• 19.04.2021 22:24
  • (168)

Türkiye’nin kutuplaştığı, toplumun bölündüğü, ortak değerlerin aşındığı söyleniyor uzun süredir. Doğrudur, ancak, ‘ortaklaştığımız’ bir konu olduğunu da unutmayalım: komplo teorileri. Sağcısı, solcusu, ulusalcısı muhafazakarı, Türk’ü Kürt’ü komplo teorilerine gelince birbirine benziyor. Aynı komplo teorilerine inanmıyorlar belki, ama ‘komplocu zihniyet’i birçoğu paylaşıyor. Son yıllarda o kadar yaygınlaştı ki her siyasetin tezgahında satılıyor. Alıcısı da hiç az değil. Dün Siyonistler, Sebatayistler satıyordu, bugün ‘üst akıl’, ‘faiz lobisi…’ 

Yaşam tarzı, ideoloji, gelir ve hatta eğitim düzeyinden bağımsız toplumun her kesimini kesen bir ortak çizgi bu. Üstelik o kadar zengin ve çok katmanlı bir ‘teori’ ki, hayatın her alanına ilişkin söyleyecek sözü var. Sanki, ‘Alaaddin’in sihirli lambası.’ İçinden her şey çıkabilir; siyasetten sağlığa, gıdadan ekolojiye ve uzaya kadar. Kapsama alanı ideolojileri de aşıyor yani. Adeta bir din bu. Tanrısız bir din.

Din sözü boşuna değil. Komplo teorileri bir düşünme biçiminden çok bir ‘inanç’ kategorisi. Bu yüzden, komplo teorilerine ‘inanmak’tan söz ederiz. Hiçbir bilgi, belge, bulgu inananın inancını değiştirmeye yetmez, tersi ispat edilemez, çünkü o bir inanç meselesidir. O inancın takipçileri kanıt dinlemez, tersine bir kanıt varsa zaten o da ‘komplo’nun bir parçasıdır. Olguları, çelişkileri görmezler. İkna olmazlar. Dünyadaki en zor şey belki de bir ‘kesin inançlı’yla konuşmaktır, özellikle komplo teorilerinin inananlarıyla…

Hem bireyler tüketir komplo teorilerini hem devletler.

Komplo teorilerine başvuran yönetimler yavaş yavaş otoriter bir rejimin temelini atar. Bu teoriler üzerinden ‘icat edilen’ tehdit ve korkular içte ve dışta şiddet kullanımını meşrulaştırır, toplumda ‘ötekileştiren’ bir kesimi sindirirken iktidarın destekçilerini konsolide eder. Böylece siyaset güvenlikleştirilir. Gezi’den bu yana iktidarın söylemlerindeki değişim iyi anlatır bu ‘komplo teorilerinin yedeğinde otoriterleşme mekanizması’nı.

İktidarlar ‘reel’ sorunlarını ‘dışsallaştırmak’ için kullanır komplo teorilerini. Bütün kötülüklerin, sorunların kaynağı, asla varlıkları ispatlanamayan bir takım gizli güçler ve kişilerdir. Halk buna inandırıldığında artık ülkeyi istedikleri gibi yönetebilirler. Ne sorumlulukları vardır ne de hesap verme zorunlulukları.

Halkın ise iki seçeneği vardır; ya iktidara/devlete karşı küresel bir komplonun varlığını kabul edecek ve devletine sahip çıkacaktır ya da bu komplonun bir parçası sayılacaktır.

Kendi dinamikleri, sorunları, talepleri olan bir toplum bilmez komplo teorileri. Dışardan yönetilen komplolar ve onların içerdeki uzantıları vardır sadece. İlgisiz konular ve olaylar tek bir noktada birilerinin ‘düğmeye basması’yla izah edilir. Gerçekte ne sorun vardır ne kargaşa ne baskı. Sadece, birileri dışarıdan ‘düğmeye basmıştır.’

Hayatın karmaşasına karşın komplo teorileri basittir. Açıklanamaz karmaşık bir şey yoktur dünyada; görünenin arkasına dikkatle bakarsan her şeyi yöneten üç-beş kişiyi, gizli örgütleri, karanlık planları görürsün. 

Her şeyi, çabasız, araştırmadan, sorgulamadan bilmenin ‘konfor’u yadsınamaz. İşte, ‘komplo inançlılar’ gerçeküstü paralel evrenlerinde her şeyi izah edebilmenin keyfini ve konforunu yaşar. Dünya çok basittir. Büyük resme bakmak gerekir. Bakınca ‘üst aklı’ görmüyorsanız da şaşırmayın. ‘Üst akıl’, Tanrı gibidir; görmeyebilirsiniz onu, gizlenir, ama her şeyi o kurgular ve yönetir. 

O görünmeyen ve fakat adeta kadir-i mutlak varlık ‘biz’e hep tuzaklar kurmaktadır; ülkemizi yıkacak, halkımızı bölecek, kaynaklarımıza konacak, sağlığımızı bozacak, bizi ele geçirecektir. Komplocu kafa sürekli böylesi bir varoluşsal kriz içindedir. Yaşadığı ‘reel’ sorunlardan kaçmanın bir yoludur ‘hayali tehditler ve tehlikeler’ icat etmek. 

Düşünsel bir tembelliğin üzerinde yetişir, gelişir kompo teorileri. Bulaşıcıdırlar da. Bir komplo teorisine inanan başkalarına da açık hale gelir. Eleştirel ve analitik aklın inşa ettiği ‘bağışıklık sistemi’ yıkılmıştır çünkü. Hızla, evrenin bilgisine sahip ulu rahiplere dönüşür komplo teorisyenleri. Kimsenin bilmediğini bilmektedirler.

Bu ‘kutsal bilgi’ günümüzün iletişim teknolojileri üzerinden herkese kolayca ulaşır şimdilerde. ‘Siyon Önderlerinin Protokolü’nü artık tozlu kitap raflarından aramaya gerek yoktur. Sosyal medyada her an karşınıza çıkabilir, bir dost grubunun ‘çok önemli’ etiketiyle telefonunuza düşebilir. 

Popülerlikleri, basitliklerinden ve de ‘yanlışlanamaz’ olmalarından ileri gelir. 

Olguya inanmayan, kanıtı görmeyen, çelişkileri fark etmeyen insan türü, otoriter siyasetçiler için bulunmaz bir malzemedir. Gerçeklikle bağı kopmuş kitleler her türlü propaganda ve manipülasyon için biçilmiş kaftandır. Onlar için yalanlar gerçek, gerçekler komplodur. 

Marx, “Din kitlelerin afyonudur” der ya; komplo teorileri ise ‘pudra şekeri’dir. Daha hızlı uçurur sahibini…