• 7.01.2022 06:40

AKP’nin ‘dış politika markajı’ndan çıkmak için ‘kurucu ayarlar’ doğru bir referans olabilir. Son yıllarda dış politikada görülen akıldışı uygulamaları kurucu ayarlarla kıyaslayan muhalifler, belki iktidardan ’bağımsız’ bir dış politika vizyonu geliştirebilirler.

Kurucu dış politikanın bana kalırsa en önemli ilkesi, ‘güç-hedef’ dengesidir. Bu, ülkenin mevcut kapasitesiyle ‘ulaşılabilir amaçlara’ yönelmesi, yani rasyonel bir dış politika izlenmesi anlamına gelir. İdeolojik körlük veya naif bir geçmiş özlemiyle ülkeyi maceraya sürüklemek, ‘kurucu ayarlar’da bulunabilir bir yaklaşım değildir.

Kurucu liderler ülkenin gücünü aşan işlere kalkışmadılar. Güçlerini ve güçlerinin sınırlarını doğru analiz ettiler. Dolayısıyla ‘sahip olduklarını’ riske atacak işlere girişmediler. Atatürk, Lozan imzalandığında daha 11 yıl önce elden çıkan doğduğu ve büyüdüğü Selanik’i yeniden almayı hayal etmedi, böyle bir hayalle kazanımları tehlikeye atmayı düşünmedi, çünkü dış politikanın kurucu ayarlarında hayal ve macera değil, ‘güç ve hedef’ uyumuna dayanan bir ‘akılcılık’ egemendi.

Son yıllarda bu ilkeden eser kalmadığı aşikar. Özellikle Arap Baharı’ndan itibaren iktidar dış politikada rotasını tamamen şaşırdı. Mursi’yle beraber bölgede rejim değiştirme, hegemonya kurma hayallerine kapıldılar. Demokrasi, refah ve insan kaynakları gibi ‘yumuşak gücü‘ne dayanmak yerine fiili güç kullanarak etraflarına ‘nizam vermeye’ kalkıştılar. Sonuçta Mursi gitti, Esad kaldı. Ardından da bölgede kavga etmedik kimse bırakmadılar. Rasyonaliteden yoksun, ülkenin kapasitesine değil hayallerine göre dış politika yapan bir yönetim, bölgedeki ‘yumuşak gücünü’ de kaybetti, yalnızlaştı.

AKP sonrası ‘büyük barış’ dönemi başlayacak: işbirliği ve diplomasiye dayanan bir büyük barış. İşbirliği barış getirir, barış da ekonomik büyüme ve refah için uygun bir zemin. Eğer kurucu ayarlara dönülecekse, işbirliği ve barış paradigmasına geçiş elzem. Dahası, AKP sonrası iktidar karşı karşıya kalacağı devasa ekonomik problemleri yenmek için de dış politikada ‘barış ve işbirliği’ anlayışına dönmek zorunda. ‘Yurtta barış’ ve refah için dünya ile barışçıl yeni bir ilişki biçimi kaçınılmaz.

Ancak sorun şu; AKP’nin hayal satan, önüne gelenle kavgaya hazır, revizyonist ve maceracı dış politikasını bir kısım muhalefet sözcüsü ve seçmeni de satın almış durumda. Etrafta bayrak sallayarak hamaset yapmayı dış politika sananlarla ‘kurucu ayarlar’a nasıl dönülecek? Muhalifler heyecan ve hamaset yerine ‘makul’e hazır mı?

Bir başka önemli ‘kurucu ayar’, dış politikayı ‘içerinin inşası’ önceliğine bağlamaktır. Kurucu liderler, dış politikanın sorun çıkaran, düşman yaratan, düşmanları birleştiren bir alan olmasına izin vermediler. Zamana ve barışa ihtiyacı vardı ülkenin. Memleketin imarı, yoksulluğun yenilmesi, eğitimin yaygınlaştırılması, devletin ve rejimin inşası için barış gerekiyordu. Savaştıkları Yunan hükümetiyle de barış yaptılar hemen, Anadolu’yu ve İstanbul’u işgale gelen Avrupalı güçlerle de. Çatışma ve gerginliği sürdürmek değildi dertleri, modern bir ulus ve devlet inşa etmekti.

Kurucu ayarlara bu bağlamda da dönüş mümkün ve gerekli. Ülkenin kurumları ve değerleriyle yeniden inşası gerekiyor. Öncelik, yeniden memleketin imarı, kurumların inşası, yoksulluğun yenilmesi. Bunun için barışa ihtiyaç var içte ve dışta. Düşmanlık yerini dostluğa, çatışma diplomasiye bırakmalı. Peki, hazır mı muhalif çevreler sürekli bir güvensizlik üreten ‘dört yanımız düşmanlarla çevrili’ anlatısına son vermeye, ‘Türkün Türkten başka dostu yoktur’ söylemiyle yüzleşmeye? Hazırlarsa, kurucu ayarlara dönüş mümkün…

Kurucu ayarların bir başka esaslı ilkesi, Ortadoğu’daki çatışmalara taraf ve müdahil olmamaktır. Bu ‘altın ilke’yi görmezden gelip, onu basit bir ‘Arap karşıtlığı’ olarak anlayanlar, bölgedeki neredeyse tüm ülkeleri ‘Türkiye karşıtlığı’ ekseninde bir araya getirdi son yıllarda. Türkiye bir yandan Ortadoğu’da yalnızlaşırken öte yandan ‘Ortadoğululaştı’ da.

Kurucu ayarlara dönmeye niyetli muhalifler, Suriye’deki Türk askerlerinin derhal ülke sınırlarına çekilmesini de istiyorlar mı? Irak’ta, Libya’da, Afganistan’da, Somali’de bulunan Türk askerlerinin ‘eve dönmesine’ ne diyorlar? Ortadoğululaştığından yakındıkları ülkelerinin yeniden ‘Batılılaşması’ gerektiğine inanıyorlar mı? Cevapları, ‘evet’se kurucu ayarlara dönülür. Peki, ‘evet’ mi?

Batı’ya ve Batı’nın destek verdiklerine karşı savaştı kurucu liderler ama Batı’yı siyasal, kurumsal ve hatta kültürel bir yöneliş olarak da ‘inkılab’ın ana ekseni yaptılar. Ne Batılı ülkelere ne Batı kurumlarına ve siyasal değerlerine sırtlarını döndüler. Yeni cumhuriyet Batılı siyasal kurumlar, fikirler ve değerler üzerine kuruldu. Ne Kuzey’e öykündüler ne Doğu’ya. İnkılapların bir listesini yapın görürsünüz kurucu liderlerin ilham kaynağını.

Muhalif kesimler gerçekten hazır mı ‘kurucu ayarlar’a dönmeye? AKP kadar, hatta AKP’den daha hızlı ‘Batı karşıtlığı’ yaparak kurucu ayarlara dönmek nasıl mümkün olacak?

Nasıl bilmiyorum ama mümkün olmalı. Zihniyeti ve kurumlarıyla giderek Ortadoğululaşan bu ülkenin yeniden modern, rasyonel ve evrensel kurumlar, ilkeler ve değerlerle inşası gerekiyor. AKP’nin her şeyine itiraz eden muhaliflerin, İslamcı kimlik üretiminin bir mekanizması olan ‘Batı düşmanlığı’na sahip çıkmaları büyük bir çelişki. Batılı siyasal değerlerin ve kurumların yeniden inşa edilmediği bir Türkiye’de ne demokrasi ve hukuk devleti kurulabilir ne de refah üretilebilir.