• 19.09.2015 00:00
  • (1494)

 Şok edici senaryoları sıradan şeylermiş gibi konuşuyoruz. Seçimler olacak mı? Olacaksa da Türkiye’nin her bölgesinde yapılabilecek mi? Seçim güvenliği var mı?

Türkiye bunları konuşur hale geldiyse, artık ‘ne kadar demokrasi’olduğumuzu da tartışmanın vaktidir.

Yanlış düşünüyorsunuz

‘Acaba seçimler olacak mı?’ sorusunu yöneltiyorsanız demokrasinin en temel ve olmazsa olmaz mekanizmasının da‘askıya alınabileceği’ ihtimalinin var olduğunu söylüyorsunuzdur. ‘Acaba seçimler olacak mı?’ sorusunu soruyorsanız, sadece bunu yapmaya niyetli bir grubun varlığından söz etmiyorsunuz, bunların ‘demokrasiyi askıya alabilecek güçte’ olduklarını da kabul ediyorsunuz demektir.

Bence yanlış düşünüyorsunuz… Böyle bir işe kalkışan hiçbir güç Türkiye’yi yönetemez; yönetemez, çünkü meşruiyetini kaybeder.

Her şeye rağmen ‘sandık’ Türkiye’nin vazgeçilmezi. Demokrasinin diğer her değerinden, ilkesinden ve kurumundan vazgeçmeye hazır kitleler ‘sandık’tan vazgeçmez. Bunu Türkiye’nin en faşistlerinin de bilmesinde fayda var. Sandığa rağmen kimse iktidarda oturamaz.

Sandık, Türkiye siyasetinin ‘kutsal’ı. İçinde barındırdığı‘çoğunlukçu’ siyasal kültüre rağmen sandığın dokunulmazlığı demokrasinin ‘sigortası’. Bu kutsala el uzatanlar, onu halktan kaçırmaya çalışanlar sandığa çarpar, kutsala çarpılır.

En faşizan kafalara bile ‘sandık meşruiyeti’nden vazgeçmemeleri tavsiye olunur. ‘Ben kazanırsam milli iradeyi tanırım, kazanamayacağım seçimi ertelerim, ötelerim, kaldırırım, sandığa rağmen seni başkan yaparım’ diyenler varsa fena halde yanılıyorlar.

1 Kasım’da sandığı milletin önüne koyamayanlar meşruiyetini kaybeder. 1 Kasım’da Türkiye’nin bazı bölgelerinde seçimlerin güvenliğini sağlayamayanlar meşruiyetini kaybeder.

Seçimlerin ilan edildiği tarihte, adil bir biçimde ve tüm bölgelerde güven içinde yapılmasının sorumluluğu Türkiye’yi kim yönetiyorsa ona aittir, yani AK Parti’ye ve Cumhurbaşkanı’na…

Son yıllarda giriştiği bütün hukuk dışı, demokrasi dışı uygulamalarına rağmen AK Parti’nin hala tutunduğu tek bir dal var; seçimlerden aldığı meşruiyet. O dalı kırmak hiç rasyonel bir iş olmaz. Sanırım AK Partililer de bunun farkında…

En önemli siyasal değer tükenir

Doğrusu, iktidar partisi ve Cumhurbaşkanı, 7 Haziran sonrası‘demokratik meşruiyet’i zedeleyici işlere kalkışmıştır. AK Parti, Meclis çoğunluğu olmadan yönetmiş, CB hükümet kurma görevini seçimlerden ikinci çıkan partiye vermemiş, Anayasa gereği kurulan seçim hükümetine atanan bağımsızlar AK Parti’liler arasından seçilmiştir.

Bütün bunlar bir ‘geçiş dönemi’nde ‘teamüller ve siyasal etik’dışı uygulamalar olarak ‘tolere’ edilebilir. Ama seçimlere yönelik herhangi bir operasyon AK Parti’nin şimdiye kadar yaptığı en büyük hata olur; hala sahip olduğu en önemli ‘siyasal değer’i, meşruiyeti tüketir.

Demokratik meşruiyeti olmayan bir hükümet-devlet hüküm süremez. Tamam, hüküm sürmek için daha çok güce, şiddete yönelir, ama hem demokratik meşruiyeti olmayan hem de  şiddete yönelen bir güç iktidara tutunamaz. Meşruiyet bir iktidar için hava ve su kadar hayatidir; onsuz yaşayamaz.

Seçimlerin yapılmayacağını, AKP’nin ve Cumhurbaşkanı’nın kaybedecekleri bir seçime izin vermeyeceğini söyleyenler yanılıyorlar. Erdoğan ve Davutoğlu bile bunu göze alamaz, çünkü bu yükün siyaseten ne anlama geleceğini gayet iyi bilirler.

Bedeli sandıkta ödenir

Dahası, seçimin ertelenmesi ancak TBMM kararıyla olabilir. AKP’nin tek başına bu kararı alamayacağı ortada. Böyle bir karar ancak diğer partilerden de birinin katkısıyla alınabilir. Anayasa’ya göre bunun da tek gerekçesi, ‘savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkân görülmemesi.’

Bu olabilir mi? Olabilir diyelim. Ama bu durumda bile bu ülkeyi savaşa sokanlar ve seçim yapılamayacak hale getirenler er ya da geç bunun bedelini sandıkta ödeyecektir.

1 Kasım altın bir fırsat

Ülke yeni bir seçime gidiyor. Her seçim bir fırsat. Muhalefet partileri bu tür spekülasyonlarla uğraşmak yerine önlerine çıkan bu fırsatı görmeli.

AK Parti’yi ‘iktidardan düşürmek’ Erdoğan’ı ‘başkan yapmamak’ istiyorlarsa 1 Kasım altın bir fırsat. 7 Haziran’dan sonra 1 Kasım’da da AK Parti’yi seçimlerde yenme şansı yakalamış durumdalar. Mesele bu…

Seçimlerin ertelenmesi, güvenliği şu anda iktidar olan gücün, yani AK Parti ile Cumhurbaşkanı’nın sorunu. Seçimler üzerine düşecek bir leke en çok onların meşruiyetini zedeleyecek.

65 yıllık çok partili hayatta ülkeyi seçime bile götürememiş (ve bunun için de bir savaşa bulaşmış) bir partinin ayakta durması mümkün mü?