• 24.04.2021 07:44
  • (160)

Her 24 Nisan öncesinde görmeye alıştığımız rutin bu yıl tekrarlanmadı. Önceki yıllarda özellikle görev sürelerinin başında olan ABD başkanları ülkedeki güçlü Ermeni lobilerine verdikleri sözü tutma konusunda baskı altına alınırlardı. Bir yanda lobiler ve bir kısım Kongre üyeleri, diğer yanda Türk yetkililer ve iki ülke arasındaki ilişkilerin zarar görmesinden ABD çıkarları adına kaygı duyan Amerikan devlet kurumları Başkan’ı etkilemek için son güne kadar çaba gösterirlerdi.

Anlaşıldığı kadarıyla bu yıl yalnızca bu ikinci grup çaba gösterdi.

Türk tarafı nedense bu yıl bu konuda hiçbir adım atmadı. Bizden giden bir talep veya itiraz söz konusu olmadığı için Pentagon’daki veya State Department’daki “dost unsurlar” da (ne kadar kaldıysalar artık) harekete geçmediler. Bu yıl profesyonel bir lobi hizmeti almayı da düşünmediğimiz anlaşılıyor.

Ermeni örgütlerinin çok uzun yıllardır sabırla sürdürdükleri yoğun çalışmaların sonucunda ABD’deki eyaletlerin çoğunda 1905 olaylarını soykırım olarak niteleyen kararlar alındı gerçi ama Amerikan Başkanı’nın bu kelimeyi kullanmasının başkaca hukuki ve siyasi sonuçları da olabileceği öngörüldüğünden Türk devletinin ilgili kurumları bu ihtimale karşı hep tetikte oldular. Bugüne kadarki her girişim önce kurumlar arası diyalog ve son aşamada liderler seviyesinde “siyasi temas”  yoluyla engellendi.

Ne var ki Ankara bu 24 Nisan’da Amerikan Başkanı’nın 1915 olaylarını soykırım olarak tanımlamasına engel olmak için bir girişimde bulunma ihtiyacı duymadı.

Öyle ki Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceki yıllardaki gibi Amerikalı mevkidaşına herhangi bir çağrıda bulunmak yerine, olacakları kabullenmiş şekilde daha üç gün önce  “Ermeni soykırımı yalanına ve siyasi hesaplarla bu iftiraya arka çıkanlara karşı hakikatleri savunmaya devam edeceklerini” bildirdi. 

***

Bu tutumun birkaç sebebi olabilir. İlki Beyaz saraydaki makamına  dört ay önce oturmuş bulunan Biden’ın henüz Erdoğan’ın tebrik aramasına geri dönüş yapmamış olması. Yani bir anlamda iki hükümet arasındaki ilişkilerin “dondurulmuş” durumda olması. Dolayısıyla herhangi bir konuda müzakere veya pazarlık yapabilmek için gereken iletişim imkanının bulunmaması.

Bugüne kadar ABD’deki iç iktidar mücadelesine karışmaktan daima geri durmuş olan Ankara’nın ilk defa Trump’ın hatırına bu geleneğin dışına çıkmasının sonuçlarından söz ediyoruz.

Ankara’nın bu yıl 24 Nisan konusunda sessiz ve tepkisiz kalmasının bir başka sebebi pazarlık masasına oturulduğunda karşı tarafa sunabileceği bir şeyin olmaması olabilir. Veya karşı tarafın ne isteyeceğinin tahmin edilmesi ve bu konunun mümkün olduğunca gündem dışında kalmasına ihtiyaç duyulması.

Şöyle bir beyin jimnastiği yapalım:  Biden yönetimiyle iletişim imkânı bulabilseydik muhtemelen pazarlık masasına önce S-400 konusu başta olmak üzere Rusya ile ilişkiler paketi  getirilirdi. Ne var ki  bu konuları müzakere masasında görmek  Rusya’nın öfkesini çekebileceği için Ankara o masaya hiç oturmamayı tercih etmiş olabilir. Çünkü Ankara yakın zamanda gerçekleştirdiği ama mantığını hiç kimsenin kavrayamadığı birtakım dış politika adımları sonrasında “iki arada bir derede” denebilecek bir pozisyonda buldu kendisini. Birçok alanda ne Amerika’yı ne de Rusya’yı kızdırmadan hareket etmesi gerekiyor. Ama bu da mümkün olmadığı için özellikle belirli konularda hareketsizliği yeğlemek zorunda kalıyor. Böyle durumlarda “Bakalım ne olacak” diye bekliyoruz.

***

Şu da var: Amerikan Başkanı’nın Türk milletinin haysiyetini hedef alan  ‘soykırım’ ithamını ifade etmesi Türkiye’de zaten zirve noktada olan Amerikan aleyhtarlığını güçlendirir. “Çirkin Amerika”ya duyduğumuz öfkeyi ve nefreti büyütür. Hiç kimse bu konuda neden harekete geçmedi diye iktidarı suçlamaz. Onu yapacak olan da “Hırsızın hiç mi suçu yok” diye susturulur, haklı olarak...

Hatta böylesine bir saldırı karşısında bu ülkede herkes tek yürek olur, “Eyy Biden...” diye başlayacak bir konuşma gönülden alkışlanır. Ülkemizin, milletimizin ve tarihimizin böylesi bir haksızlıkla karşılaşması bu hususlarda duyarlığı keskin olan iktidar partilerinin tabanında da konsolidasyon manivelası olur.  Dolayısıyla iktidarın siyasi bir kaybı söz konusu olmayacak. Ancak buradaki sonuçtan siyasi bir kazanç elde etme düşüncesi olabileceğine de ihtimal vermek istemiyorum şahsen.  

Yine de tam bir ay önce bu sütunda çıkan “24 Nisan uyarı yazısı” şu satırlarla sona eriyordu: Biden’ı 1915 olaylarını jenosit diye anan ilk Başkan olma hevesinden vaz geçiremezsek ne bunun Türk kamuoyunda doğuracağı tepkiyi iç siyasette kullanmaya veya “içe kapanma” aracı yapmaya kalkışmak iktidar partilerinin ömrünü uzatır ne de olaya dışarıdan bakmak muhalefetin devralacağı enkazı hafifletir. Bunu da herkesin bilmesinde fayda var.