CHP’den istifa eden 3 milletvekilinin Muharrem İnce’nin kuracağı partiye katılacağı söyleniyor. İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi daha bağımsız gibi görünse de diğer iki ismin yani Yalova Milletvekili Özcan Özel ve Karabük Milletvekili Hüseyin Avni Aksoy’un İnce ile birlikte hareket edeceğine kesin gözüyle bakılıyor anladığım kadarıyla…

Peki Memleket Hareketi’ni başlatan Muharrem İnce neden onlardan önce ya da onlarla birlikte partiden ayrılmadı?

Dün hangi gazeteci arkadaşımla konuşsam bu sorunun yanıtını arıyordu.

Galiba Muharrem İnce önce bir rüzgâr yaratıp, kadroyu oluşturup daha sonra hareketin başına geçmek istiyor diye yorumladık.

Memleket Hareketi ilk ortaya çıktığında "İnce partiden ihraç edilir mi?" diye de konuşulmuştu. Mağduriyet üzerinden güç elde etmesinin önüne geçmek için genel merkez sabırlı davranmayı seçti.

Bundan sonra Muharrem İnce’nin önünde zor bir yol var. Sebebini anlatayım…

CHP kendi içinde tam anlamıyla bir koalisyon partisi. Atatürkçü-ulusalcı ya da Kemalistler, sağa açılımı veya sağla ittifakı destekleyen demokratlar, HDP’ye sempati duyanlar ve partinin net bir sol çizgiye kayması gerektiğini düşünenler… Kemal Kılıçdaroğlu’nun alametifarikası, bir yandan parti içinde bu birbirine benzemez kanatları bir arada tutmayı başarırken öte yandan Millet İttifakı çatısı altında farklı partileri buluşturabilmesiydi.

Kemal Bey, uyguladığı ittifak stratejisinin CHP’nin keskin ideolojik bir çizgide değil ılımlı-geniş tabanlı bir çizgide durmasını zorunlu kıldığını görüyor. Başka türlü HDP tabanı ile İYİ Parti ve Saadet tabanını bir arada tutması mümkün olamazdı. İstanbul’da özellikle 2. tur seçimde CHP’ye normal şartlarda asla oy vermeyecek seçmen kesimlerinin bile Ekrem İmamoğlu için mühür basması, Kılıçdaroğlu’nun haklılığını ispatladı.

Sonuçta ittifak stratejisinin başarısı, özellikle İstanbul ve Ankara’da kazanılan zafer, başta genel başkan olmak üzere CHP Genel Merkezi’nde ciddi anlamda özgüven yarattı ve Muharrem İnce gibi Atatürkçülük üzerinden yönetimi eleştiren isimlere karşı tolerans eşiğini düşürdü.

Şimdi, kendi deyimleriyle ötekileştirildiklerini düşünen Atatürkçü isimler, CHP’nin teröre destekle anılan HDP ile arasına mesafe koyamadığını iddia ederek bir 'intifada' başlatıyor. 3 ismin istifasıyla başlayan bu süreç belli ki yeni bir partinin kurulmasıyla sonuçlanacak.

Peki bu durum CHP oylarını böler mi? Millet İttifakı’na zarar verir mi? Kılıçdaroğlu’nu zora sokar mı?

Buna pek ihtimal vermiyorum çünkü muhalif kesimlerin önceliği, kendi partilerinin ideolojik çizgisinin ne olacağından ziyade tıpkı yerel seçimde olduğu gibi genel seçimde de başarı kazanmak. Bunun yegâne yolunun ittifak stratejisinden geçtiğini, HDP tabanından gelecek oyların çok önemli olduğunu CHP tabanı da biliyor.

Ayrıca Cumhur İttifakı da çok uzun süredir CHP’yi HDP’nin gizli ortağı olmakla suçluyor ve Millet İttifakı’nda bu mesele üzerinden bir çatlak açmaya çalışıyor.

Böylesi bir tabloda Muharrem İnce’nin yahut istifa eden 3 vekilin bilerek ya da bilmeyerek iktidarın işine gelecek şekilde davrandığını düşünen, bu yüzden onlara şüphe ya da mesafe ile bakan ciddi bir kesim var.

İstifa haberinin ardından sosyal medyada CHP’liler arasında yaşanan tartışmalar da buna işaret ediyor.

Yeni sistemin küçük partileri kilit aktör durumuna taşıması, kitle partilerinin yavaş yavaş çözülmesine, sağda ve solda çoklu yapıların oluşmasına neden oluyor.

Bu süreçten tıpkı AK Parti, MHP ve Saadet gibi CHP de payına düşeni alacak. Önümüzdeki süreçte CHP içinden bir de sol parti çıkarsa şaşırmamak lazım.

Fakat yüzde 50+1 dengesi aynı zamanda seçmenlerde “Oyları bölmeyelim” bilincini artırıyor. Keskin kutuplaşma ortamı yeni kurulan partilerin işini zorlaştırıyor.

AK Parti’den kopan iki yeni partinin oylarında ciddi bir yükseliş olmaması da bunun bir sonucu…

Muharrem İnce ipleri atmadan önce CHP tabanından gelebilecek tepkileri ve yeni kurulan partilerin yaşadığı sıkışmışlığı gözden geçirse iyi olur…

Hülya Hökenek’e yapılan akıl almaz bir haksızlık

Bu ülkede kendi geçmişinin unutulduğunu zannederek başkalarına geçmişte yaşananlar üzerinden operasyon çekmeye çalışanlar beni gerçekten hayrete sevk ediyor.

Bu durumun mağdurlarından biri de gazeteci arkadaşımız Hülya Hökenek…

Devlet televizyonu TRT’de çalıştığı dönemde eski IKBY Başkanı Mesud Barzani ile yaptığı röportaj sanki kriminal bir olaymış gibi tekrar tekrar ısıtılıp önüne çıkarılıyor.

Yahu Barzani ile görüşmek suç mu?

Daha geçtiğimiz hafta Milli Savunma Bakanımız Hulusi Akar, Mesud Barzani’yi ziyaret ederek birlikte poz vermedi mi? Ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan PKK’lı teröristlerin Sincar’dan çıkarılması için Irak Bölgesel Yönetimi ile ortak operasyon yapılabileceğini anlatmadı mı?

Efendim Hülya yıllar önce Fatih Altaylı ile çalışıyormuş, Öcalan röportajında ona eşlik etmiş.

Gazeteci dediğin herkesle röportaj yapabilir. Bu, görüşlerini paylaştığı anlamına gelmez.

Ne yani 2013’te Çözüm Süreci zamanı Kandil’den yayın yapan Anadolu Ajansı da suç mu işliyordu?

Yerel seçim öncesi Osman Öcalan’a uzatılan mikrofonu gayet doğal karşılayıp bugün Hülya Hökenek’e geçmiş üzerinden çirkin saldırılarda bulunanlar, en hafif tabiriyle samimiyet testinden sınıfta kalıyor.