• 30.11.2021 20:18

Kılıçdaroğlu’nun ilk olarak KARAR-TV’de yaptığı “Muhafazakarlarla helalleşmeliyiz” çıkışı üzerine başlayan tartışma görülen o ki muhafazakâr kesimden ziyade sol-seküler kesimde yankı buldu.

Her ne kadar CHP liderinin bu yolda ısrarla devam ettirdiği açıklamaları Cumhuriyet, Sözcü gibi gazetelerde yer bulmamış olsa da konu hakkındaki tartışmayı sürdürenler, daha doğrusu bu açılım girişimine itiraz edenler, ekseriyetle sol kesimin aydınları.

Mevcut siyasi iktidarın sözcüleri ve yine iktidarı destekleyen kalemler de şiddetle eleştiriyor bu çıkışı tabii ama CHP tabanı adına söz söyleme iddiasındaki belirli bir zümrenin tepkisi -veya direnişi- daha manidar olsa gerek. Çünkü iktidar kanadı dindar/muhafazakâr seçmen tabanının ayartılma çabası olarak görüyor söz konusu girişimi. Bunu etkisizleştirmek istemeleri de anlaşılır bir durum. Ne var ki diğer kesimin itirazı ana muhalefet partisi yönetiminin uzunca bir süredir devam ettirdiği -ve özellikle yerel seçimde önemli bir başarı sağlamış olan- siyasi stratejisi bakımından anlaşılır bir tutum değil.

Nasıl açıklamalıyız bu durumu? Adı geçen zümre CHP’nin başarılı olmasını engellemek niyetiyle hareket etmeyeceğine göre, bunun “akla uygun” iki sebebi olabilir: İlki, parti tabanının böylesi bir yaklaşıma sıcak bakmayacağı varsayımıyla “karşı tarafla barışma” çabasını siyaseten yanlış buluyor olmaları. İkinci ihtimal, eskiden kalma ideolojik reflekslerin yanısıra, ülkedeki kutuplaşma ortamının etkisiyle “düşman” olarak gördükleri karşı tarafla barışma fikrine duygusal motivasyonla itiraz etmeleri.

***

Bu muhtemel sebeplerin yanısıra sözkonusu grupların Kılıçdaroğlu yönetiminin siyasi çizgisini benimsememiş olmaları da bir başka izah olarak düşünülebilir… İzlenen politikaların “partiyi sağa kaydıracağını” düşünmeleri belki. Bir anlamda CHP’ye merkez parti kimliği verebilecek bir yola girilmesini doğru bulmamaları, partinin her halükârda eski kimliğini muhafaza etmesini arzu etmeleri.

Zaten geçmişte birtakım yanlışlar yapılmış olduğunu da kabul etmemeleri. CHP’nin yakın zamana kadar toplumun geniş kesimlerini kucaklayacak bir politik yaklaşımdan uzak durmasını kusur saymamaları. Askeri ve sivil bürokrasi üzerinden sağlanan “ideolojik iktidarın” yeterli görülüp demokratik mekanizmalar yoluyla “siyasi iktidarı” elde etmenin küçümsendiği jakoben anlayıştan kopamamış olmaları.

Yani geniş toplum kesimlerini kucaklayacak bir siyaset yerine, dindar/muhafazakâr kesimlerin ileride bir gün hatalarını anlayıp “doğru adrese” gelmelerini sağlayacak bir siyasete inanmaları.

Diğer yandan, geçmişteki yanlış laiklik uygulamalarının rencide etmiş olduğu mütedeyyin vatandaşlarla o uygulamalara destek vermiş olan CHP’nin barışmasına itiraz edenlerin önemli kısmının “CHP’li olmaması” da ilginç bir detay. Konu hakkında konuşan veya kalem oynatan isimlerin büyük çoğunluğu CHP’nin solundaki bazı sosyalist partilerin veya HDP’nin sempatizanı olarak bildiğimiz aydınlar.

Bu arkadaşlar geniş toplum kesimlerinin ideolojik (kültürel) değerlerini meşrulaştıracak tutumlardan kaçınılması ve bu insanların sınıf analizi yapabilecek bilinç düzeyine erişmeleri yolunda çaba gösterilmesi gerektiğini düşünüyorlar.

Bunların karşısında yer alan -ama yine bunlar gibi partinin dışında duran- Kemalist kanat ise cahil bırakılmış halk yığınlarının aydınlanmanın gereğini ve Atatürk devrimlerinin değerini anlayacakları güne kadar sabırla mücadeleye devam etmekten yana.

Bugünkü CHP yönetiminin dindarlarla barışma arayışına girmesini, başörtüsü gibi konularda geçmişte gösterilen yaklaşımı terk edip özeleştiride bulunmasını bu yüzden her iki kanat da sakıncalı buluyor.

***

Burada birtakım grupların mensubu, taraftarı veya seçmeni olmadıkları bir partinin siyasi geleceğinin belirlenmesinde kendilerini söz sahibi görmeleri bu parti için “kendi tabanından daha geniş bir cephenin temsilcisi olarak görülmesi” bakımından olumlu sayılabilir. Merkezdeki ana siyasi yapılar kendi sağının veya solunun da şemsiyesi olmak durumundadırlar çünkü.

Ancak kitle partisi ideolojik partiye dönüşmekten de kaçınmak zorundadır. Bugünkü süreçten önce ilk ve son kez olmak üzere 1977’de kitle partisi görüntüsü vermiş olan CHP’nin ise çok eski ve kapanmayan yarasıdır bu.

Geçmişteki bazı sıra dışı “ittifak” ilişkilerine dayanan kötü alışkanlıkların açtığı bu yara “çağdaş bir sosyal demokrat parti” olma iddiasını havada bırakıyor, bu yoldaki çabaları da boşa çıkarıyor.

Doğruya doğru, bugünkü Kılıçdaroğlu yönetiminin geçmişte girilen bu yanlış yoldan partiyi çıkarmaya yönelik çabaları gözle görülür bir başarıya ulaştı. Özellikle bu anlayışla kazanılan İstanbul ve Ankara seçimleri CHP’deki yeni siyasetin kalıcı hale gelmesini ve parti içindeki itirazların etkisizleşmesini sağladı. Gelgelelim ana muhalefet partisi hâlâ kıldan ince kılıçtan keskince bir sırat köprüsünün üstünde.

Kılıçdaroğlu’nun “dostlarla birlikte” iktidara yürüme stratejisine yenilerle birlikte eski dostların da destek vermesi lazım. Aksi bir durum Millet İttifakının önümüzdeki seçimdeki başarısını riske atmaz ama CHP’nin siyasetin merkezinde yer alma hedefini riske atar.