• 22.11.2021 06:50

Türkiye’de ‘devletin sopası’nı yemeyen kalmadı. Kürtler, Aleviler, başörtülüler, gayrimüslimler, liberaller, solcular, ülkücüler ve hatta Kemalistler. Saymakla bitmez. Herkesin herkese özür borcu var.

Ülkenin mağdurları demokrat olsalar yeter ama olmadılar şimdiye kadar. Herkes ‘ötekiler’e dayak atacağı sırayı bekledi durdu.

Devletin, ‘öteki taraf’ı cezalandıracak bir aygıta dönüşmesini engelleyecek bir hukuk ve demokrasi anlayışına, düzenine ve kurumlarına ihtiyacımız var. Sadece dayak yerken değil, başkasına dayak atılırken de itiraz edecek bir kolektif yürek gerek. Muhalefette demokrat, iktidarda otoriter ‘maskeli siyaset’ dönemi bitmeli.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ çağrısı toplumsal kesimler arasında barış ve güven inşa ederek siyasetteki ‘rövanş döngüsü’nü de sonlandırabilir. Suçluların hesap verdiği, farklı kimlikler taşıyan toplumsal kesimlerin helalleştiği bir Türkiye mümkün.

Helalleşme toplumun acılı, yaralı kesimleriyle bir ‘duygudaşlık’ kurma çabası; politik olmaktan çok insani, stratejik olmaktan çok ahlaki. Toplumsal kutuplaşmayı çözecek, kimlik zindanlarını yıkacak bir barışmanın da başlangıcı olabilecek bir çağrı.

Kılıçdaroğlu’nun helalleşme çağrısına Selahattin Demirtaş’tan da destek geldi. Destekle beraber özeleştiri de: “Kimlik siyasetini aşarak toplumun tamamını kucaklamayı başarmalıydık. Şiddetin tümden devre dışı kalması için siyasetçiler olarak daha fazla inisiyatif almalı, öne çıkmalıydık.

Kılıçdaroğlu ve Demirtaş’ın sergilediği, ‘dönüştürücü liderlik’; parti tabanlarını da ülkeyi de dönüştürebilecek bir inisiyatif. Bu çağrıları kısa vadede siyaseten ‘gereksiz’ bulanlar, hatta ‘entelektüel fantezi’ olarak görenler çıkabilir, ama uzun vadede demokrasi ve özgürlükler rejiminin ancak ‘barışık bir toplum’la kurulabileceğini unutmayalım. Dahası, kutuplaştırıcı, çatışmacı ve rövanşist siyaset anlayışını mahkum etmeden, AKP sonrası için bir demokrasi vaadi yapılabilir mi?

Helalleşme çağrıları toplumsal barış üzerine inşa edilecek bir demokrasinin olmazsa olmazları. Aksi halde, herkesin ‘muhalefette demokrat, iktidarda zorba’ olduğu iki yüzlü siyasete devam eder dururuz.

Üstelik, Kılıçdaroğlu’nun çağrısının siyaseten kısa dönemde bir karşılığının olmadığını söylemek pek doğru değil, kendisi çağrısının ‘stratejik’ olmadığını vurgulasa da.

Toplumsal barıştan yana tavır koyan Kılıçdaroğlu, iktidarın çatışmadan beslenen anlayışını da deşifre ediyor. Bölmek yerine birleştiren, kutuplaştırmak yerine yakınlaştıran bir parti kendini iktidarın nobranlığından ayrıştırıyor, farklılaştırıyor. Bu tutum CHP’ye hem ahlaki bir üstünlük sağlıyor hem de onun için ‘yeni’ sayılabilecek toplum kesimlerine ulaşmasını kolaylaştırıyor.

Öyle görülüyor ki Kılıçdaroğlu CHP’yi konforlu akvaryumundan çıkarıp okyanuslara açmak niyetinde. Yüzde 20’lerde demirleyen bir partiyi farklı toplumsal kesimlere, kimlik gruplarına, mağdurlara ulaştırmak ufukta seçim görülürken ‘rasyonel’ bir siyaset. Helalleşme çağrısıyla Kılıçdaroğlu, katı bir ideoloji ve dar bir kadro partisi olmak yerine farklı duyarlıkları bünyesinde barındıran, çeşitli toplum kesimlerine temsil alanı açan bir parti olmanın gereğini de yapıyor.

Aslında son zamanlarda CHP geleneksel tabanını aşan bir toplumsal destek görmeye başladı. AKP’den CHP’ye oy geçişleri artık var. Bir zamanlar ‘elim CHP’ye oy vermeye gitmez’ diyenler bugün kendilerini CHP’nin temsil edebileceğini konuşuyor. Kılıçdaroğlu’nun helalleşme söylemi, İYİ Parti’nin ‘Ömer’in yolu’ reklamlarından çok daha fazla ulaşabilir muhafazakar seçmene.

Ayrıca, Doğu Masası çalışmaları ve Kılıçdaroğlu’nun demokrasi, yoksulluk ve çözüm aktörlüğü konularında çıkışlarıyla CHP son yıllarda neredeyse tamamen uzak düştüğü Kürt seçmenle yeniden temas kuruyor. Kürtler arasında AKP’nin desteği azalırken, CHP’ye ilgi yükseliyor. Helalleşme söylemi, CHP’nin hem seküler hem de muhafazakar Kürt seçmene ulaşma kapasitesini daha da arttırabilir.

İster bir seçim stratejisi ister ahlaki bir duruş olsun CHP’nin helalleşme söylemi, partinin Türkiye siyasetindeki ‘geleneksel’ algısını değiştirecek gibi. Partiye yakın bazı kesimlerden gelen aykırı sesler de aslında bu değişime yönelen itirazlar.

Geçmişe değil geleceğe bakalım dese de Kılıçdaroğlu’nun CHP’si, 1970’lerin ‘bu düzen değişmeli’ diyen Ecevit’in CHP’sine, 1980’lerin ‘sosyal demokrat’ SHP’sine benziyor. Her durumda; Kürtlere, Alevilere, gayrimüslimlere, başörtülülere helalleşme çağrısı yapan bir CHP’ye ‘devletin ve statükonun partisi’ demek artık mümkün değil.

Dün ‘devleti kuran’ parti, bugün ‘değişimin taşıyıcı aktörü’ olma iddiasında. Helalleşme ve yüzleşme AKP sonrası ‘yeniden kuruluş’ günlerinde geçmişin başarılarından ilham alırken hatalarından da ders çıkarmaya olanak verecekse değerli.