• 28.11.2021 23:32

Politikacılar ne yaparlarsa yapsınlar haklı olduklarına inanmamızı arzu ederler; her attıkları adımda mutlaka bir hikmet bulunduğunu düşünmemizi isterler. Her durumda yaptıklarına bir kılıf bulurlar. Kılıfa sığmayacak büyüklükteki bariz yanlışları için de hemen bahaneler ileri sürerler. Buna “gerçeklerle karşılaşan politikacı refleksi” diyebiliriz. “Düşmeseydim de zaten inecektim” diyen Nasrettin Hoca refleksinin bir çeşidi…

Tamam da bunu yaparken milletin zekasıyla alay etmekten de kaçınmak lazım. Paramızı pul eden, çarşı pazarı felce uğratan, üretimi durduran uygulamaların bahanesine bakın: Ekonomide yeni bir model deneniyormuş. Allah aşkına, böyle bahane mi olur!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın pazartesi günkü kabine toplantısında yaptığı “Ya ülkemizde eskiden beri hâkim olan anlayışı sürdürerek yatırımdan, üretimden, büyümeden, istihdamdan vazgeçecektik ya da kendi önceliklerimize göre yolumuza devam ederek tarihi bir mücadeleyi göze alacaktık” açıklamasında bu yeni modelin tanımı yer alıyormuş. “AK Parti kurmayları, denenen yeni modelin 5 ay sonra olumlu sonuç vereceğini düşünüyor”larmış.

İyi güzel de bu iktidar iş başına geldiğinde niye denememişler bunu? Ekonomiyi yatırım, istihdam ve üretim odaklı hale getirmenin daha doğru bir politika olacağını yeni mi anlamışlar? Tıpkı faizle ilgili “nas” konusunun akıllarına 20 sene sonra gelmesi gibi.

***

Peki, ekonominin hali niye böyleymiş? Çünkü Türkiye’nin bu yeni ekonomik modele geçmeye hazırlandığını gören dış güçler hemen kur üzerinden saldırı başlatmışlar. Başkanlık rejimine geçmemizden bu yana paramızın yüzde 300 değer kaybetmesinin suçlusu ekonomi uzmanlarının onca uyarısına rağmen inatla uygulanan akıldışı politikalar değilmiş meğer! Dış güçlermiş.

Mesela, yalnızca 128 milyar dolar rezervin satışında ve yalnızca bunun yurt içinde satılan kısmından iki sene içinde meçhul birilerinin en az 300 milyar TL kazanmasının ve bu arada milletin yoksullaşmasının sorumlusu dış güçlermiş.

Mesela, bir arkadaş gazete sahibi olsun diye milletin parasını bu işe yatırıp alacağının üstüne soğuk su içmek zorunda kalan kamu bankalarının buna benzer görev zararlarının sorumlusu dış güçlermiş. Bu bankaların yönetim kuruluna sektörün uzmanları yerine milli güreşçilerin atanmasının da.

Mesela, önceki dönemlerde kâr eden Çaykur, THY, BOTAŞ, PTT, TCDD, Türkiye Denizcilik İşletmeleri, TPAO, Borsa İstanbul, TÜRKSAT, Eti Maden ve Kayseri Şeker’in de aralarında bulunduğu devlete ait şirketlerin çoğunun Varlık Fonu’na devredilip tek elden yönetilmeye başladıktan sonra zarar eder hale gelmelerinin sorumlusu dış güçlermiş. (Çoğu Türkiye’nin kendi kaynaklarını kullanarak “üretim” yapması fikrine dayalı “eski bir ekonomi modelinin” ürünleri olan bu şirketlerin varlıklarını güvence olarak gösterip dışarıdan yüksek faizli kredi toplama fikri de dış güçlerinmiş demek.)

Devletin nasıl yönetilmemesi gerektiğini dosta, düşmana uygulamalı olarak göstermemizin sorumlusu da dış güçler zaten. Devlette kurumsal geleneklerin, tecrübenin, istişarenin, liyakatin vs. bir yana bırakılıp kişiye bağlı yönetim anlayışının örneğini sergileyenler yine dış güçler… Her kurumun merkezdeki dar bir çevrenin kontrolüne alınarak işlevsizleştirilmesinin sorumlusu da dış güçler…

Şahsi ve siyasi çıkarların milli çıkarların önüne geçirilmesinin, dış politikanın iç politikaya meze yapılmasının, kuvvetler ayrılığının sona erdirilmesinin, devlette denge denetleme mekanizmalarının ve hukukun ortadan kaldırılmasının, oy tabanının konsolide edilmesi uğruna toplumdaki kutuplaşmanın körüklenmesinin ve bütün kötü yönetim pratiklerinin sorumlusu da dış güçler…

Bütün bunların doğal sonucu olarak devletin yönetilmez hale gelmesinin, ekonominin yeniden krize girmesinin, işsizliğin, yüksek enflasyonun ve nihayet devalüasyonun sorumlusu da hep dış güçler…

***

Bahse konu dış güçlerin kimliği belirsiz yalnız. Nedense net adres verilmiyor bu konuda. Ama adres BAE değil artık. Bunu biliyoruz. “FETÖ’nün, PKK’nın, DAEŞ’in ve ülkemize saldıran bilumum terör örgütlerinin arkasındaki güç” bugün bizim ekonomik kurtuluş savaşımıza destek veriyor! Hükümetimiz o kadar güçlü ki en büyük düşmanını ayağına kadar getirtip elinden milyar dolarlarını da alıyor.

Mamafih “Biz çok güçlüyüz, bizi kıskanıyorlar, bizden korkuyorlar” diyoruz ama “dış güçler” nasıl oluyorsa hâlâ istedikleri an cebimize “operasyon” yapıp paramızın değerini yok edebiliyorlar. Hükümetimizin görev süresi sona ermeye yaklaşırken aniden ekonomide yeni bir model denemek zorunda kalıyoruz.

Devleti yönetmeyi beceremedik, sistemin çivisini yerinden çıkardık, milleti perişan ettik, çocuklarımızın geleceğini kararttık…” diyemeyeceğimize göre bütün bunların sorumluluğunu muhayyel bir dış güce havale etmek en iyisi. “İtirazlara ve ikazlara rağmen ısrar ve inat ederek girdiğimiz çıkmaz sokaktan geriye dönme şansımız” yok da diyemeyeceğimize göre, seçim gününe kadar “Merak etmeyin, sıkıntı yok, yalnızca ekonomide yeni bir şey deniyoruz” diyeceğiz millete...