• 4.06.2021 08:49
  • (238)

Bunlar gelirse… Yıkıcı muhalefet ilk ne yapar? 21. yüzyılda sürpriz ülke Türkiye olacak. Ülkesini seven herkes mücadeleye katılmalı.

Kim ne derse desin, ne kadar küçümsemeye kalkışırsa kalkışsın, ne kadar yok saymaya çalışırsa çalışsın, ne kadar alaycı ve yıkıcı dil kullanırsa kullansın…

Türkiye son beş yıldır dünyanın en fazla güç biriktiren, etkinlik alanını en fazla geliştiren, dünyayı en fazla şaşırtan, merak uyandıran, bir sonraki adımının ne olacağı sorgulanan ülkesidir.

Bunu Kemal Kılıçdaroğlu’na bakarak göremezsiniz. Bunu Meral Akşener’e, Ali Babacan’a, Ahmet Davutoğlu’na, HDP’ye, PKK gibi terör uzantılarına bakarak göremezsiniz. Onların öfke dili ile yürüttüğü karartmalara bakarak algılayamazsınız.

Nefret diline, yıkıcı fırtınaya bakmayın. Türkiye AB’den etkin.

Bunu içeride oynanan muhalefet tiyatrosuna, yalan ve algı operasyonlarına, zihinlerimiz ve aklımızla alay eden kindar siyasete, nefret diline varan söylemlere, Türkiye için yıkıcı fırtınaya dönüşen ve asla “yerli” olmayan paket programlara bakarak göremezsiniz.

Bunu ABD’de, Avrupa’da, Asya’da, Afrika’da, Ortadoğu’da devam eden Türkiye tartışmalarıyla algılayabilirsiniz. Onların övgülerine, eleştirilerine, öfkelerine, tehditlerine bakarak okuyabilirsiniz.

Sadece bir SİHA tartışması bile birçok ülkenin özgül ağırlığını geçti. Yerleşik askeri teknolojik vesayete ağır darbeler indirdi. Türkiye’nin askerî, jeopolitik operasyonları Avrupa Birliği’nin toplam ağırlığını geçti.

“Türkiye Duruşu” dünyaya yayılıyor.

Batılı dünya düzenine getirdiği eleştiri ve sorgulamalar, yeni dünya düzeni için vadettikleri artık birçok ülke için dış politik pozisyona dönüştü. Bir “Türkiye duruşu”, bir “Türkiye modeli” ABD ve Avrupa dışı dünya için rol/model haline geldi.

Coğrafyanın en geniş sınırlarındaki Türkiye etkisi, dünyanın merkez güçlerini geçti. Afrika’daki Türkiye varlığı, sömürgeci güçleri geçti. Fas’tan Endonezya’ya, Atlantik’ten Pasifik’e uzanan ve Türkiye’nin yükselttiği yeni siyasi söylem küresel ölçekte en dinamik siyasi duruş haline geldi.

Hemen her gün Türkiye’yi öven, şaşırtıcı haberleri Avrupa medyasında izliyoruz. ABD medyasında izliyoruz. Asya medyasında izliyoruz. Üstelik bu haberler sadece ideolojik, siyasi değil, teknoloji, akıl, bilgi düzeyi yüksek konularda oluyor. Övgülerin de, eleştirilerin de aslında bir güç yükselişinin itirafı olduğunu biliyoruz.

Türkiye en büyük bariyerleri aştı. Dünyanın patronlarıyla hesaplaştı.

Türkiye; son beş yılda bütün güney sınırı boyunca, Doğu Akdeniz’de, Ege’de, Kafkaslarda, Basra Körfeziile Kızıldeniz arasında kendisini durdurmaya dönük bütün büyük bariyerleri aştı.

Bu bariyerlerin hatta cephelerin tamamı görünüşte örgütlerle, yerel güçlerle kuruldu. Ama aslında arkasında dünyanın büyükleri vardı. ABD vardı, Avrupa vardı, Rusya vardı, onlarla birlikte hareket eden bölge ülkeleri vardı.

Türkiye bütün bunları maharetle, akılla, en etkili yeni yöntemlerle başardı. Savaş tarihine yeni yöntemler kazandırdı, hava savunma geleneklerini altüst etti. Coğrafyanın geleceğini biçimlendirecek çok köklü jeopolitik müdahaleler yaptı, yapmaya da devam edecek.

21. yüzyılın en büyük sürprizi Türkiye olacak!

Bir ülke, tek başına bütün bunları aşmayı biliyorsa, dünyanın sayılı güçlerinden biridir. Batılı dünya düzeninin çöküşünü çok iyi hesaplayarak son derece dikkatli adımlar atıyorsa ve bunlar başarıya ulaşıyorsa, hiçbir güç açıktan karşısına çıkamıyorsa, burada derin, köklü bir devlet aklı vardır.

Siz bunu ister Selçuklu, ister Osmanlı, ister Türkiye Cumhuriyeti aklı olarak kabul edin. Aslında bunların hepsi… Israrla söylediğimiz gibi; bir milletin, bir siyasi genetiğin coğrafyaya ve tarihe dönüşü bu.

Önümüzdeki yıllarda olağanüstü bir ivme ile hızlanacak. Bu etkinlik, şaşırtıcı sürprizlerle devam edecek. “Türkiye dönüşü” 21. yüzyılın en büyük yeniliklerinden biri olacak.

Tozpembe bir tablo çizmiyoruz. Zayıflıklarımızın da farkındayız.

Tozpembe bir Türkiye tablosu çizmiyoruz. Zaaflarımızın, zayıflıklarımızın, eksikliklerimizin, başaramadıklarımızın, içerideki uyumsuzluklarımızın, sıkıntılarımızın farkındayız. Türkiye bütün bu sürprizleri, işte bütün bu zayıflıkları ile başarıyorsa daha da güçlüdür.

Pandemi döneminde birçok ülke içe kapandı. Dünyadan elini eteğini çekti. Sağlık ve ekonomik sorunlarla boğuşmaktan başını kaldıracak hâli kalmadı. Üstelik bu ülkelerin büyük bölümü dünyanın en zengin ülkeleri, en gelişmiş ekonomileriydi.

Türkiye, pandemi döneminde de hızını hiç kesmedi. Yürüyüşünü hiç yavaşlatmadı. Hem pandemi ile boğuştu, salgının yol açtığı küresel ekonomik bunalımla boğuştu. Hem de alabildiğine güçlendi.

Proje önce “uyanışı engellemek”ti Şimdi “yükselişi durdurmak” oldu.

Ama Türkiye, bütün bunları yaparken en ağır darbeyi içeriden aldı. “Enerjisini içeride tüketme” projesi aslında eski bir uygulama ve on yıllardır Türkiye’ye karşı kullanılıyor.

Bunu daha önce terör örgütleri üzerinden yapıyorlardı. Her on yılda bir ekonomik kriz pazarlayarak yapıyorlardı. O zamanlar “Türkiye uyanışı”nı durdurmak için yapıyorlardı. Şimdi ise, “Türkiye yükselişi”ni durdurmak için servis ediyorlar.

Önce terör örgütleriyle yaptılar. Şimdi siyasi partilerle yapıyorlar.

Şimdi yeni bir yöntem deneniyor. Terörle yaptıklarını siyasi partiler üzerinden yürütüyorlar. Muhalif siyasi partileri ve liderleri tek çatı altında toplayarak Türkiye’yi içeriden durdurmaya çalışıyorlar. Bu anlamda malum çevrelerin üslendikleri rol, geçmişte PKK’nın üslendiği rolle nitelik olarak örtüşüyor.

PKK ve FETÖ tezlerini siyasi dil olarak kullanmaları bu yüzden. Bir mafya lideri ile aynı dili kullanmaları bu yüzden. Bütün darbe ve içeriden müdahalelere arka çıkmaları bu yüzden.

“Muhalefet” adı altında Türkiye için yıkıcı bir kampanya yürütmeleri bu yüzden. Kılıçdaroğlu’nun, Akşener’in, Ali Babacan’ın, Davutoğlu’nun aynı cümleleri, aynı sözleri, aynı tür saldırıları yapmaları bu yüzden.

Türkiye’yi rehin verecekler. Askerleri derhal çekecekler. Askeri üsleri kapatacaklar.

Sadece şunu düşünelim:

Şu anki muhalefet diliyle, şu anki Türkiye bakışıyla iktidar olduklarını varsayalım. Yapacakları ilk iş Türkiye’yi ABD ve AB’ye rehin vermek olacak. Türkiye’nin büyük uyanışı söndürülecek, yeniden cephe ülkesi haline getirilecek. Ekonomik ve siyasi bağımlılık yeniden inşa edilecek.

Bu kadar değil…

Dev savunma projeleri askıya alınacak, sonlandırılacak. Kurulan fabrikalar, tesisler kapatılacak. Yeniden, ülkemizin on yıllarını alan, “satın alma” programına geçilecek.

Afrin’den, Fırat Kalkanı bölgesinden, Libya’dan, Karabağ’dan askerlerimiz derhal geri çekilecek. Terör yeniden Suriye ve Irak’ın kuzeyinde yerleşecek, içeriyi vurmaya başlayacak. Dünyanın birçok bölgesinde kurduğumuz askeri üsler kapatılacak.

Türkiye’yi seven herkes safını net olarak seçmeli, bu mücadeleye katılmalı.

Çünkü bu yapı ABD ile, Avrupa ile, FETÖ ve PKK ile ortak çalışmak zorunda. Çünkü ortaklar. O örgütleri yönetenler de, içeride muhalefeti biçimlendirenler de, onlara bu yıkıcı dili dayatanlar da aynı merkezler.

Türkiye’yi dışarıdan durduramadılar. İçeriden durdurabilecekler mi? Ben, yüzyılların siyasi aklına ve genetiğine güveniyorum. Çünkü bu bir iç politik rekabet değil. Bu, Türkiye’yi durdurmaya dönük çokuluslu, büyük bir hesap.

Teslim olmak yıkımdır. Türkiye’nin 21. yüzyılı da kaybetmesidir. Bu bir tarih, coğrafya, vatan mücadelesidir. Türkiye’nin bütün vatanseverleri, bütün siyasi hesapların üstende bu büyük hesaba göre kenetlenmelidir.