• 21.06.2022 06:02

Bugünlerde çok tanıdık bir senaryo bir kere daha gündemde. Özellikle yaşadığımız ekonomik kriz dolayısıyla yaklaşmakta olan seçime ilişkin ümitleri bir hayli azaldı iktidar çevrelerinin. Anketlerin tamamının gösterdiği o ki seçmen tabanındaki erime az az da olsa hiç duraksamadan devam ediyor.

Kulislere göre, işte kaybedilen bu oyları telafi etmek üzere şimdilerde HDP seçmenini devreye sokma planları yapılıyormuş. Ekonomiyi ve diğer sorunları çözme planı yapmaktan daha kolay olduğu için herhalde!

Tam olarak ne hazırlandığını bilmiyoruz ama etrafa yayılan kokulara bakılırsa mutfakta pişen bir şeylerin olduğu belli. Hangi seviyede sürdürüldüğünü de tam olarak bilemediğimiz hazırlıklar veya planlar, söylentilere bakılırsa, birkaç ayaklı. Yeni bir çözüm süreci hazırlığına işaret edenler de var. Cezaevlerine yönelik düzenlemelerden bahsedenler de. Cezaevi derken Öcalan’ın ve hatta Demirtaş’ın durumu kastediliyor. “Apo” için ev hapsi formülünün konuşulmakta olması ayrıca dikkat çekiyor.

Ne var ki mevcut iktidar bir yandan ikide bir HDP’nin kapatılması yönünde kampanyalar başlatırken, siyasi retoriğinde bu partiyi en büyük düşmanı olarak ilan ederken, muhalefeti bile HDP tarafından yönetilmekle suçlarken nasıl birdenbire bu partiyle iş birliğine gidebilir? Bunu kendi tabanına nasıl izah edebilir? Ayrıca HDP tabanı böyle bir durumu sineye çeker mi?

***

AK Parti tabanı açısından fazla sorun yok diye düşünüyor olabilirler. Ne de olsa bu tabanın en azından çekirdek kesimi her durumda liderinin bir bildiği olduğunu düşünerek partisine desteğini sürdürebiliyor. Tercih edilen yol “çözüm süreci” de olsa, “terörle mücadele” de olsa fark etmiyor. Bir yere kadar doğru bu tespit ama üzerine siyasi strateji bina edilebilecek kadar sağlam değil.

Buna karşılık HDP seçmenini bugünkü iktidar partisine oy vermeye veya Cumhur İttifakı ile iş birliğine ikna etmek daha zor görünüyor. Zaten bu yüzden Erdoğan’a oy verilmesi değil, rakibine oy verilmemesi yönünde bir beklenti söz konusu.

Yani daha önce de İstanbul seçiminde denenmiş olan yöntem. O zaman da bütün kanallarda “terörist başı” Öcalan’ın mektubu okutulmuş, hatta hakkında kırmızı bültenle arama kararı bulunan eski PKK yöneticilerinden kardeşi Osman Öcalan da TRT’ye çıkarılıp abisinin mesajını HDP tabanına ulaştırması sağlanmıştı. Mesaj ise özetle “Millet İttifakı’nın adayına oy vermeyin” şeklindeydi.

Bugün yine benzer bir girişimin planlandığı iddia ediliyor. “Öcalan’ın tecridinin kaldırılması” konusunda bir tartışma gündemde. Terör örgütü liderinin yakınlarıyla ve avukatlarıyla görüşmesinin yolunun açılması tartışılıyor.

Geçen sefer fayda getirmemiş olan bu yöntemin tekrar denenmek isteneceğini düşünmek akla uygun gelmiyor elbette. Mamafih bu girişimi destekleyenler geçen sefer Öcalan’ın mesajlarının tabana ulaşmasında problem yaşandığı için istenen sonucun alınamadığını, daha iyi bir iletişim stratejisi ile daha iyi bir sonuç alınabileceğini savunuyorlar. İmralı’dan gelen mektubu kamuoyuna açıklayacak kişinin geçen seferki gibi tanınmamış ve düşük profilli biri değil, politik temsil yeterliğine sahip bir figür olması durumunda mesajın etkisinin artacağını düşünüyorlar. Kimileri ise geçen sefer ortada durmayı seçen “Kandil”in bu sefer ağırlığını koyması durumunda sonucun değişebileceğini ileri sürüyorlar.

***

Ancak bütün bu iddialara ve spekülasyonlara rağmen iktidar cephesinin hangi yolu izleyeceği belirsizliğini korurken, biliniyor ki HDP tabanının Millet İttifakı adayına oy vermesini engellemenin iki yolu var. Biri seçimin boykot edilmesi, diğeri HDP’nin güçlü bir aday çıkarması. İlk seçenek riskli, ikincisi ise ancak Selahattin Demirtaş ile mümkün. Ama dışarıdan bakıldığında “Edirne’deki” pek pazarlığa açık görünmüyor. Her ne kadar daha evvel bazı HDP sözcüleri her iki ittifak ile de aynı mesafede olduklarını ve her ikisiyle de iş birliğinin eşit derecede mümkün olduğunu açıklamış olsalar da.

Zaten pazarlık masasının son güne kadar açık kalması HDP’nin yararınadır. Büyük ihtimalle parti yönetimi bir yandan İmralı’nın ve Kandil’in beklentilerini, diğer yandan ise seçmen tabanının eğilimlerini gözeten bir tutumu açıklayıncaya kadar her iki tarafla da kendi siyasi çıkarlarını maksimize etme yönündeki irtibatını koparmayacaktır. Benim tahminim her şeye rağmen seçmen tabanındaki baskın eğilimin esas alınacağı şeklinde.

İktidar cephesinde ise HDP ve İmralı ile seçime yönelik bir iş birliği gerçekleştirmek konusunda bir niyetin ve belki bir arayışın mevcut olduğu ama henüz belirli bir kararın alınmış olmadığı belli. Üstelik bu süreçte HDP’nin kapatılması yönünde bir girişimin veya sınır ötesi operasyonun daha fazla oy getirebileceği hesaplarının da yapıldığı anlaşılıyor.

Ne var ki siyasette hiçbir durum için imkânsız dememek gerekir. Siyasette her şey imkân dahilindedir. Bugün de görünen o ki siyaseten zor durumda olmanın çaresizliği her iki taraf için de imkânsız gibi görünen arayışları mümkün hale getirmiş durumda. Hem de ikince defa.