Levent Gültekin: Ne yapmalı?

Birkaç yıl önce karşılaştığım siyasetçilere, akademisyenlere, gazetecilere “Ne oluyor? Sizce Türkiye nereye gidiyor?” diye

Levent Gültekin: Ne yapmalı?
14.03.2016 - 13:52
1564

 Birkaç yıl önce karşılaştığım siyasetçilere, akademisyenlere, gazetecilere “Ne oluyor? Sizce Türkiye nereye gidiyor?” diye sorduğumda kimileri şöyle cevap veriyordu: “Türkiye büyük bir ülke. Dış ve iç dinamikler Türkiye’nin bütünüyle felakete sürüklenmesine izin vermez. Burası bir Irak, bir Mısır, bir Libya değil. Biz atlatırız bu günleri.”

Benzer soruları son günlerde karşılaştığım gazetecilere, aydınlara, akademisyenlere, yazarlara, muhalefet liderlerine tekrar yöneltiyorum. İstisnasız şöyle cevaplar alıyorum: “Türkiye ya Mısır olur ya da Irak.” İyi bir son bekleyen kimseye rastlamadım, desem yeridir.

Kesilmeyi bekleyen kurbanlık koyunlar gibiyiz

Fakat bu durum bana çok tuhaf geliyor. Herkes ülkenin nereye gideceğini, nasıl bir sonla karşı karşıya olduğumuzu bildiği halde kimse bir şey yapıp gidişatı durdurmayı aklına getirmiyor.

Akıl almaz bir çaresizlik hakim. Kesilmeyi bekleyen kurbanlık koyunlar gibiyiz.

Sadece aydınlar, gazeteciler, akademisyenler, siyasiler değil, halkta da benzer bir yılgınlık ve çaresizlik hakim. Herkes sonucu kabullenmiş, ne olacaksa olsun havasında.

Sanki o beklenen son geldiğinde ağız tadı, huzur, yaşanabilir bir ülke kalacakmış gibi ‘Her ne olacaksa olsun da kurtulalım’ havasındalar. Veyahut gidebilecekleri, yaşayabilecekleri başka bir ülke varmış da burayı kolayca gözden çıkarabilirmiş gibi davranıyorlar.

Bir ülkede aydınların, liderlerinin bu kadar çaresiz olmaları hakikaten utanç verici. Demokrasiyi, özgürlükleri, hukuku, iç barışı, yaşam hakkını yok eden, yani ülkeyi ölüme sürükleyen bu gidişi durdurmanın yolunu aramamaları kabul edilir gibi değil.

Bu kadar korkaklık, bu kadar zavallılık 78 milyonun alnını, Türkiye’nin tarihini utançla lekeleyecek.

Bütün dünya bir ülkenin, bir toplumun nasıl bu kadar vurdumduymaz ve biçare olabildiğine şaşarak bizi izliyor.

Ben hâlâ çok şey yapılabileceğine, bu gidişatın durdurulabileceğine inananlardanım.

Çünkü çaresizliğin kaynağı “Bu adam çok güçlü, bunu yenmek neredeyse imkansız” görüşünün zihinleri felç etmiş olmasıdır. Tam tersini düşünüyorum: Tek mesele, karşısında onu durduracak zekada, akılda, dirayette, cesarette bir muhalefetin olmamasıdır.

Karşısındakilerin zayıflığı, iş bilmezliği, tüm bu yaşananlara rağmen hâlâ hesaplı davranmaları, çıkarcılığı onu güçlü kılıyor.

Ortak bir akılla, cesaretle, huzur içinde yaşama talebiyle özgüvenli bir harekatla bu gidişat durdurulabilir.

Peki nasıl? Ne yapmak gerekiyor? Nasıl bir yol izlenmeli?

1- İdeolojik hesapları, kişisel kırgınlıkları, parti, etnik köken, inanç tarafgirliklerini bir tarafa bırakıp demokrasi ve hukukun yeniden tesisi için bir araya toplanılmalı.

Aydınlar, yazarlar, gazeteciler, akademisyenler, sanatçılar muhalefet partilerinin koordinasyonunda toplantılar düzenleyerek bir dizi eylem kararı alabilirler.

Eylemden kasıt sadece sokak gösterileri değil.

Böyle bir toplantıda eminim ki ilk anda aklımıza gelmeyen onlarca yol ve yöntem bulunacaktır.

Böyle bir topluluk; herkesi demokrasi, hukuk ve özgürlükler için, yani hep beraber yaşayabileceğimiz bir ülke için eyleme çağırabilir.

Bir direnç, bir güç oluşturabilir.

Evet, artık TV’ler gazeteler yok ama teknolojik imkanlar var.

Tek adam rejimiyle yönetilen ülkelerle gerçek demokrasiyle yönetilen ülkelerin farkını açık bir şekilde gösteren filmler çekilebilir.

Meselenin sadece demokrasi ve özgürlükler olmadığı baskıcı rejimlerde ekonominin de büyük yara aldığı, bundan en çok da yoksulların etkilendiği verilerle halka gösterilebilir.

Dünyadaki bütün otoriter rejimlerin sonunun nasıl bittiğini gösteren, biterken ülkeleri ne hale getirdiğini anlatan filmler elden ele dolaştırılabilir.

Ülkenin dört bir yanında barışçı eylemler, oturma eylemleri, konferanslar organize edilerek halka ne olup bittiği anlatılabilir.

2-  Farklı kesimleri bünyesinde barındıracak yeni bir parti kurulmalı.

Herkes Erdoğan’ın aklında bir erken seçim olduğu konusunda hemfikir. Erken seçimin sonuçlarının ne olacağını da üç aşağı beş yukarı herkes tahmin edebiliyor.

Bu nedenle CHP’nin kendi iç kavgalarını bitirip gerçek bir demokrasiye yönelmesi, risk alıp toplumun tamamına hitap edecek politikalar üretmesi bir yol olarak görülebilir.

Fakat CHP’nin kısa sürede kendi iç sorunlarını aşıp topluma güven verecek bir çizgiye gelmesi zor. Tüm bu çalışmaları yapsa bile anlatmak, halkı bu değişime inandırmak için zamana ihtiyaç var. Ne yazık ki ülkenin önünde böyle bir zaman yok.

Diğer bir seçenek ise AK Parti içinden Erdoğan’ın tek adam rejimi kurma çabalarına itirazların yükselmesi, açıktan tavır alınması. AK Parti’yi kuruluş ilkelerine geri döndürecek bir çabanın başlaması.

Bu itirazlar hem AK Parti’yi hem de Türkiye’yi kurtarabilir.

Bu iki seçenek olmadığı takdirde ki bana göre de zor görünüyor, AK Parti seçmeninin de güvenini kazanabilecek farklı kesimleri bünyesinde barındıracak yeni bir parti kurulmalı.

Bu ülke vatandaşı olmayı ortak payda gören; demokrasiyi, insan haklarını, barışı, özgürlüğü, eşitliği, yoksullukla mücadeleyi öncelikli amaç edinen bir parti.

Neler yapılabileceği, bu gidişin nasıl durdurulacağı konusunda daha birçok yol ve yöntem bulunabilir.

Ama öncelikli olarak topluma ülkenin sürüklendiği felaketi net olarak göstermek gerekiyor.

Bunun için bir şey olmak için değil, bir şey yapmak için elini taşın altına koyacak insanlara ihtiyaç var.

Sen varsan….

Son olarak, yılgınlıkla, çaresizlikle ‘Bu iş bitti sen boşa uğraşıyorsun’ diyenlere bir çift sözüm var:

Gidecek başka ülkemiz yok. Hukukun, insan yaşamına saygının, eşitliğin, özgürlüğün olmadığı bir ülkede yaşayamayız.

Bu ülkeyi herkes için yaşanabilir kılmaktan başka seçeneğimiz yok.

Bu nedenle, sen varsan daha henüz her şey bitmemiş demektir.

Yazıyı bitirdiğimde Ankara’daki terör saldırısı haberi geldi. Peş peşe gelen bu terör saldırıları bize durumun ne kadar vahim olduğunu ve acilen bir şeyler yapılması gerektiğini gösteriyor.

DİKEN

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar