• 19.09.2020 00:00
  • (714)

 Hem ekonomide hem de dış politikada rasyonellikten ayrılmanın doğurduğu olumsuz sonuçlara ve hususen dış politikayı iç politikaya karıştırmanın sakıncalarına dikkat çekildiğinde verilen cevaplar aşağı yukarı şöyle oluyor:

“Biz dünyaya yeni bir nizam verme mücadelesindeyiz. Türkiye’yi İslam aleminin ve dünyanın lideri yapma mücadelesi bu. Ama aynı zamanda beka mücadelesi... Türkiye iç ve dış düşmanların saldırısı ve kuşatması altında. Bugünkü iktidara destek vermezsek bizi tarih sahnesinden silerler. Esenyurt düşerse Kudüs de düşer, Saraybosna da düşer...” 

Hangisini beğenirseniz onu alın. İsterseniz Türkiye’yi dünya lideri yapma anlatısını, isterseniz Türkiye’yi yok olmaktan kurtarma açıklamasını... İsterseniz de mantığın zincirlerinden tamamen kurtularak birbirini tekzip eden bu iki hikâyeyi birleştirerek kullanın. Önemli olan gerçeği bulmak değil yanlışlara gerekçe uydurmak olduktan sonra hangi hikâyeyi anlatacağınızın veya dinleyeceğinizin önemi yok. 

Ama şu var: AK Parti 18 yıldır iktidarda ama bu retorik son birkaç yıldır kullanılıyor. Öyleyse “Eski AK Parti” zamanında ya bizi tarih sahnesinden silmek isteyen olmadığı için beka mücadelesi vermek zorunda değildik ya da “Eski AK Parti” Türkiye’yi İslam aleminin ve dünyanın lideri yapma mücadelesi vermiyordu. Ya da üçüncü bir açıklama “Eski AK Parti” zamanında içeride işler az çok yolunda gittiği için ve bu arada Batı dünyasıyla ilişkilerimizde de hiç sorun olmadığı için bu türden savunma hamlelerine veya dikkatleri başka yerlere yöneltme girişimlerine ihtiyaç duyulmadığı şeklinde olabilir. 

***

Şimdilerde Mısır’la ilişkilerin yeniden “normalleşmesi” yolunda birtakım çalışmalar sürdürülüyor. Muhakkak ki “Firavun Sisi”ye gün gelip de “Dostum Sisi” dememiz gerektiğinde de birileri bunun gerekçesini temellendirecektir. 

Eğri oturalım, doğru konuşalım... Seçim meydanlarında Sisi’ye ağzına geleni söylemek çok işe yaradı. “Firavun Sisi”nin çok ekmeğini yedik. Ama Akdeniz’de en haklı olduğumuz pozisyonu savunmak için bile çevremizde işbirliği yapabileceğimiz hiçbir ülke olmadığını gördüğümüz aşamada Mısır ile aramızdaki bağların ne kadar derin olduğunu hatırladık yeniden. Mısır’ı hâlâ “Firavun Sisi”nin yönetmekte olduğunu unuttuk. Dışişleri’nin “monşer”lerinin kaç zamandır ısrarla önerdikleri ama “seçimler bir geçsin” diyerek ertelenen diplomatik hamle böylece gerçekleştirilmiş oldu. 

Şunu da söylemek lazım: Seçim meydanlarındaki “Firavun Sisi” retoriği son tahlilde ne Türkiye’nin uluslararası çıkarlarına hizmet etti ne de Mısırdaki darbenin mağdurlarının bir işine yaradı. Tam aksine, bu lafları Mısır’daki cuntacılar merhum Mursi ve arkadaşlarını “dış güçlerin adamı” olarak suçlamak için malzeme olarak kullandılar. 

Keşke darbe mağdurlarının işine yarayacak bir şeyler yapabilmiş olsaydık! Dış politikadaki manevra alanlarımızı iç politika uğruna seçim meydanlarında bu kadar daraltmasaydık. 

***

Mısır demişken… Geçenlerde bir vesileyle, mevcut iktidarın Suriye veya Mısır söz konusu olunca “idealist dış politika” yanlısı olup Kırım veya Doğu Türkistan meselesinde “realist” kesilmesinin tutarsızlığına değinmiştim… Bu eleştirime iki türlü tepki geldi. İlki hükümetin burada tutarsız bir yaklaşım göstermediği, çünkü “Kırım ve Doğu Türkistan sınırımızdaki veya bölgemizdeki ülkeler olmadığı için Suriye ve Mısır kadar bizi ilgilendirmediği” şeklinde, ikinci tür tepki ise “Onlar Arap olmadığı için ümmetçi AKP’nin umurunda olmadıkları” şeklindeydi. Her iki açıklamanın da doğru olmadığı ortada. Ulusalcı diye tanımladığımız kesimin sözcülerinin “Arapçılık, ümmetçilik” gibi ofansif kavramlar kullanmaya özen göstererek ileri sürdükleri “iktidarın ideolojik motivasyonla hareket ettiği” görüşü ise bu iktidarın karakteristiğini hâlâ anlayamamış olmalarının sonucu.  

Dış politika için idealist, realist gibi terimlerle konuşuyor olsak da mevcut iktidarın siyaset yaklaşımının hem içeride hem dışarıda daima “pragmatist” mahiyette olduğunu, fakat buradaki problemin dış politika konularının iç politikada kullanılmasından kaynaklandığını anlamak gerekiyor. 

Doğu Türkistan veya Kırım da iç politikada kullanılabilirdi ama Çin ile Rusya “hayt huyt” edilecek devletler değil… Söz gelimi “Firavun Putin” diye ağız dolusu nutuk atmak “Firavun Sisi” demek kadar kolay değil. Keza Çin’in parası yakın, Doğu Türkistan davası uzak… İşin aslı bu maalesef.