• 3.06.2021 06:57
  • (135)

Seçmen davranışlarının algoritmaları konusuna değinirken “iktidar yıpranması” sürecinde ekonomik sıkıntıların etkisinin sanılandan az olduğuna ilişkin bulgulardan söz etmiştim. Sözgelimi Prof. Ali Akarca’nın tespitine göre seçmen davranışları üzerinde ekonomik büyümenin pozitif etkisi enflasyonun negatif etkisinden kat kat büyük. Dahası, seçmen yalnızca son bir senenin ekonomik şartlarını göz önünde bulunduruyor sandığa gittiğinde. Bu da iktidar partisine avantaj kazandırıyor.

Ne var ki Türkiye’deki mevcut iktidarın seçmenin bu alışkanlığına bel bağlayan rahatlığı rasyonel değil. Çünkü bu ülkede yaşanan sorun artık hayat pahalılığı değil, keyfi ve kötü yönetimin yol açtığı bariz olan ekonomik kriz. Hayat pahalılığı ve işsizlik gibi sorunları kendi başlarına değil.. 128 milyar dolar rezervin eritilmesi, ihtiyaç akçesinin harcanması, bağımsız olması gereken Merkez Bankasının siyasi merkeze bağlanması, ekonomi yönetiminin eş dost akrabaya verilmesi, faiz-enflasyon ilişkisine dair birtakım fantastik tezlerin uygulamaya çalışılması vs. vs. gibi örnek olaylar bağlamında değerlendirmek lazım. Bütün bunların milletin gözünden kaçtığını da düşünmemek lazım.

Dolayısıyla ekonomide yaşanan bunca sıkıntının sandıkta bir yansımasının olmayacağını varsaymak mantıklı bir yaklaşım olmaz.

***

Peki, yakınlarda bir suç örgütü liderinin iddiaları bağlamında yeniden tartışmaya açılan “yolsuzluk” konusunun iktidar oyları üzerinde yıpratıcı etkisi söz konusu olur mu?

Bu sorunun gündeme gelmesinin de sebebi daha önce bu türden iddiaların negatif yönde etkisinin görülmemiş olması. Hatta, tam tersine, 17-25 Aralık sürecinde FETÖ’nün bu yoldaki girişiminin iktidar oyları üzerinde pozitif etki yapmış olması.

O günkü iddialar ile bugünküler arasında benzerlikler ve -başta bazı siyasetçi isimleri olmak üzere- ortak noktalar çok fazla olduğuna göre AK Parti seçmeni yine benzer bir tepki mi verir sandıkta?

17-25 Aralık süreci toplumun çok geniş bir kesimi tarafından FETÖ’nün siyasi iktidara yönelik “yargı darbesi” girişimi olarak görülmesi bakımından ayrıca değerlendirilmek durumunda. Seçmenin bu örnekte iktidara destek vermesi özel bir durum. Ne var ki siyasetçilere yönelik yolsuzluk iddialarının -gerçek olduğu çoğunlukça kabul edilse bile- her zaman sandık tercihlerini değiştirmediğini de unutmamak lazım. Bize has bir durumdan söz etmiyorum, dünyadaki pratik bu şekilde.

***

Kamu gücünün kişisel çıkar için kullanılması” diye tanımlanan yolsuzluk dünyanın her ülkesinde görülüyor ama zengin ülkelerde daha az, fakir ülkelerde ise daha çok görülüyor. Demek ki yolsuzlukla fakirlik arasında da bir bağlantı ve ortaklık var. Herhalde bu ortaklık her ikisine de kaynaklık eden hukuk eksikliği problemi. Bir ülkede hukukun üstünlüğü veya kanun hakimiyeti olmayınca verimli bir ekonomi düzeni de olmuyor. Çünkü ekonomi kuralların belli olduğu bir sosyo-politik düzen istiyor. Özetle, hem yoksulluğun hem de yolsuzluğun sebebi hukuksuzluktur. (Meraklısı için not: Dünyaca ünlü ekonomi bilginimiz Daron Acemoğlu’nun Amerikalı meslektaşı James Robinson ile birlikte kaleme aldığı “Niçin Bazı Milletler Başaramıyor” [Türkçeye “Ulusların Düşüşü” başlığıyla çevrildi] kitabında güncel ve tarihi örneklerden hareketle kapsayıcı toplum-dışlayıcı toplum karşıtlığı üzerinden bu tez işlenir.)

***

Zaten yolsuzluk demek ülke kaynaklarının verimli ve adil şekilde kullanılmasının engellenmesi demektir. Dolayısıyla yoksulluğu yenmek için önce yolsuzluğun ortadan kaldırılması vaz geçilmez bir gereklilik. Ancak yolsuzlukla mücadele dışarıdan görüldüğü kadar kolay bir iş değil. Çünkü bunun için öncelikle toplumun yolsuzluklardan şikayetçi olması gerekir. Bazı durumlarda toplum bu konuyu tolere etme eğiliminde olabiliyor. Özellikle ülkedeki genel refahın henüz sürdüğü zamanlarda yolsuzluklar karşısında “Adamlar çalıyor ama çalışıyor” yaklaşımı benimsenebiliyor. Bazı toplumlarda ise “Kim gelse çalacak” anlayışı çerçevesinde yolsuzluğun bir ölçüde meşrulaştırılması yoluyla iktidara yönelik desteğin sürdürüldüğüne şahit olunabiliyor. İktidarın bu konudaki söylentileri yalan, iftira ve algı oyunu olarak gösterebilmedeki becerisi de ayrı bir belirleyici burada…

Görüldüğü kadarıyla yolsuzluğun sandık tercihlerini etkilemesi ancak başka faktörlerin de devrede olduğu durumlarda söz konusu oluyor. Bunlar ekonomik kriz, savaş, yönetilemeyen doğal afet gibi büyük hadiseler. Bir de seçmen ile partisi arasındaki ideolojik temsil mekanizmasının zayıflaması… Son olarak da bu ikisi arasındaki güven ilişkisine zarar verecek ölçüde bir çıkar farklılaşması algısının oluşması…