• 25.07.2020 00:00
  • (860)

 Ayasofya’nın yeniden cami statüsü kazanması ve büyük bir devlet töreniyle “ilk cuma”nın kılınması elbette toplumun çoğunluğunu memnun eden bir hadise.

1930’lı yılların iç ve dış siyasi konjonktürü çerçevesinde müzeye çevrilmiş olan bu mabedin o gün bugündür milliyetçi ve dindar halk çoğunluğunun zihninde nasıl bir yer tuttuğu, ortak bir sembol olarak hangi hissiyatı temsil ettiği malum. Daha önce uzun uzun tartıştık bu hususu. (Bkz. https://www. karar.com/milletin-ayasofyasi-siyasetin-ayasofyasi-1574501)

Ancak meselenin bir siyaset boyutunun da olduğu malum. Sağ partilerin seçmen tabanını oluşturan geniş toplum kesimlerinin hissiyatının siyasette bir karşılık bulması gayet doğal.

Bu doğrultuda çabaların ve girişimlerin 1950’lerden bu yana gündemde olduğu biliniyor.

1980’de Demirel’in girişimiyle Ayasofya’da cuma namazı kalınmaya başlandığı, 12 Eylül darbe yönetiminin son verdiği bu uygulamanın Özal’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde yeniden başlatıldığı ve 1991’den bu yana bu mabedde ezan okunduğu ve namaz kılındığı unutulmamalı.

“Ayasofya’nın ibadete açılması” konusunda yapılan açıklamalarda Demirel’in, Özal’ın ve bu konuda çaba harcamış diğer siyasetçilerin adlarının hiç anılmaması hoş değil. Siyasette vefa olmadığını biliyoruz ama hiç değilse geçmişe karşı “vefalı görünmek” bir şey eksiltmez kimseden.

***

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en azından geçen yıla kadar “Ayasofya’nın açılması” konusuna mesafeli durduğu, bu doğrultudaki taleplere sert karşılık verdiği biliniyor. Hatta, “Bu işin siyasi boyu var. Yan tarafta Sultanahmet’i doldurmayacaksın, Ayasofya’yı dolduralım diyeceksin. Bu oyunlara gelmeyelim. Bunların hepsi tezgâh” şeklindeki sözleri bugünkü tartışmalar sırasında muhalefet tarafından da sıkça gündeme getirildi, çelişki ve tutarsızlık eleştirisi yapıldı. Ancak, ne olursa olsun, Ayasofya hamlesi Erdoğan’ın -bilhassa son beş altı yıldır sürdürdüğü- siyasi çizgisine uyan bir girişim, üzerine yakışan bir elbise. Dolayısıyla “dün öyle dedin, bugün böyle yaptın” eleştirilerinin etkili olması zor.

AK Partinin tabanındaki yaklaşım ise dün söylenen sözün de bugün yapılanın da doğru olduğu, çünkü her ikisinin de haklı ve mücbir sebeplerinin bulunduğu şeklinde. Erdoğan’ın bir yıl önce söylediklerini bugün söyleyenlere yöneltilen -ve en hafifi “batı hayranı” olan- suçlamalar ve hakaretler de bu yaklaşımın sonucu.

Aslına bakarsanız, Erdoğan’ın Ayasofya konusunda bir yıl önce söylediklerini bugün söyleyen de pek olmadı. Daha doğrusu, “Ayasofya’nın açılması” konusunda muhalefetin hiçbir itirazı olmadı. Bilakis TBMM’de İYİ Parti’nin önergesini AK Parti ve MHP reddetti. “Danıştay karar vermeli” diyerek... CHP başından beri, “elinizde yetki var, konuşmayın, yapın. Bizim itirazımız olmaz” diyordu.

***

Bu tavır iktidarı biraz zor duruma düşürdü. İktidar sözcülerinin yine de “Muhalefetin tüm engelleme çabalarına rağmen Ayasofya…” diye konuşmaları etkili olamadı. Dünyadan da anlamlı bir tepki gelmeyince Yunanistan’daki birkaç kilisenin açıklamaları Türkiye’deki gazete ve TV’lerde bunlara yer verildiği oranda bir konsolidasyon üretemedi.

Muhalefet iktidarı Ayasofya konusunu “seçim yatırımı”na dönüştürmekle suçluyor ama bir kere “Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın” hissiyatının siyasi bir karşılık bulma oranı yaş ortalaması düştükçe azalıyor. İkincisi, muhalefetin konuya olumlu yaklaşımı ve dünyadaki umursamazlık Ayasofya’nın durumu hakkında “kavga ve mücadele” görüntüsünün oluşmasına izin vermediğinden, bu girişimin taban konsolidasyonu sağlaması söz konusu değil.

Üçüncüsü, girişimin zamanlaması toplumdaki taleplerin ideolojik/sembolik zeminde değil, başta ekonomi ve dış politika olmak üzere “iyi yönetim” beklentisi zemininde yoğunlaştığı bir döneme rastlaması da siyasi etkisini hafifletecek bir faktör.

Binaenaleyh, iktidarın Ayasofya kartıyla seçim kazanabileceğine dair ümitler -veya kaygılar- karşılıksız görünüyor. Hiç unutmamak lazım ki Demokrat Parti’nin ezanı aslına döndürmesinin bile böylesi bir etkisi olmamıştı.

Ayasofya açıldı, konu artık bitti. Şimdi tekrar bu ülkenin her zamanki gündem maddelerine bakmak zorunda siyaset.