Kasım seçimlerinden bu yana gündemle ilgili gözlem, yorum vb. düşüncelerimi yazmaya yönelmedim. Nedeni, okuyucu ile buluşamama. Sitemiz yüzlerce yazarı binlerce okuyucu ile buluşturuyor. Her birinin okunma sonucu belli. Doğal olarak çok ağır sorunlar yumağında; gazete, dergi, kitap, sinema, tiyatro okuyucu ve izleyici sonuçları da belli. Bu durumda özgür birey olarak okuyucularla buluşmak için; öykü, deneme gibi değişik alanlara kendimce yönelmeye çalıştım. İyi de oldu. Anılarla ve gözlemlerle karışık tek bir alana yönelmeden yazmayı denedim. Hemşinli yaşanmışlıklar sürecinde yazılması gereken öykü soslu, farklı kültür, dil ve asimilasyon üzerine kanayan yaraları deşmeden yazmak… Malesef kirlenmiş, çözümsüz, seviyesiz siyasetler gündemi demir yumruklarla kuşattılar. Ölü bedenler üzerinde rant yaratmaya çalışan, tarihteki benzerleriyle yarışan çağımızın utanç görüntüleriyle karşı karşıyayız. Ne güzel köyümün (Balık- Zendidi) derelerinde alabalıklarla oynaştığımızı, yağmur yağdığında geniş yapraklı bitkileri (poğre) şemsiye yaparak korunmaya çalıştığımızı yazmayı denedim. Tv.ve İnternet haberleri kısaca teknoloji iletişimi bizleri tetikliyor. Gündem yoğun. Savaş var. Ekonomi çatırdıyor. AKP hükümeti 316 milletvekili çoğunluğu ile ceberrut devlet geleneğine sarılarak adeta MHP li leşti. CHP ile polemiklerle zıt görülmekle birlikte tek devlet, tek millet, tek bayrak vb. Kemalist ideolojide yani milli birlik siyasetinde buluştular. Gel de “ ya sabır” deme! Kürt halkının kendi kaderini tayin etme iradesine zinhar karşılar. Demek 1925 Takriri Sükun yasası geçerli. Şeyh SAİD ayaklanması, Liberallerin tasfiyesi, Osmanlı’da var olan sendika, sanat vd. siyaset örgütlenmelerinin yasaklanması otoritenin en bariz göstergesini tarih yazıyor. Kazım Karabekir’ in birkaç gün polis nezaretinde karakolda yatırılması, İstiklal Mahkemeleri yargının siyasallaşmasının varlığı bugünkü uygulamaların dayanağı olduğu kimseyi şaşırtmasın. ( Kazım Karabekir ‘ i karakoldan İsmet Paşa’nın çıkardığı biliniyor.) Ey AKP severler, CHP severler bu düzen böyle mi sürecek? Laiklik ilkesini kağıt üstünde tutarak Sünni devlet inancını yoksullara dayatarak Türk- İslam sentezinin küreselleşme, bilişim çağında tutacağını mı sanıyorsunuz? CB. na endeksli yeni milliyetçi cephe siyasetinin yarattığı düşmanlıklar, yarılmalar, umut kırılmaları 12 Eylül süreci ile özdeşleşiyor. Değil mi ki 12 Eylül anayasasını değiştirmeyenler korku ve baskı cumhuriyetinden beslendiklerini biliyorlar. “ Ya biz, ya terörizm ”! Eskiden Komünizm. Farklı düşünen, yazan, çizen, barış isteyen potansiyel suçlu. Artvin Cerattepe de maden arama projesine direnen halka “ burası cumhuriyet kenti, Cizre değil ” diyen ırkçı, bölgeci siyaset hangi yaraya merhem olacak? Sonuçta vesayet sisteminde mağduriyet siyasetiyle iktidarı ele geçirenler ganimet sarhoşluğu ile “ beraber yürüdük biz bu yollarda” şarkısını unutur oldular. Anlaşılan Suudi Krallığı ile yeni bir beste çalışması içindeler. Belki de “ biz ayrılamayız ” la yetinecekler. Obama ve diğer mevkidaşlar her gün demokrasi, insan hak ve özgürlükleri dersi verdikleri için “ tutunacak dal mı kaldı “ yı kendi aralarında yavaşça söyledikleri görülüyor. Arınç vd.nin sesleri  Beştepe’ye ulaşmaması, volümü zamana ayarladıklarını basın yazıyor. Özellikle eski dışişleri bakanı, hemşerimiz sn. Yaşar Yakış gerçekçi eleştirileri ile susuz topraktan verim bekliyor. Modern teknoloji ve demokrasi dersini görmeyenlerin otokrat yolun dışına çıkmayacakları ortada. Peki elde ne kaldı diyeceksiniz? Yüzde yetmiş barış sürecini destekleyenler geleceğin mimarı olabilirler. Halkların vicdanı her zaman umuttur.

Not: 2016 1 Mayıs’ı emeğin özgürleşmesini, barışın yaşam bulması ve ekolojiye değer verilmesine başlangıç olması umuduyla…