanın fiyakası son yıllarda biraz çizilmiş durumda.

“İstihdam yaratacak başka verimli projelere kaynak ayırmak, fabrikalar yapmak yerine Kanal İstanbul gibi çevresel etkisi de tartışmalı olan bir projeye neden milyarlar harcıyorsunuz?” sorusu geçmişe kıyasla bugün çok daha fazla karşılık buluyor.

Özetle bir yanda projesi olmayan, ekonomik sorunlara somut çözümler sunamayan muhalefet imajına karşılık “Yaparsa Erdoğan yapar” algısı var, diğer yanda ise “Bu ekonomik krizde Kanal İstanbul fazla çılgın bir proje” argümanı…

Şimdilik top orta sahada…

CHP’nin Güneydoğu kaderi değişir mi?

Kürt vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı illerde bugüne kadar en çok oyu HDP ve AK Parti alıyordu.

AK Parti’nin bölge oylarını kazanmasının iki temel nedeni vardı; muhafazakâr-dindar hassasiyetler ve Çözüm Süreci…

Cumhur İttifakı’nın kurulması AK Parti’nin bölgedeki oylarını tahmin edildiği kadar sarsmadı.

Fakat şimdi HDP’nin kapatılması ve HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması gibi daha sembolik konular var ve bu sürecin Kürt seçmenin AK Parti’den uzaklaşmasına neden olabileceği konuşuluyor.

CHP açısından ise çok daha enteresan bir durum söz konusu. Bugüne kadar bölgede neredeyse hiçbir varlık gösteremeyen CHP, bugün için HDP’ye karşı en yakın parti pozisyonunda.

Yerel seçimde Millet İttifakı’nın ortak adayı olan CHP’li isimlere Kürt seçmen de oy verdi.

Peki şimdi bu yakınlaşma CHP’nin Güneydoğu’daki makus kaderini değiştirecek mi?

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, oy oranının düşük olduğu 24 ili ziyaret ederek milliyetçi muhafazakâr tabana “Neden bize oy vermiyorsunuz?” diye soracakmış.

Gideceği illerin listesine baktım; HDP’nin güçlü olduğu iller yok.

Öncelikli olarak Adıyaman, Aksaray, Bayburt, Çankırı, Çorum, Düzce, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Gümüşhane, Kars, Kastamonu, Kayseri, Kırıkkale, Kırşehir, Kilis, Konya, Nevşehir, Osmaniye, Rize, Şanlıurfa, Trabzon, Uşak ve Yozgat sıralanmış.

Peki Kürt seçmenle en yakın oldukları dönemde CHP neden bir Güneydoğu çıkarması yapmıyor?

Galiba nedeni şu; HDP ile rekabete girmeyi istemiyor ve AK Parti’den kopan muhafazakâr Kürt oylarının Deva ve Gelecek Partisi’ne gitmesini tercih ediyorlar.

Yani Kılıçdaroğlu için dostlar ittifakı CHP’nin kendi oy oranından daha önemli…

Başlıktaki sorunun yanıtının “Hayır” olmasının da en önemli nedeni bu sanırım…

“Sevgili Demirtaş” demek suç sayılabilir mi?

HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle hazırlanan fezlekelerin birinde HDP'nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş için kullandığı "Sevgili Selahattin Demirtaş" ifadesinin suç sayıldığını, suçu ve suçluyu övmekten dokunulmazlığının kaldırılmasının istendiğini açıkladı.

Eğer ki bu haber doğru ise bu resmen davaları sulandırmaktır.

“Sayın Öcalan” demenin suç olmadığı bir dönemde “Sevgili Demirtaş” demek suçluyu övmek varsayılırsa hazırlanan fezlekelerin ciddiyeti zedelenir.