• 12.06.2021 10:45
  • (214)

Bugünkü Türkiye tablosu itibarıyla mevcut iktidar kompozisyonunun sürdürülemez olduğu ortada. Yönetemeyen bir hükümet, yönetilemeyen bir devlet var karşımızda. Ekonomide, dış politikada, tarımda, eğitimde, sağlıkta… özellikle son birkaç yıl içinde nereden nereye geldiğimiz ortada.

Merkeziyetçi sistemin ve şahsi yönetimin benimsenip başkanlık rejimine geçilmesinden sonra hemen her alanda yaşananlar facia boyutunda olmakla birlikte yanlış yönetimin sonuçlarının somut olarak herkesçe hissedilebildiği alan ekonomi tabii… Cebinizdeki parayla beş altı yıl önce ne alabildiğinizi, bugün ise ne alabileceğinizi düşünün…

Tek başına bu yetmiyorsa eğitimde, sağlıkta, tarımda veya dış politikada inanılmaz bir hız içinde nereden nereye gelindiğine de bakabilirsiniz.

Bütün bunlara rağmen AK Partililer Başkanlık sisteminin faziletlerini savunmaya devam ediyorlar. Ama çok küçük bir detay var burada: Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin referansı parlamenter sistem! İktidar mensupları mevcut sistemin niye desteklenmesi gerektiğini anlatmak için geçmişte gerçekleştirilmiş olan bir dizi icraatı hatırlatıyorlar bize.

IMF borçlarını ödeyip bitirmiş olmaktan demokratik reformlara, eğitimde ve sağlıkta atılan birtakım yeni adımlardan alt yapı yatırımlarına kadar saydıkları icraat kalemlerinin büyük çoğunluğu 2010’lara kadar yapılmış işler. 2010’lu yıllarda ise önce parti yönetiminin, sonra da devlet yönetiminin yavaş yavaş merkezileştiğini ve giderek şahsileştiğini görüyoruz. (İktidar partisindeki bu “geçiş” süresinin dinamiklerini daha önce anlatmaya çalışmıştım.) En sonunda da bu yönetim anlayışı resmî bir çerçeveye oturtuldu ve Başkanlık sistemine geçildi.

İşte bu dönemde yapılan işlerin referans olma değeri yok. Çünkü böyle bir yönetim sistemiyle bir devletin yönetilmesi mümkün değil ki övünülecek işler yapılabilmiş olsun. Başkanlık rejimine geçilmesinden önceki “ara süreç” olan partili cumhurbaşkanlığı döneminde de durum daha iyi değildi tabii. Aslına bakarsanız, AK Parti iktidarlarının bugün de kredisini tüketmeye devam ettikleri “olumlu işler” parlamenter demokratik sistem içinde ve üstelik Erdoğan’ın “dünya lideri, ümmetin reisi” falan olmadığı, hatta ve hatta parti genel başkanlığının bile “eşitler arasında birinci”likten ibaret olduğu zamanlarda gerçekleşti… İlginç değil mi?

Bu tabloda asıl ilginç husus AK Parti’nin bürokratik vesayetten şikâyet ettiği -yani gerçek anlamda iktidarda olup olmadığının bile tartışıldığı- zamanlarda “başarılı icraat” yapabilirken devletin bütün kurumlarına hükmettiği ve bu arada yargıyı, medyayı, sermayeyi de kontrol altında tuttuğu günlerde kötü yönetimin “kitabını yazması”. Bu şaşırtıcı çelişkinin açıklaması basit. Hemen her fırsatta dile getiriyoruz: Devletin yönetilmesi için kurallara, kurumlara, kurumsal tecrübeye, ehliyet ve liyakat temelinde oluşturulan kadrolara, istişare kültürüne, yargı kurumunun bağımsızlığına vs. vs. ihtiyaç var. Bütün bunların değerini ve anlamını bilmek için de bir parça tarih bilgisine… Çünkü bunlar olmayınca devletin -masallardaki veya efsanelerdeki gibi- padişahın ağzından çıkan bir fermanla yönetilebileceğini düşünmek -kibar bir tanım kullanayım- naiflik.

Her neyse… Bu sıkıntılı sürecin artık çok fazla sürmeyeceğine, sürpriz bir erken seçim kararı alınmazsa en geç 2023’te sona ereceğine ilişkin beklentiler paralelinde muhalif cephede de gelecek projeksiyonu çalışmaları arttı. Bu minvalde mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ne yapılacağına ilişkin tartışmalar da boyut kazandı.

Genel olarak parlamenter hükümet sistemine, yani başbakanlık yönetimine geri dönüş fikri muhalefet partilerinin hepsinin tabanında ve tavanında kabul görüyor gibi. Yalnızca “geçiş süreci” konusunda bir belirsizlik var. Hemen mi eski sisteme geçme adımları atılmalı yoksa kademeli olarak bir geçiş mi gerçekleştirilmeli? Bu konuda da farklı görüşler olmakla beraber kademeli bir geçiş fikrinin daha fazla destek bulduğu söylenebilir. Ama bunu biraz da iktidarın devredilme şekli belirleyecektir.

Kimi zaman muhalefet saflarından gelen bazı sesler halihazırda devletin bütün kurumlarının yanısıra medyayı, yargıyı, sermayeyi ve hatta sivil toplumu kontrol eden bugünkü iktidar yapısının dönüştürülebilmesi için yine bu şekilde bir kontrolün bir müddet daha sürdürülmesi gerektiğini söylüyor. Geçiş sürecinin kademeli olarak gerçekleştirilmesi fikrini makul bir yaklaşım olarak görmek lazım. Ne var ki AK Parti iktidarını bugünkü noktaya getiren yanlışları tekrarlamanın müstakbel iktidarları da ayın akıbete götüreceği de hiç unutulmamalı.