• 15.05.2021 06:31
  • (150)

ABD’li ünlü sosyal psikoloji bilgini Robert Cialdini’nin dilimize “İknanın Psikolojisi” diye çevrilen kitabında rastladım: Kanada’da yapılan bir araştırmaya göre hipodroma giden insanlar, bir yarış atı üzerine müşterek bahis oynadıktan sonra bu atın kazanmasına bahisten öncekine göre daha fazla ihtimal veriyorlarmış.

Çünkü herhangi bir konuda herhangi bir tercihte bulunduğumuzda bundan sonraki davranış ve tutumlarımızın bu önceki tercihe uygun olmasını gözetiyoruz. “Tutarlı olma (veya öyle görünme) baskısı” diyor Cialdini buna. İnsan psikolojisinin yarı karanlık koridorlarından birini oluşturan bu özelliğimizle ilgili epeyce ilginç bir hikâye anlatıyor ayrıca kitapta:

Cialdini’nin komşusu Sara birlikte yaşadığı erkek arkadaşı Tim’den içkiyi bırakmasını ve kendisiyle evlenmesini istemektedir. Tim bu talepleri kabul etmeyince en sonunda ayrılırlar. Bu sırada Sara’nın eski erkek arkadaşı şehre çıkagelir ve yeniden görüşmeye başlarlar, bir süre sonra da evlilik kararı alırlar. Nikah hazırlıkları başlamışken Tim’den telefon gelir. İçkiye tövbe etmiştir ve evlenmek istiyordur. Sara geçmiştekileri yeniden yaşamak istemediğini ileri sürerek önce ret cevabı verir ama Tim ısrarla artık değiştiğini anlatıp bir şans daha istemektedir. İki arada kalan Sara hayatının en önemli tercihini yapar ve nikah hazırlıklarını iptal edip Tim’e geri döner. Gelgelelim Tim bir ay geçmeden Sara’ya “içkiyi bırakmasına gerek olduğunu sanmadığını” söyler, bir ay sonra da “evlenmeden önce iyice bir düşünmeleri gerektiğine” karar verir…

O günden bu yana iki yıl geçti”, diyor psikolog komşu, “Tim ile Sara tıpkı eskisi gibi yaşıyorlar. Tim hâlâ içiyor ve henüz bir evlenme planı da yapılmış değil, ama Sara kendisini Tim’e eskisinden çok daha fazla adamış bulunuyor. Bir seçim yapmaya mecbur kalmış olmasının kendisine kalbinin gerçek sahibinin Tim olduğunu öğrettiğini söylüyor.”

Buradaki anahtar “bir seçim yapmaya mecbur kalmış olmak” ifadesi.

HHH

Galiba seçmen davranışlarının şekillenmesinde en önemli faktörlerden biri olan “parti sadakati” de böyle bir duygusal pranga. Kolayca üstesinden gelinemiyor. Spor kulübü taraftarlığı gibi… Sözgelimi bir Fenerbahçe taraftarı takımının başarısızlıklarına kızıp Galatasaray’ı tutmaya başlamaz. Futbolcular transfer olurlar ama taraftarlar transfer olmazlar. Aynı şekilde seçmenin parti değiştirmesi de milletvekillerinin parti değiştirmesinden daha zordur. Çünkü profesyonellik boyutu yoktur taraftarlığımızın.

Kimileri bugünkü iktidar partilerinin her şeye rağmen hâlâ anketlerde yüzde 40 civarında oy alıyor görünmelerine anlam veremiyor, inanamıyor. Muhalefetin yeterince etkili olmamasına bağlıyor bu durumu ve muhalefet partilerini suçluyor bunun için. Muhalefet partilerinin eksikleri var elbette ama asıl sorun bu değil. Asıl sorun seçmenin parti sadakatini terk etmesinin zorluğu. Onun için bu kadar yavaş değişiyor aritmetik tablo.

Daha önce de başka vesilelerle söz ettim: Garaudy’nin Kıyısız Bir Gerçekçilik Üzerine isimli eserine yazdığı önsözde ünlü komünist şair Aragon “Marksist insan bir bahse tutuşmuş olarak konuşur” diyordu. Bu tutum herhalde bütün ideolojiler ve bütün inanışlar için geçerli olmalı. Çünkü savunduğumuz görüşün doğruluğunu ve dolayısıyla haklılığımızı matematik kesinlikle ispat edemiyoruz ama günün sonunda yanılmış olmayı da istemiyoruz. Böylece bir bahse tutuşmuşçasına tutkuyla kendi fikrimize sarılıyoruz ve başka ihtimallere gözümüzü kapatıyoruz.

Mümkün olabildiğince tabi…

HHH

Cialdini adını andığım kitabında bir tercihte bulunmuş olmanın yol açtığı tutarlılık baskısının “konforunu” da çok güzel anlatıyor: “Sorun üzerinde kafa patlatmamıza gerek kalmamıştır. Sorunla ilgili gerçekleri tanımlayabilmek için her gün saman yığınları içinde iğne aramamıza gerek kalmamıştır; lehte ya da aleyhte olan şeyleri tartabilmek için zihinsel enerjimizi harcamak zorunda değilizdir, daha başka bir zor seçim yapmamıza da gerek yoktur. Bunun yerine sorunla karşılaştığımızda yapmamız gereken tek şey tutarlılık bandımızı döndürmeye başlamaktır, gırrr; böylece neye inanmamız, ne söylememiz ya da yapmamız gerektiğini biliriz. Daha önce verilmiş kararımıza uyan herhangi bir şeye inanmak, onu söylemek ya da yapmak yeterlidir.”

Yazarımız ardından bu konuyu ilişkin olarak Sir Joshua Reynolds’ın vecizesini aktarıyor: “İnsanın, düşünme uğraşından kaçabilmek için sığınmayacağı hiçbir önlem yoktur.”

HHH

Yazıdaki alıntıların tamamının kaynağı: Robert B. Cialdini, “İknanın Psikolojisi”, Çeviren: Fevzi Yalım, MediaCat, 2005.