Asıl büyük çöküş nerede?

  • 9.09.2022 07:13

Çöküşleri üçe ayırmıştım:

1- Ekonomik kriz

2- Ekonomik buhran veya bunalım ekonomisi

3- Yapısal çöküş

1994 ve 2001 kendimizin yaşadığı bir ekonomik krizdi. Hatta 2008-09 küresel krizi de bu haneye yazabiliriz.

Ekonomik buhran veya bunalım ekonomisi ise 2015 yılından beri yaşadığımız süreci ifade eder. Neden başlangıç olarak 2015 diyorum? Çünkü beklentilerde çöküş ve yatırımlarda durağanlık o vakit başladı. Hatta işsizliğin de çift haneye çıkışı da bu tarihlerdir.

Ekonomik buhran içinde ara dönemler büyüme kaydedilebilir. Nitekim 2017 yılında kredili büyüme sadece bir şişme olarak yaşandı ve sonrası daha ağır faturalar ödemiş olduk.

Bunalım ekonomisinde taşların yerine oturması öyle bir kaç yıl içinde gerçekleşmez. Büyük mücadele gerekir. Nitekim 2020 yılı son çeyreğinden beri hızlı büyüme kaydediyor ama bunu refaha yansıtamıyoruz. Ve kolay kolay da bu süreç düzelmeyecek...

***

Yapısal çöküş ise apayrı bir konu: Kurumların ve kuralların çöküşü olarak ifade ediyoruz ama bu kadar basit değil.

Yapısal çöküşe en anlamlı örneklerden biri Arjantin’dir. Bir zamanlar dünyanın en zengin 7. ülkesiydi. Şimdilerde ise Arjantin 27. sıraya düşmüş durumda.

Bugün Türkiye ekonomide nasıl durumda derseniz vereceğim tek cevap vardır: Türkiye’de öyle bir ekonomik çöküş var ki insanlar çocuk yapamıyorlar.... Bundan daha büyük veri mi var?

Bizim artık cari açığımız sorun değil; bizim çocuk açığımız büyük sorun.

2014 yılında 2,2 olan kadın başına çocuk sayısı 2021’de 1,7’ye düştü. Her 10 kadında 5 çocuk daha az doğum oluyor. Bu demografik yıkım demektir. Nüfusun kendini koruma oranı 2,1 olduğuna göre büyük çöküş yaşadığımız aşikardır...

Sadece doğan çocuk mu bizim sorunumuz?

Elbette hayır...

Doğup okuyan ve değer kazanan beşeri varlıklarımızı da kaybediyoruz. Okuyanın ülkesinden gittiği yerler yozlaşır, kuraklaşır ve kurur. Bizim en büyük yıkımlarımızdan biri de burasıdır.

2017’de başlayan beyin çıkışı dolar fiyatındaki çıkıştan kat be kat daha yıkıcıdır. Bunu da bilelim...

***

Aslında bu üstte yazdıklarımı daha önceki yıllarda da yazmıştım. Bugün daha daha büyük bir çöküşten bahsedeceğim...

İnsanlık çöküşümüzden veya vicdani çöküşten....

Mesela yoksulluğun getirmiş olduğu yetersiz beslenmeden kaynaklanan zeka geriliğini kim dikkate alıyor? Sabah makarna akşam makarna yiyen bir çocuk nasıl gelişim sağlayacak? Ama asıl sorun ne biliyor musunuz: Bu fakirliği görmek istemeyen dindar ve muhafazakar kesimde...

Şarkıcı kadınları çok sıkı takip edenler nedense fakirliği ve beslenemeyen çocukları takip edemiyorlar. Yoksulluk intiharlarını bile ‘Reisi zora sokmak için...” tanımına alıyorsak vicdani ve insani çöküşümüzü anlamış olur muyuz?

Parayı kaybeder buluruz ama insanlığı ve vicdanı kaybedince yeniden bulmamız epey zorlaşacaktır.

Devletin israfını yönetimin itibarına sayıp fakirlere de açlığı tavsiye edip porsiyonları küçültün demek neyin karşılığı olabilir? İhaleleri takip etmeyenler festivalleri takip edip, kızlı erkekli yan yana gelmeyi suç sayabiliyor... İyi ama yan yana gelen devlet-mafya ne olacak? 5’li çete diye anılan Hazine garantili müteahhitler yan yana nasıl geliyor?

Velhasıl bir çöküş yaşıyoruz ama bu çöküşün asıl yıkıcı tarafı zihniyet çöküşüdür.

Bir zamanlar Nihat Hatipoğlu Sabah Gazetesi’ndeki köşesinde “Dilsiz şeytanları” yazmıştı. Sahi kimdi o şeytanlar? Nerede bulunuyor o şeytanlar?

***

Bugün ülkemiz açısından en büyük çöküş zihniyet çöküşüdür. Çoraklaşan bilim dünyamızın çöküşüdür... Olaylara bakış açımızdaki çöküştür. Kısaca vasatlığa hapsolduysak yoksulluğa da hapsolmak bir sonuçtur.

Sattığımız malın değeri artmıyor ama yabancılardan aldığımız malın fiyatı artıyor. Ucuza satıp pahalıya almamızın nedeni bilimsiz ve teknolojisiz kuruyan ekonomik modelimizdir. Ve bu anlayış sürdükçe kurumaya ve fakirliğe hızla devam edeceğiz.

Bu yolun başka çıkışı yok... Hazır olalım...

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.