• 20.01.2022 06:24

Sami kızı Suzin Yıldırım/Sezen Aksu'yu, Minik Serçeyi bir zamanlar herkes severdi.
Meğer o sevgi görünen yüzmüş.
Sezen sevgisine atılıp da manşete çıkan ilk kurşun “Yetmez ama evet” dedi diyeydi.
Gerekçenin üslubu “Dostun gülü” bile saydırmadı, siyasal duruşuyla sanatı, geçmişi ezdi geçti.
“Şarkılarını dinlemediklerini, hesap vermeden duyarlılığa hakkı olmadığı” söylendi.
Subjektif mahkeme ve infazın cezasına itiraz hakkı da yoktu.
Sezen Aksu bu durur mu, durmadı, 2017’de bir şarkı söyledi, herkes zevkten dört köşe dinledi.
2022’de bu kez bir infaz timi çıktı, “20;30’da evinin önündeyiz haddini bildirmeye!” dedi.
Şarkı bu tehdit için neden 5 yıl bekledi, cevabı devletten başka kim bilebilirdi?
Gündem yamultmaymış, propagandaymış, algıymış vs koca propaganda araçlarına etki etmezdi ama demek ki bu minik serçeye bile “iyi”, sermaye minderinin içinde kalmalıydı.
Hani muhalefet lazımsa, Millet ittifakı yeter, HDP ve diğer halkın partilerine yer yoktu, bir fotoda yer almak bile yasaktı ya, bu da yettiği kadar ondandı.
Sezen’in yazdığı sözlerde tepki çeken şu bölümdü:
“Binmişiz bir alâmate/Gidiyoruz kıyamete/Selam söyleyin o cahil/Havva ile Adem'e”
Sezen’i sanki ilk “savunan”, Livaneli’ydi; "Sezen’in de Adem ve Havva’nın cennetten atılmalarına yol açan hatayı gençliklerine ve bilmemeye bağlayan sözlerinden” dedi.
Livaneli bir uzlaştırma kurulu üyesi gibi, had bildirenlere Sezen’in kastını anlattı, uzlaştırmaya çalıştı.
Acaba Sezen’in kastı öyle miydi, öyleyse bile, Livaneli’ye neydi?
Livaneli çıkıp ortaya “ifade hakkıdır, kime ne?” diyemedi.
Diyemezdi, sınır çiziliydi.
Halk tv’de yorumlayan Kadri Gürsel ve İsmail Saymaz da sözü aynı çizgide dolandırdı durdu, konu harmanlandı, Bakara makara vb karşıt oldukları siyasetçilerle kıyaslanarak suçsuzluk arandı, ama bir türlü ana tema, gür bir “ifade hakkı” olamadı.
Aklı sıra dindarlar küstürülmedi, “Ne şiş ne kebap yandı.”
İyi parti de aynı minvalde, şarkılarının değerinden söz etti.
Özgürlük fiilen devletin izin çizgisinde seyretti.
Ama teslim etmeli, özgürlükçü ilahiyatçılar konuya derinlik kattı.
İlahiyatçı İhsan Eliaçık ve Mustafa İslamoğlu cahil ifadesinin Kur’an’da, Sümer ve Yahudi mitolojisinde de geçtiğini, tepkinin nefret suçu içerdiğini yazdı; bilgi elzemdi, ilaçtı.
Deva Partisi genel başkanı Ali Babacan bihakkın, “bu bir ifade hakkıdır” dedi.
O dedi, bu dedi, tepkiler ve karşı tepkiler sübjektif de olsa bir ifade hürriyetiydi ama konunun bam teli devlet kuruluşu olduğu için açıklamaları ifade hakkı değnekçisi çağrışımı yapan Diyanet ne dedi?
Diyanet, isim vermeden Sezen’e, "Dini şahsiyet, sembol ve değerlerle ilgili özensiz tutum ve davranışlarda bulunulması, en hafif tabirle saygısızlıktır" dedi.
Ölçeri neydi, aleti mi vardı?
Tüm devletler dini egemenliği için kullanır ama devletlerin dini kuruluşu olmazdı.
Garabetin kaynağı buradaydı.
Garabet, 1924’den günümüze, özgürlüklere vurmaya yön vere vere geldi.