• 22.12.2020 00:00
  • (1265)

 kkore.jpg

Mevcut iktidar boyuna iç ve dış tehditlerden söz ediyor, hatta “beka” tehlikesinden dem vuruyor. İnsanlara ümit vererek değil korkutarak ülkeyi yönetmek kolayına geliyor herhalde. Ama bir yandan milleti hayalî tehditlerle korkuturken bir yandan da abartılı övünmelerden geri durmuyor. Şöyle büyüğüz, böyle güçlüyüz. Dünyadaki büyük güçler bizden korktukları için bizimle uğraşıyorlar!

Benzetmek gibi olmasın, bu anlamda Kuzey Kore de bizi andırıyor biraz. Kuzey Koreliler de bütün dünyanın kendilerini kıskandığını, onun için ülkelerine düşmanlık ettiklerini düşünüyorlar. Orada devletin devasa propaganda aygıtı bu düşünceyi pompalıyor zihinlere. Dışarıyla irtibatı kesik, internet erişimi olmayan, devlet kanalı dışında TV izleyemeyen insanlar dışarıdaki dünyanın bir tür cehennem olduğuna, sözgelimi Güney Kore’deki soydaşlarının açlıktan kırıldığına falan inanıyorlar. Yalnızca güney komşularının değil, bütün dünyanın ve bilhassa Amerikalıların Kuzey Kore’deki yüksek hayat standartlarını kıskandığını düşünüyorlar. Liderlerini gerçekten seviyorlar. O komik adama ölümüne sadakat hissediyorlar.

Kore devlet televizyonunun çekip dünyaya servis ettiği tuhaf görüntüler var ya… Gerçek olabileceğine inanmadığımız, “tiyatro” dediğimiz… Gidip görenlerin, bu ülkeyi bilenlerin anlattığına göre onlar gerçek. Hani, bir önceki devlet başkanı öldüğü zaman üzüntüden üstlerini başlarını yırtan, hıçkırarak ağlayan insanların görüntüleri… Ölen liderin yerine gelen oğluna gösterilen aşırı abartılı sevgi ve hayranlık… Hepsi gerçek. Çünkü liderleri hakkında üretilmiş olan resmi mitolojiye içtenlikle inanıyor bu insanlar. Sözgelimi Kim İl Sung’un 13 yaşındayken bağımsızlık savaşının liderliğini üstlenmiş olduğuna, kendisinin ve oğlunun doğaüstü yetenekler taşıdıklarına, mesela ışınlanarak seyahat edebildiklerine, kurucu liderin doğduğu an gökyüzünde iki gökkuşağı ve parlayan bir yıldız görüldüğüne vs. vs. iman ediyorlar.

***

“Oğul Kim” (şimdikinin babası) ise resmî biyografisine göre henüz üç haftalıkken yürümüş, iki aylıkken konuşmuştur. Üniversitede okuduğu üç yıl içinde bin beş yüz kitap yazmış, altı da opera bestelemiştir. İlk kez gittiği golf sahasında oynadığı ilk oyunda yaptığı atışlarla dünya rekorunu kırmıştır. (Kim’in 17 korumasının her birinin şahitlik ettiği bu rekoru Guinness kabul etmiyor.)

Bugünkü lider “Torun Kim” ise daha üç yaşındayken araba kullanabiliyor, dokuz yaşındayken yelken yarışlarına katılıyordu. Ne var ki Kim Jong Un’un babasıyla dedesinden farklı olarak daha çok “bilimsel başarılarıyla” anılmak istediği söyleniyor. Nitekim devlet medyasının servis ettiği bir habere göre “sevgili lider”in yönetimindeki bir bilim heyetinin geliştirdiği aşı AIDS, Ebola, kanser ve kalp hastalıklarını tamamen iyileştiriyor.

Takdir edersiniz ki bunların yanında bizim Atatürk veya Abdülhamit isimleri etrafındaki mitolojik inançlarımız gayet rasyonel kalıyor. Keza her türlü dinin yasaklanmış olduğu Kore’deki lider kültü çerçevesinde üretilen “ibadet formları” da bizim dünyaya dinî ayin görüntüsü verdiğimiz 10 Kasımdaki saat 9’u beş geçe ritüellerini neredeyse seküler bir saygı gösterisinden ibaret saymamızı gerektiriyor: Kuzey Kore’deki her evde iki liderin fotoğraflarının bulunması zorunluluğu var; yetkililer zaman zaman evlere baskın yapıp fotoğrafların durumunu denetliyor… Ayrıca bütün yetişkinler sol göğüslerinde Kim İl-sung rozeti taşımak zorunda. Ülkenin kullandığı takvim de Kim İl-sung’un “milat yılı” olan 1912’den başlıyor. Kuzey Kore’de 109 yılındalar şu anda. Yılbaşı ebedi liderin doğum günü olan 15 Nisan...

***

“Lidere sadakat”in resmî ideoloji olduğu dünyaya kapalı Kuzey Kore’de belki bütün otokrasilerin, lider tapınmalarının, tek adam yönetimlerinin karikatürü sergileniyor. Bu abartılı tablo hukuk ve demokrasi eksikliğinden şikayetçi olan diğer toplumlara da “Biz o kadar değiliz canım” diyerek rahatlama imkânı veriyor.

Ancak bir ülkedeki siyasi yapıyla toplumsal zihniyetin birbirinden ayrı olmadığını ve birbirini beslediğini unutmamak lazım. Kuzey Korelilerin lidere sadakati en yüce değer olarak benimsemelerinde ve buna bağlı olarak yönetimin ürettiği yalanlara büyük iştiyakla inanma eğilimi göstermelerinde hepsi üst üste gelen tesadüfler ve buradaki propagandanın başarısı kadar uzak doğu toplumlarının çoğunda görülen kolektivist zihniyetin de etkisi olmalı. Bu zihniyetin oluşumunda bölgenin coğrafi şartlarının ürettiği özgün tarihî dinamikler ve bilhassa Konfüçyan değerlerin katkısı tartışılan bir konu...

Yani, Kuzey Korelilerin bize inanılmaz görünen mitolojik yalanlara inanmalarını kolaylaştıran bünyevî (yapısal) şartlar var. En başta Kuzey Kore toplumunda “bireysel kimlik” yok. Çünkü kolektivist kültürün hâkim olduğu toplumlarda ben yoktur, biz vardır. Bazı yönleriyle bireyci kültürün hâkim olduğu toplumlar karşısında avantajları da olan bu kültür aynı zamanda “baba figürüne” zaafı yüzünden maalesef kötü niyetli otokrasi arayışlarına kolayca alet edilebiliyor. Kuzey Kore’deki durum bu.

Yazının başında bizdeki iktidar retoriğinin Kuzey Kore’deki resmi retoriği andırdığını söyledim. Kuzey Kore’nin durumu bizdeki duruma tıpatıp benzemiyor elbette. Benzerlik siyasetin söyleminde daha çok. Türk toplumu yöneten-yönetilen ilişkisinde neyin ne olduğunu büyük ölçüde kavrayabilecek olgunluğa ve donanıma sahip. Ne var ki köklü bir tarihi ve esaslı devlet tecrübesi olan bu milletin kimi zaman benzer basitlikte bir propaganda mekanizmasıyla yönlendirilebilmesini mümkün kılan zaafları da yok değil. Bu zaafların kaynağında da kolektivist kültüre yatkınlığımız, baba figürüne düşkünlüğümüz ve güncel olarak da toplumsal yapının kültürel seviyede parçalanmışlığının siyasetin istismarı yüzünden giderek büyümekte olması yer alıyor.