• 9.09.2021 06:38
  • (576)

Bir zamanlar, AKP iktidara geldiğinde ‘endişeli modernler’i tartışmıştık. Şimdilerde sanırım sıra muhafazakarlarda, ‘endişeli muhafazakarlar’da… AKP’ye oy vermiş, ama artık AKP’den kopmuş ve kopacak, ancak AKP sonrası nasıl bir Türkiye’de uyanacağını ve kendisine ne olacağını pek kestiremeyen kesimlerden söz ediyorum.

Evet, muhafazakarlar AKP sonrasından endişeli. Endişeliler, çünkü artık kaybedecekleri çok şeyleri var; makam, varlık, iktidar, sosyal konum, siyasi nüfuz, hava, özgüven…Endişeliler, çünkü vicdanları rahat değil. Zorba bir iktidarın yanında durdular, iktidarın nimetlerinden yararlanmak için. Sessiz kaldılar, hatta alkış tuttular. AKP sonrası, kendileri haksızlığa, hukuksuzluğa maruz kalırsa ‘öteki taraf’ın da aynısını yapacağını sanıyorlar. O kadar nobran yaşadılar, başkalarının acılarına o kadar duyarsız davrandılar ki artık kimsenin muhafazakarlara ‘sempati’yle bakmayacağını düşünüyorlar.

Dolayısıyla, endişeliler. O sonsuz, bitmez, sarsılmaz sandıkları iktidar gittiğinde insanların yüzüne nasıl bakacağını bilemediklerinden, endişeliler.

Ancak, her şeye rağmen muhalif çevreler, muhafazakarlara ‘yeni iktidar’ın kendi iktidarları gibi olmayacağını, dertlerinin ‘rövanş’ değil ‘yeniden inşa‘, toplumu, devleti, hukuku, ekonomiyi yeniden inşa olduğunu anlatmalı. 

Her durumda, muhafazakarların endişeleri, “Yetti artık muhafazakarların bu mağduriyet edebiyatından” denilerek savuşturulacak bir konu değil. Üzerinde düşünmeyi, siyaset ve strateji üretmeyi hak ediyor.

Anketlere göre seçmenin yüzde 20’sine varan kararsızların neredeyse yarısı AKP’li. Muhafazakarlar AKP’den kopuyor, ama başka bir yere de gitmiyor, gidecek bir başka adres bulamıyor. Bunun nedenlerinden birisi, muhtemelen AKP sonrasına ilişkin ‘endişeler’i. Ayrıca, AKP’nin hala yüzde 25 çekirdek oyu görülüyor. Bütün olup bitenlere rağmen bu çekirdeğin ‘çatlamaması’ da muhafazakarların korkuyla partilerine sarılmasının bir sonucu olabilir.

AKP, tabanındaki bu endişenin çok farkında. O yüzden iktidardan düştüğünde muhafazakarların tüm ‘kazanımlar’ını kaybedeceği temasını sürekli işliyor. Önümüzdeki bir yılda tabanını muhalefetle, laiklerle, Atatürkçülerlerle, geçmişle korkutmaya devam edecek. Seçimler yaklaştıkça laik muhalif çevreleri tahrik edecek, tartışmaları yeniden dindar-laik gerginliğine indirgeyecek birçok ‘provokasyon’ görebiliriz. Son günlerde Diyanet İşleri başkanının öne sürülmesi daha başlangıç. İktidar, gündemi din-laiklik ekseninde yürüyen bir kimlik siyasetine kilitleyerek tabanını konsolide etmeye çalışıyor, çalışacak. Çünkü artık ne satacak bir ekonomi başarısı var ne dünya siyasetinde saygınlık ne de ‘mega proje.’ Dindar-laik gerginliğiyle muhafazakarları korkutarak partiden kopuşlarını engellemek AKP’nin şimdiden faş olan seçim stratejisi.

Babacan’ın ‘azgın azınlık‘ ifadesini, “Mücadelesini verdiğimiz kazanımları vermeyiz” cümlesine işte bu bağlamda analiz etmeli. AKP iktidarının yıkılmakta olduğunu gören muhafazakarların bir ‘çıkış stratejisi’ne ihtiyacı var ve Babacan ‘endişeli muhafazakarlar’a bunu sunuyor. Öyle veya böyle, ülkenin bir ‘geçiş dönemi’ sorunu olduğu belli. Bu çerçevede de endişeli muhafazakarların yıkılan binanın altında kalmamasını sağlayacak bir siyasi mimari gerekli. Babacan’ın DEVA’sı böyle bir işlev görebilir.

Babacan’ın bu açıklamalarına tepki göstermek yerine muhalif çevreler DEVA’nın bu yaklaşımının ‘Millet İttifakı’nın AKP’den seçmen devşirmek ve seçimleri kazanma için ‘stratejik’ bir hamle olduğunu değerlendirebilir. 

Babacan muhafazakarlara, ‘Benimle AKP sonrası döneme yumuşak iniş yapabilirsiniz’ mesajı veriyor. Muhalefetle hareket eden bir parti olarak ‘AKP sonrası dönemde benimle emniyettesiniz’ algısı yaratmaya, AKP’den kopan ve kopacak seçmene güvenli bir liman sunmaya çalışıyor.

Muhalefet karar vermeli; DEVA’dan ne istiyorlar? Küçük ve işlevsiz bir parti olmasını mı, yoksa oy verecek muhalefet partisi bulamayan, en iyi ihtimalle partisini bırakıp kararsızlara katılan AKP’lilerin oylarını almasını mı?

Kısaca, AKP ‘tabanı’ndan hesap sormak, kaybedecek çok şeyi bulunan muhafazakarları korkutmak yerine ‘yeni iktidar’ tarafından dışlanmayacaklarına, baskılanmayacaklarına ikna etmek daha doğru bir seçim kazanma stratejisi.  

2023 seçimlerine giderken muhalefetin özellikle seküler kanadı ‘Seçimi biz şimdiden kazandık’ havasına girerse ve buna karşılık radikal bazı taban unsurları da rövanşist açıklamalara girişirse muhafazakarlar son anda ‘ev’e’ dönebilir. Şimdilerdeki anket sonuçlarına bakıp kazanılmamış bir zaferi kutlamak absürd. Ne demek istediğimi anlamak için 2015 haziran ve kasım seçimlerindeki farkı hatırlayın yeter,

Muhafazakarların başkalarına empati göstermediği, demokrat davranmadığı, iktidarlarının yaptığı her zorbalığı alkışladığını gördük. ‘Yeter ki devlet bizim olsun ona koşulsuz destek veririz’ modunda oldukları kuşku götürmez. İlkeli durmadıkları, kendileri dışında hiçbir grubun hakkına hukukuna saygı göstermedikleri açık. Bütün bunlar doğru, ama yine de toplumsal barış ve sağlıklı bir ‘geçiş süreci’ için, ama önce ve öncelikle zorba bir iktidarı seçimlerde yenmek için  muhafazakarların da desteğine ihtiyaç var.

Pakistan’da bir suikaste kurban giden eski başbakanlarından Benazir Butto’nun oğlu Bilaval Butto-Zerdari’nin sözünü hatırlatayım: “Demokrasi en iyi rövanştır.”