• 10.10.2020 00:00
  • (702)

 İktidar partisinin son bir iki yıldır hızla kan kaybetmekte oluşu realite. Vaktiyle “tek başına” yüzde elli civarında oy alabilen AK Parti 2018’den itibaren ancak MHP ortaklığıyla bu çıtaya ulaşabilir hale geldi. Önce adım adım parti yönetiminin, ardından 2018’de Başkanlık rejiminin hayata geçmesiyle ülke idaresinin tam olarak “merkezileşmesi” hatta kişiselleştirilmesi sonucunda ortaya çıkan “yanlış yönetim” veya “kötü yönetim” pratiğinin başta ekonomi olmak üzere her alanda yol açtığı sıkıntılar artık “sokaktaki adam”ın hayatını da doğrudan etkiler duruma geldi. Dolayısıyla kamuoyu araştırmalarına bakıldığında Cumhur İttifakı’nın oylarının yüzde elli çıtasının artık epeyce altında görünmesi şaşırtıcı değil. Başka bir ifadeyle, iktidar partisinin oylarındaki erimenin sürmesi normal.

Gelgelelim bahse konu bu erimenin çok yavaş olması ve kitlesel mahiyette olmaması dolayısıyla siyasi dengelerin hala bıçak sırtında olduğu düşünülüyor. Daha da önemlisi, iktidardaki erimenin muhalefet partilerine teveccühe çok fazla dönüşmüyor görünmesi. 

Bu durumu yalnızca “siyasi rejimin karakteri itibarıyla vatandaşın siyasi görüşünü açıklamakta çekingen oluşu” izahına bağlamak çok ikna edici olmaz. Vatandaş her ne kadar iktidar partilerinden ümidini kesmiş görünse de alternatif konusunda bir karara varmış da görünmüyor. 

* * *

Cumhur İttifakı’nın bugünkü bunca olumsuz şartlara rağmen “iktidar yıpranması” denilen doğal süreçten minimum seviyede etkileniyor olmasının gerçekçi bir izahını bulmak muhalif siyasetin yapması gereken ilk iş olmalı. Öyle görünüyor ki bu durumun tek bir izahı da yok. Karşımızdaki tabloda hem muhalefetin kendini alternatif olarak kabul ettirme konusunda yetersizlikleri var hem de iktidarın toplumla iletişimindeki devam eden üstünlüğünün yansımaları. Toplumla iletişimi derken bunu medya gücüne egemen olmaya veya devletin mekanizmalarını bütünüyle kontrol etme imkanına bağlamak da eksik bir değerlendirme olur. İktidar söyleminin toplumsal psikolojiyi (isterseniz algıları diyebilirsiniz) kontrol edebilme gücü önemli burada. Söylemin gücünün veya etkisinin ise basitliğinden kaynaklandığı ilginç olsa da bariz bir gerçek. Popülist siyasetin temel niteliği bu zaten. Her şeyi izah eden bir hikâye anlatıp gerektikçe bu hikâyenin içindeki unsurları güncelleyebilmek. 

Erdoğan ve ekibi bunu yapabiliyor. Basit bir hikayeleri var her şeyi açıklayan. Zaman içinde hikâyenin çatısı aynı kalmak şartıyla içeriğinde güncellemeler yapıyorlar. Kürt açılımı sırasında milliyetçilik ayaklar altına alınıyor, Cumhur İttifakı devrinde herkesten daha milliyetçi olunuyor. İyi adam kötü adama, kötü adam iyi adama dönüşüyor ama senaryonun dayandığı temel hikâye değişmiyor. 

Biri iki sene öncesine kadar Erdoğan’ı iktidardan indirmenin Türkiye’yi uçuruma düşmekten kurtaracak yegâne yol olduğunu söyleyen MHP lideri Bahçeli’nin şimdi ülkemizi uçuruma düşmekten kurtarmanın tek yolunun Erdoğan’ı iktidarda tutmak olduğunu söylemesi de böyle bir güncelleme. Ana hikâye değişmiyor, yeni şartlara göre bazı detaylar değişiyor yalnızca. 

* * *

Buna belki “esneme yeteneği” de diyebiliriz. Muhalefet bloku karşısında Cumhur İttifakı’nın avantajı bu esneme yeteneği. Peki muhalefetin ihtiyacı da bu anlamda esneme yeteneğini geliştirmek mi? Hayır. Muhalefetin ihtiyacı topluma anlatacağı basit bir hikâye. Daha doğrusu muhalefet partilerinin hem ülkenin bugünü hem de geleceği hakkında söyleyeceklerini bir bütünlük ve -daha da önemlisi- süreklilik içinde ifade etme çabalarını arttırmaları lazım. Zaten tek tek muhalefet partilerinin olmasa bile bir bütün olarak “muhalefet bloğu”nun zihinlerde “alternatif var” algısını oluşturması ve iktidar bloğunu -özellikle İstanbul ve Ankara yerel seçimlerinin ardından- geriletmeye başlamış görünmesi ortaya iyi kötü bir “ortak hikâye” çıkmış olmasıyla ilgili. 

Peki, bu iş bununla biter mi? Anlatılan hikâyenin basitliğine dayanan bir söylem gücüyle toplumun psikolojini yönetmek kolay mı? Kolay değil ama burada problem kolaylık veya zorluktan ziyade hikâyede doğru oyuncuların doğru rollerde olması ihtiyacıyla ilgili. Sözgelimi muhalefet partilerinin iktidar partilerinin tabanından oy alma zahmetine -ve belki bunun gerektirdiği bazı risklere- girmek yerine muhalefet tabanındaki seçmene yönelmeleri ortak hikâyenin doğru anlaşılması yolunda en önemli engellerden biri. 

Bugün muhalefet bloğunun yakaladığı ivmenin sürdürülebilir olması için yalnızca iktidar partilerinin oylarındaki erimenin devam etmesi yeterli değil. Kendi hikayelerini de geliştirmeleri ve tabii bunu mümkün olduğunca toplumun zihnine ve yüreğine ulaşacak bir dille anlatmaları gerekir.