1960, 27 Mayıs darbesinin izleri belleğimde silinmeden paylaşırsam; vesayet sistemi, militarizm ve darbelerin geleceğimizi nasıl etkilediğini kısa da olsa görebiliriz. Hopa Ortaokulu birinci sınıfta idim. Her sabah olduğu gibi kahvaltı yapmadan çantamı tıkıştırıp sokağa fırladım. Eski pazar yerinden kestirme sahil caddesine indim. Ortalıkta kimse yok. Saat ne gezer. Geç kalma korkusu ile Ziraat Bankası önünden geçerken silahlı asker süngüyü doğrultup “ Nereye? Dön geri! Ortalıkta kimse yok, hadi hadi!” derken ben şaşırdım. İlk defa askerin tepkisi ile karşılaşmıştım. Oysa askere, askerliğe olağanüstü sempatimiz vardı. Sonradan etrafımızda konuşuluyordu.  Darbe oldu. Menderes, Bayar ve diğerleri vatana ihanet etmişler, satmışlar vb. haberler radyodan dinleniliyordu. Yargılanmaları ve idam edilmeleri hukuka, insan haklarından uzak , darbenin kitlelere inandırıcılığı üzerine propaganda amaçlı bir senaryo olduğu çok sonraları anlaşılabildi. Doğal olarak 1961 Anayasası; askeri vesayet sistemi, iki kutuplu soğuk savaş döneminin ihtiyaçlarına göre hazırlanarak MGK ( Milli Güvenlik Kurulu) gibi kurumların yasal işlerliğini sağladılar. Ne yazık ki dönemin muhafazakarları, solcuları ve günümüz uzantıları o vahşet fotoğraflarını meşru gördüler. Görmek ne demek? Hızlarını alamadılar. Sözde 27 Mayısın sol kanadı, militarist sivil sözcüleri yetinmediler yeni bir darbenin hazırlığını yaptılar. Tam da TİP (Türkiye İşçi Partisi)’in mecliste olduğu, barış, demokrasi ve sosyalizmin kitlelerle buluştuğu süreçte gençleri TİP’ ten kopararak silahlı devrim ütopyasına yönlendirdiler. 9 Mart 1971 Tarihini hedeflemişlerdi. Patron ABD, NATO onaylamadı. 12 Mart 1971’de gerçek darbe oldu. CHP Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamına çoklukla onay verdi. Askeri vesayet, sivil vesayet CHP ile balyoz hareketleri ile 27 Mayıs’ın az da olsa demokratik kırıntılarını yok ettiler. “Erim erim eriyesin” dönemin tarihsel damgası idi. Ve de Ecevit’in kurtarıcı liderliği ile “halkın dinamizmi devletin ve siyasetin önündedir” sözü yeni darbelerin habercisi idi. 1974’te Erbakan ile Ecevit koalisyon hükümeti kurdular. Kemalistler, ulusalcılar, CHP’lilerden hala özeleştiri yok. Olamaz. Devlet eksenli, dönemin NATO, ABD bağlantılı senaryolar hazırlanıyordu. Ne yazık ki bugün de benzeri senaryoların parçası siyaset üretiyorlar. 12 Eylül öncesini, sonrasını tarihçiler, yaşayanlar değişik türde ürünlerle toplumla paylaştılar. Bugün 15 Temmuz darbesine karşı çıkanlar, (haklı olarak) demokrasi nöbeti tutanlar Kenan Evren yargılanmasında taraf olarak ortaya çıksalar, mağduriyetleri ile suç duyurusunda bulunsalar ve de darbelerin önlenmesi için 12 Eylül anayasasını amasız çöpe atmasını AKP’ye görev verseler bugünleri yaşamazdık. Tam da Fetocuların tam gaz örgütlendikleri süreçte AKP ve seçmenlerinin militarizmi tanımalarına zemin oluşurdu. Tartışılan zorunlu askerlik, milli güvenlik kurulu gibi militarizm, siyaset ilişkisinde vesayet sisteminin buzları çözülebilirdi. Ne gezer! Kürt sorununda savaş ve çözümsüzlükte ısrar AKP, CHP, MHP yeni milliyetçi koalisyonla savaş cehennemine hızla yol alıyorlar. HDP’nin bu koalisyonda yer almayacağını bildikleri için mesajlarının kitle iletişim araçları ile seçmenleri ile buluşur korkusundan dokunulmazlık ve meclis komisyonlarından dışlamaya çalışıyorlar. Sonuçta AKP ve ortakları sizin temsili demokrasiniz de iflas etti. Feto ile hepiniz sömürü, yağma, teşvik ganimeti ile devlet eli ile koalisyon kurdunuz. İnsanları boşuna sokağa sürmeyin.

Doğrudan demokrasiye, özerk yerinden yönetime var mısınız?

Hepiniz bu düzenin kurbanları olmadan onurlu, insanca yeni yaşamı inşa etmeye var mısınız?

Sağ, sol geçmişimizle yüzleşerek vesayetin vesayeti sürmesin…