• 2.05.2020 00:00
  • (615)

 Kişilerin de toplulukların da kurumların da her yaptığı doğru olmaz, her yaptığı yanlış da olmaz.

Bazen doğru yaparız bazen yanlış. Önemli olan neyin doğru neyin yanlış olduğunu fark etme yeteneğine sahip olup yaptığımız doğruları da yanlışları da olumlu yönde değerlendirebilmek. 

Ama işin içine siyaset girdiğinde bunlar olmuyor. Çünkü işin içine siyasetin girmesi demek bir “iddia”nın taraflarının karşı karşıya gelmesi demek. Ünlü komünist şair Aragon “Marsist insan bir bahse tutuşmuş olarak konuşur” diyordu. Bu tutum herhalde bütün ideolojiler ve bütün inanışlar için geçerli olmalı. Çünkü savunduğumuz görüşün doğruluğunu ve dolayısıyla haklılığımızı matematik kesinlikle ispat edemiyoruz ama günün sonunda yanılmış olmayı da istemiyoruz. Böylece bir bahse tutuşmuşçasına tutkuyla kendi fikrimize sarılıyoruz ve başka ihtimallere gözümüzü kapatıyoruz.

Bizde parti taraftarlığı da iddia işi. Tek derdimiz iddiamızda haklı çıkmak, daha doğrusu haksız çıkmamak… Biz haklıyız, onlar haksız… Biz iyiyiz, onlar kötü… Bunun arası olamaz. İktidarı destekliyorsak yapılan her şey doğru, muhalifsek her şey yanlış.

Gerçi hükümet ne yaparsa yapsın beğenmeyen, bir kulp bulan, yanlış diyen kişilerin sayısı fazla görünmüyor. Veya sayıları fazla ama sesleri pek duyulmuyor. Buna mukabil hükümetin yaptığı her şey doğrudur, karşı çıkan vatan hainidir diyenlerin sayısı epeyce kabarık görünüyor. Belki de sayıları fazla değil ama sesleri çok çıkıyor. 
Gelgelelim taraftarları hükümetin yaptığı her şeyin doğru olduğunu düşünebilirler ama hükümetin kendisi böyle düşünemez. Çünkü hükümet yönetme yeri. Attığı her adımın doğru olduğunu, asla yanlış yapmayacağını, yanılmaz olduğunu varsayan kişiler en basit bir kuruluşu bile yönetemezler. Yönetim sorumluluğu taşıyan kişiler gerektiğinde fikir değiştirmesini de geri adım atmasını da bilmek zorundalar. 

***

Bu minvaldeki “maske meselesini” tam iki hafta önce, 16 Nisan günü bu sütunda gündeme getirmiştim. “Olmayan bir soruna karşı üretilen çözümün yol açtığı soruna çözüm arıyoruz” diyerek... Maske satışının yasaklanmasının üzerinden iki hafta geçmişti ve sorun çözüleceği yerde daha da çetrefilli hale gelmişti. Çünkü yapılan işin yanlış olduğu kabullenilmiyordu. Şimdi aradan iki hafta daha geçti ve ortada değişen fazla bir şey görünmüyor maalesef. Çünkü yapılan işin yanlış olduğu hâlâ kabullenilmiyor.

Hatırlarsanız, ilk önce 65 yaş üzerindeki vatandaşların her birine maske ve kolonya dağıtımı yapılacağı açıklanmıştı (18 Mart). Hatta maske ve kolonyadan oluşan paketlerin hazırlanma görüntüleri paylaşıldı değişik mecralarda. Bilahare 65 yaş üstü vatandaşların sokağa çıkmaları yasaklanınca galiba “genel dağıtım” gündeme geldi. Ancak üç haftalık bir gecikmeyle (7 Nisan’da) dağıtımının başladığı “açıklanan” maske ve kolonya paketi vatandaşların büyük bölümüne bir aydır ulaşmamış görünüyor. Fotoğraflarından gördüğümüz kadarıyla üzerinde Cumhurbaşkanlığı forsu yer alan paketler çoğunlukla polis ve jandarma eliyle dağıtılıyor.

Devletin prestiji açısından önemli olsa da ihtiyaçların karşılanması anlamında çok önemli değil bu paketlerin dağıtımındaki aksama. Önemli olan maske satışını yasakladıktan sonra vatandaşın bu ihtiyacını karşılamak için yapılanlar.

İlk başta isteyen eczaneden, marketten parasını ödeyip alıyor, isteyen ücretsiz dağıtılan maskeleri alıp kullanıyordu. Derken bir akşam toplu taşıma araçları, market, pazar gibi kalabalık ortamlarda “maske kullanma” mecburiyeti ilan edildi (3 Nisan). Ertesi sabah (4 Nisan) Ankara ve İstanbul belediyeleri vatandaşlara yüzbinlerce maske dağıtarak organizasyon başarılarıyla takdir topladılar. Aynı gün Ticaret Bakanı çıkıp bir açıklama yaptı: Devlet “maske tanzim satışı” yapacaktı. Cumhurbaşkanı ise “maske satışının yasaklanacağını” duyurdu (6 Nisan). 

Cumhurbaşkanının açıkladığı projenin hayata geçirilmesi için bürokrasi bir yol arayıp buldu: Her bir vatandaş PTT’nin internet sitesi üzerinden başvuru yapacak, haftalık adam başı beş adet maske adreslere teslim edilecekti. Başvurular başladı ama iş yürümedi. PTT’nin altyapısının bu işe uygun olmadığı ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine başvuruların e-devlet üzerinden alınmasına ve maskelerin -satış yapmaları yasaklanan- eczaneler üzerinden dağıtılmasına karar verildi (9 Nisan).

Ancak şikayetler yine bitmedi. Eczanelerden maske almak için gereken şifrelerin kendilerine gönderilmediğini söylüyordu vatandaşlar. Bunun üzerine maskelerin eczanelerden kimlik doğrulaması ile şifresiz alınabileceği açıklandı. Ama şimdi de eczanelerde yeterli stok bulunmuyor. Ayrıca buralarda oluşan sağlıksız yığılmalar endişe kaynağı olmaya devam ediyor. 

Galiba bu yığılmayı önlemek için devlet memurlarının ve SGK’lı çalışanların maskelerini işyerlerinden temin edecekleri açıklandı. (28 Nisan). Ne var ki salgın yüzünden faaliyeti durdurulmuş iş yerlerinin bu dağıtımı nasıl yapacakları belirsiz. 

Neticede, ihtiyacı olanlar satışı yasak olduğu için maske alamıyorlar, buna karşılık devlet de aradan geçen dört haftalık süre boyunca bir çözüm geliştiremedi bu soruna. Uzun sözün kısası, maske satışının yasaklanmasının yanlış olduğu ortaya çıktı. Şimdi yapılması gereken daha fazla vakit kaybetmeden bu yanlıştan dönmek olmalı. Ama gidişat erkenden belli olduğu halde tam bir aydır aynı yanlışta ısrar edilip durulması bu konuda ümitli olmayı zorlaştırıyor.