1976'da Ankara' da TÖB-DER ( Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği) kongresinde Behice BORAN'ı (Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı) dinleme fırsatı buldum. Yanımda Düzce' den Demokratik Merkeziyetçi (TÖB-DER içerisinde Türkiye Sosyalist İşçi Partisi eğilimli) öğretmen Cezmi İŞLER vardı.(12 Eylül sonrasında dört yıl yattı.) Musolini faşizmi İtalya'sının ceza yasasından alınan 141-142'nin kaldırılmasından sonra öğretmenliğe döndü; ancak bir trafik katliamında hayatını kaybetti.)

            Salon tıklım tıklımdı. Slogan yarışı nedeniyle kulaklarımız uğulduyordu. İşin doğrusu sloganların ve değişik grupların farkında değildik; ancak Behice BORAN'ı sevgi ve sempatiyle takip ediyorduk. Anımsadığım kadarıyla " İki kutuplu dünyada detant ve karşılıklı yumuşama, nükteci ve konvansiyonel silahların azaltılması" gibi konulara değiniyordu."Nükteci ve konvansiyonel silahların azaltılması barışa giden yolun güvencesi olacaktır" deyince salon karıştı. Divan kongreye ara verdi. ( O dönem bazı sol grupların siyasetlerinde barış, sistemle uzlaşma, revizyonizm gibi konular temel boşluklardı.)

            Behice BORAN ve arkadaşları, Kore'ye asker gönderilmesini protesto ettikleri için hapsi boylamışlardı. Esas olarak dünyada ve ülkemizde barış mücadelesinin anlamı, tarihsel süreç içerisinde tarafların değişimi, soğuk savaş dönemi, reel sosyalizmin yıkılması, bilişim-alanındaki gelişmeler vb. kavramlarla birlikte barışın neresindeyiz?

 

            Doğal olarak 12 Eylül öncesi "Türkiye Barış Derneği" nin deneyimini ve kazanımını göz ardı etmeden yeniden barış mücadelesinde silahların susma zorunluluğu var. Sıcağı sıcağına yaşadığımız çatışmalı Kürt sorununu Dolmabahçe zemininden meclise taşımak ve Ortadoğu'daki savaş bataklığından kurtulma, militarizmin kaynaklarını kontrol etme gibi taleplerini demokratik, yasal düzenlemeyle bir adım daha ileri-barışa doğru taşıyabiliriz.

            Daha doğrusu barışa doğru yönelmek zorundayız. AKP ve sarayın savaşı kader değildir. PKK' nin karşılık vermesi 2013 Nevrozunda Öcalan'ın "Silahlar sussun, siyaset konuşsun!” söyleminin inkârıdır. Bir geriye dönüştür. Militarizmin, AKP'nin demokratik ilerleme ve kazanımlar karşısında bitişe yönelişinin fotoğraflarını kara kara izliyoruz. Cizre' de 21 yurttaş katlediliyor, bir tek PKK' li yok! (Cesetleri sokağa çıkma yasağı nedeniyle dondurucuda bekletiliyor.)

            Barış, AKP ile ekonomik, sosyal, kültürel anlaşma değildir. Barış; doğanın, insanın, emeğin yok olmaması için silahların susmasıdır.

            Barış, yüzyıl sonra Ermeni, Müslüman, feminist, ateist, ekolojist ve diğerlerinin 7 Haziran seçimlerinde HDP' den T.C. meclisinde söz sahibi olmalarıdır. Tekçi Kemalistler, şabloncu sosyalistler bu değişimi göremiyorlar.

            Savaş sadece PKK ile AKP ve derin devletin çatışması değildir. Yüzyıl önce çizilen ulus devlet sınırlarının küreselleşme karşısında yok olması sürecidir. Rojova'yı hazmedemeyen Kürt halkının Orta doğuda' ki özgür, siyasi varlığının özerk yönetimlerle temsil edilmesine direnen çürümüş saray merkezli Türk-İslam sentezli bitişlerdir.

Kürt düşmanlığı ve HDP' ye saldırılar zavallı güruhların görüntüleri eskimiş fotoğraflarının görüntüleridir. Tarihin çöplüğü bunlarla doludur.

            1 Kasımda Barış bloğu ile umudu büyütelim...

            Yeni yaşam ve "Büyük İnsanlık" iddiamız boşuna değil!