• 14.07.2021 06:48
  • (265)

Kendilerini sürekli rahmetli Turgut Özal ile benzetmeye çalışan bir lider...

Ama ekonomik gerçekler çok farklı.

Özal dönemi ortalama işsizlik %8,4 ama umudu yüksek toplum işgücü piyasasında. Henüz umutsuz gençler vs eve kapanmamış. Bunu işgücüne katılım oranının %55,9 olmasından anlıyoruz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fiili başkanlık dönemi olan 2017-2021 sürecinde ise işsizlik oranı %12,3. Ama umudunu kaybeden ve iş aramaktan vazgeçen milyonlarca kişi daha var. İşte Özal dönemi gibi insanlar umutlu olsa ve iş arasaydı (işgücüne katılım oranı aynı şekilde %55,9 olsaydı) bugün Erdoğan dönemi işsizlik oranı tam %18,8 olacaktı. Gerçek rakam aslında budur.

Ama Özal ile Erdoğan farkı yabancı sermaye bağımlılığında çok daha net çıkıyor.

Özal’ı “ülkeyi ithalat cenneti yaptı” eleştirileri yapılır. Oysa Özal öncesi 1975-1981 arasında cari işlemler açığı tam 14 milyar 839 milyon dolardır. Yani Özal öncesi 7 yılda bugünkü değerle toplam 61 milyar doların üzerinde bir büyüklük.

Özal öncesi yılda ortalama 2,5 milyar dolarlık ihracata karşılık 5,7 milyar dolarlık ithalatımız vardı.

1982-1991 arası yıllık ortalama ihracat 9,5 milyar dolara yükselirken, ithalatımız da 13,5 milyar dolara çıktı. İhracatın %132 ithalat yaparken Özal ile bu oran %43’e geriledi.

Ve böylece yıllık cari işlemler açığımız -2,1 milyar dolardan -740 milyon dolara geriledi. Özal öncesi 7 yılda 14,8 milyar dolar olan cari işlemler açığı Özal ile hem de 10 yılda 7,4 milyar dolara gerilemiş oldu.

Cari işlemler açığı demek yabancı sermayeye bağımlılık demektir. Ya dış borç alacaksınız ya da yerli şirketleri yabancılara satacaksınız. Kısaca dış açığı-yükümlülüğü artıran bir politikadır cari açık...

Erdoğan dönemi cari işlemler açığı ise adeta bir efsanedir. Toplam 18 yılda verilen cari açık -570,8 milyar dolardır. Yıllık ortalama cari açık ise 31,7 milyar dolara karşılık gelmektedir. Bu sonuçla Türkiye’nin dış borcu da 130 milyar dolardan 450 milyar dolara yükselmiştir.

“Borç alan emir alır” sözü eğer ülkem,ze uyarlanırsa tam da bu dönem için söylenebilir.

***

Aslında iki lider arasında sadece cari açık ve işsizlik farkı da yok. Mesela üretim ekonomisi açısından da büyük fark var.

1981-1991 arasında GSYH (1987 sabit fiyata göre) yüzde 59,2 büyüme gösteriyor ama aynı dönemde imalat sanayinde büyüme oranı yüzde 88,7’ye çıkıyor.

Özal 10 yılda hem de dış kaynak kullanmadan yüzde 60 civarı büyütürken, Erdoğan döneminde (2003-2015) büyüme yüzde 72,0’de kalırken imalat sanayi büyümesi de yüzde 82,4’e kaldı.

Özal yerli üretim gücünü artırırken, Erdoğan dönemi yabancı sermayeye dayalı finansal makyajı öne çıkarttı.

Nitekim 2003 yılı başında kredi kullanım oranı ülke ekonomik büyüklüğünün sadece yüzde 10’larına karşılık gelirken artık bu oran yüzde 70’lerin üzerine çıkmış durumda.

Adeta kredi-faiz ve dış sermayeye bağımlı bir ekonomik model uygulanmış ve ekonomik hassasiyetimiz inanılmaz derece de artmıştır.

Bu veriler aslında muhalefetin de önümüzdeki dönemde uygulayacağı politikalarda “yapılmaması gereken yanlışları” görmüş oluyor.

Cari açıksız ve hızlı büyüme yeni dönemin ekonomik modeli olmak zorunda. Bunu da devrim niteliğinde değişimlerle sağlayabilir.

Aksi halde;

hem dışa bağımlı bir ekonomik model ile hem de yerli milli söylemle kendi kendimizi avutur dururuz.

Bugün olanlardan ne farkı kalır ki?