Eser Karakaş: Biraz imar rantı biraz kamu ihalesi boştur gerisi…

Yorum yazımın başlığını “Biraz imar rantı, biraz kamu ihalesi, boştur gerisi” olarak koymayı tercih ettim; koalisyon çalışmalarının dört nala ilerlediği bu günlerde bu konunun daha da önem kazanacağı kanısındayım.

Eser Karakaş: Biraz imar rantı biraz kamu ihalesi boştur gerisi…
29.06.2015 - 08:35
1872

 Yorum yazımın başlığını “Biraz imar rantı, biraz kamu ihalesi, boştur gerisi” olarak koymayı tercih ettim; koalisyon çalışmalarının dört nala ilerlediği bu günlerde bu konunun daha da önem kazanacağı kanısındayım.

“Boştur gerisi” derken neyin gerisinden bahsettiğimizi açıklamamız lazım. Türkiye'de siyasetin merkezinde, siyaset yapmanın, siyasete atılmanın, bu mesleği (!) bırakmamanın temelinde muhtemelen imar rantları ve kamu ihaleleri konuları vardır. Bu iki konuyu bir kenara bırakırsanız, siyasi analizlerin dışında tutarsanız siyaset alanında, bizim ülkemizde, söylenecek çok fazla söz kalmayacaktır. Aşağıda detaylandırmaya gayret edeceğim.

Türkiye tarımı ile ilgilenenlerin çok iyi bildiği bir deyiş vardır ve büyük ölçüde gerçekleri yansıtmaktadır: “Biraz buğday, biraz koyun, gerisi oyun”. Gerçekten Türkiye tarımında buğday ve koyun üretimi dışında, bu alanlar da çok verimli değildir aslında.  İktisadi anlamda konuşulacak çok fazla konu yoktur. Siyaset alanımız da büyük ölçüde bu açıdan tarıma benzetilebilir. İmar rantları ve kamu ihaleleri kaynaklı rantları çok disiplinli bir biçimde yönetebilir, bu rantları kamulaştırabilirseniz, mesela etkin bir vergilemeyle, bu alanları siyasi aktörlere cazip olmaktan çıkardığınız ölçüde Türkiye'de ya siyasete olan merak, hem merkezi yönetim hem de yerel yönetim düzeylerinde büyük ölçüde düşecektir ya da siyaset tümüyle yeniden tanımlanacaktır. İmparatorluk dönemlerine girmiyorum ama Cumhuriyet döneminin başından günümüze, adeta kesintisiz bir biçimde imar ve kamu ihaleleri rantları siyaset yapma biçimimizi şekillendirmiştir ve bu ölçüde de doğru eksenden büyük sapmalar yaşanmıştır. Büyük siyasi dejenerasyonlara neden olmuştur. Türkiye tarımı için kullanılan “biraz buğday, biraz koyun, gerisi oyun” doğru deyişini, siyaset alanı içinde “biraz imar değişikliği, biraz kamu ihaleleri rantları, gerisi siyasi dedikodu” olarak yeniden söylemek mümkündür.

Siyasetin doğru ve evrensel tanımı kamu hizmeti üretimi yarışı olmalıdır. Siyasi partiler üretmeyi öngördükleri farklı kamu hizmeti sepetleri ile seçmenin önüne çıkarlar. Seçmen de bu farklı öneriler arasından bir tercih yapar ve parlamentoyu, yerel parlamentoları ve dolayısıyla da siyasi iktidarları belirler. Siyaset bir meslek değildir. Toplumsal beklentilerini siyaset üzerinden yaşatmak isteyenler bir süre için siyaset alanına girerler. Siyasetten zenginleşmezler, zenginleşemezler de zaten, ve bir süre sonra da mesela ilk başarısızlıkta, yerlerini yeni, genç arkadaşlarına bırakırlar. Bizim ülkemizde ise işler pek öyle gitmez zira siyasetin bize özgü tanımı aslında daha nitelikli kamu hizmeti üretmek değildir. Daha belirleyici olan amaç, imar değişiklikleri ve kamu ihaleleri üzerinden üretilen devasa rantların üleşiminde pay sahibi olmaktır. Bu paylar, merkezde ya da yerelde iktidar erki kullanan tüm partiler için değişmez. En tepedeki isimden en alttakine kadar azalarak dağıtılır, kimse bu oyunun dışında pek kalmaz. Nitelikli kamu hizmeti üretim yarışı ise, ki siyasetin evrensel tanımıdır, bu süreçte sadece bir vitrindir. Rant üretim ve dağıtım kanallarının başına geçmek için siyasetçilerimizin bir süre için kullandığı bir peçedir. Altında ise bambaşka bir dünya vardır. Türkiye azımsanamayabilecek kaynaklarına rağmen vatandaşına, seçmenine sunduğu kamu hizmetinin miktarı ve niteliği açılarından çok cılız bir ülkedir. Cumhuriyet'in yüzüncü yılına yaklaşırken duble yol üretimi başarısı hala bir siyasi avantaj kaynağı olabilmektedir. Eğitim ve sağlık sonuçları, özellikle eğitim özelinde uluslararası karşılaştırmaların gösterdiği gibi, çok kötüdür.  Büyük şatafatına rağmen milli savunma kamu hizmeti dökülmektedir. Adalet hakkında, son aylarda yaşananlar malum, bir yorum yapmaya bile gerek yoktur.

Kamu hizmeti, rant meselesi olursa...

Siyasi sistemin özünde imar rantları ve kamu ihaleleri üzerinden kamu kaynaklarının kişilere, bazı vakıflara ve partilere dağıtımı olduğu müddetçe bu rant dağıtımı iki temel olumsuzluk üretmektedir.  Birincisi, bu rant arayışı temelli siyaset yapma alışkanlığının muazzam bir ahlaki çöküşe neden olmasıdır.  Bu ahlaki çöküş bulaşıcıdır ve her kesime bir ölçüde yansımaktadır. İkincisi ise rant arayışı temelli siyaset yapma biçimi kamu hizmeti üretimi gibi çok temel bir alanın zafiyetine neden olmasıdır. Siyasi sınıfın vatandaşa kamu hizmeti üretim vaatlerinin temelinde cazip bir siyasi vitrin oluşturmak ve bu vitrin sayesinde de rant üretim ve dağıtım mekanizmalarının direksiyonuna geçmek yatmaktadır. Bir trilyon dolara yaklaşan bir milli geliri olan bir ülkede kamu hizmetinin mevcut içler acısı seviyesi de kanımca bu durumun bir sonucudur.  Zira kamu hizmeti siyasetçi için bir amaç değil, rant direksiyonuna geçebilmek için sadece bir araçtır.

Türkiye'nin ekonomi politiğine serinkanlı bir bakış bu gerçeğin dönemler, farklı (!) siyasi iktidarlar için hiç değişmediğine işaret etmektedir. Değişen muhtemelen rantların kaynağıdır. Bir konjonktürel nedenden kaybolan bir rant mekanizmasının yerini sistem hemen başka bir rant kaynağı ile ikame edebilmiştir. Son dönemlerin gözde rant kaynakları imar değişiklikleri ve kamu ihalelerinin uluslararası, hatta ulusal ölçekte rekabetten kaçırılmaktadır. Cumhuriyetin başlarında, nüfusun yirmi milyonun altında, kentleşmenin çok cılız olduğu bir dönemde imar rantlarının bir anlamı zaten olamazdı.  Ancak o dönemlere de başka rant alanları, mesela negatif faizler, aşırı değerli ulusal para, korumacılık, üreticiye maliyetinin altında verilen KİT ürünleri gibi rant araçları vardı. Bunlar konjonktürel nedenlerden ortadan kalktı ya da geriledi ama yerlerini yenileri aldı.

Türkiye'de siyasetin normalleşmesi yani siyasetin rantlara ulaşma amaçlı değil de kamu hizmeti üretme yarışı eksenli yapılabilmesi için öncelikle rant üreten mekanizmaların, sıfırlanması çok zor, hatta imkânsız.  Devlet varsa rant da vardır ama asgari, kabul edilebilir bir seviyeye çekilmesi şart. Başka türlü Türkiye'nin yolsuzluk kısır döngüsünden, niteliksiz ve yetersiz kamu hizmeti belasından kurtulması mümkün değil.

Bu alanda aklıma takılan soru, 24 Ocak 1980 kararlarına kadar geçerli ağırlıklı rant odaklarının, negatif faiz, aşırı değerli TL yani tasarruf ve döviz üretene değil de tüketene kaynak aktarılması süreçlerinin bir biçimde, doğru ya da yanlış, burada tartışmayacağım. Fakat, yanlısı olmadığım kesin.  Bir sermaye birikim modeline, ithal ikameci modele tekabül etmeleri; bugün ağırlıklı olarak gündemde olan imar ve kamu ihaleleri rantlarının bir sermaye birikim modeline dahi tekabül edip etmedikleri kuşkulu. Yaratılan rantlar politik sermayeyi büyütmek ve yolsuzluk amaçlı.

Türkiye'nin AB macerasına bu rant odaklarının macerası olarak da bakmak mümkün; AB üyesi bir Türkiye'de rantların, kurumsal anlamda minimize olacağına kuşku yok; ülkemizde yükseltilen AB karşıtlığının nedeni de bu olabilir mi acaba? AB demek minimal rant demek çünkü.

Koalisyon tartışmalarına tarafların rant üreten birimleri elde etme yarışı olarak da bakmak mümkün; bakalım koalisyon tarafları öncelikle hangi bankaların, hangi rant musluklarının direksiyonunu talep edecekler, bu da ayrı bir tartışma.

ZAMAN

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar