İŞÇİ SINIFININ LİDERİ, KEMAL TÜRKLER UNUTULMAYACAK

İŞÇİ SINIFININ LİDERİ, KEMAL TÜRKLER UNUTULMAYACAK
24.07.2022 - 06:48
DHA
1981

Hayatını işçi sınıfının hak ve özgürlük mücadelesine adamış işçi önderi Kemal Türkler’i 22 Temmuz 1980’de faşist katillerce pusu kurularak katledilişinin 42. yılında bir kez daha sevgiyle saygıyla anıyoruz.

Kemal Türkler, 42 yıl önce, 22 Temmuz 1980 günü sabah sendikaya gelmek üzere, arabasına binerken çapraz ateşle öldürüldü. Katiller bir arabayla olay yerinden kaçtı, yakalanmadı. Açılan dava yıllarca sürdürülerek zaman aşımına bırakıldı, cinayeti işleyenlerde cinayet emrini verenlerde cezalandırılmadı.

Kemal Türkler, Türkiye’de sendikalı dönemin başlatıldığı 1947’den itibaren mücadelenin içindeydi. 1954 yılında o zamanki adıyla Demir-İş sendikası olan Maden-İş’in Bakırköy şubesi sekreteri seçilmiş ve aynı yıl adı Türkiye Maden Madeni Eşya ve Makine Sanayi İşçileri Sendikası olarak değiştirilen ve önemli mücadelelere öncülük edecek olan Maden-İş sendikasının genel başkanlığına seçilmişti. O günden itibaren Maden-İş sendikasının 26 yıl aralıksız genel başkanlığını yapmış ve işçi sınıfının mücadele tarihinde önemli izler bırakan tüm eylemlerde öncülük, liderlik ve başkanlık yapmıştı. Türkiye işçi sınıfını tarihinin de önemli bir kesitini oluşturan bu süreci ana hatlarıyla hatırlayarak Kemal Türkler’i, hayatını ve mücadelesini biraz daha yakından tanıyabiliriz.

İşçi sınıfının genç kuşaklarına onun hayatı ile özdeşleşen mücadeleleri anlatmak ve anlamak bugünlere nasıl gelindiğini de anlamaktır. Tarihimize bu gözle bakmak; hangi eylemlerin hangi sonuçlar doğurduğunu görmeyi, bugün karşı karşıya olduğumuz sorunları kavramayı ve günün şartlarına uygun mücadele hattını belirlemektir. Ve elbette sonuç almak için mücadele şarttır. Bizim üzerinde durmamız gereken konu “mücadele hattı”nın belirlenmesidir. Yoksa amansız bir sınıf mücadelesi devam etmektedir. Lokal başarılarda elde edilmektedir. Ancak en önemli soru ortada duruyor; bugünkü zayıflığımızı neden aşamıyoruz?

1950’li yıllar

Sendika tarihimizde en az bilinen dönemin, 50’li yıllar sendikacılığının üzerinde durmak önemlidir; o yıllarda Kemal Türkler’in önem verdiği ve üzerinde çalıştığı konulardan birisi işçi temsilciliği kurumudur; işçi temsilciliği seçimlerini patronların sultasından çıkarmak, işçileri patronlar karşısında yalnız bırakmamak, örgütlemektir.

 İşçi temsilciliği, 1947 kanununda vardı, bu kişiler çoğunlukla  patronun gösterdiği adaylar arasından ve patronların  gözetiminde yapılan seçimlerle belirleniyordu. Kemal Türkler,  işçi temsilciliği yerine sendika temsilciliği kavramını getirdi ve  işçilerin kendi adaylarını çıkarmasını ve seçmesini özendirdi.

Temsilcilik kurumuna devlette önem veriyordu çünkü bu yöntemle, alınan kararların işçilerin kendi temsilcileri tarafından alındığını iddia ediyordu. Nitekim 1963 yasalarında da temsilcilerin seçimle değil atamayla belirlenmesi kanun maddesi olarak getirildi. Maden-İş ve daha sonra kurulan DİSK, temsilcilerin seçimle belirlenmesi prensibini uyguladı, bu prensip mücadeleci sendikaların Türk-İş sendikacılığı karşısında en önemli üstünlüğü oldu, bu sayede işçilerin sendikaya güven duymaları sağlandı. 1960 sonrası direnişlerin, 15-16 Haziran’ların dayanakları bu yıllarda ve büyük emeklerle inşa edildi.

Devlet sendikacılığının inşası

Türkiye’de ilk sendika yasaları 1947’de kabul edildi. CHP iktidarı bu yasalarla gelişmekte olan işçi sınıfını devletin denetiminde tutmayı, sendikaları zapturapt altına almayı amaçlamış ve devlet işletmelerinde sendikalar kurdurmuştu. Grev hakkının, toplu sözleşme hakkının olmadığı bu düzende Türk-İş olarak örgütlenen devlet sendikacılığı ile devletin işveren olduğu işletme yönetimleri anlaşarak işleri yürütüyordu. Özel sektörde ise patronların kurdurttuğu sendikalar yoluyla kurulmak istenen bu düzen işlemedi.

 Patronlar işçilerin örgütlenmesini, mülkiyet hakkına müdahale  kabul ediyor ve yetkilerini paylaşmaya ve ücretleri artırmaya  yanaşmıyordu. Sermaye, işçilerin kendi kontrolünde ki  sendikalara üye olmasını istiyordu. Böylece, işçileri kanunlara   yaslanarak düşük ücret ve kötü çalışma şartlarına razı  ediyordu. İşçiler buna isyan etti. Sınıf mücadelesinin temelleri  böylece atıldı.

1950’de iktidara gelen Demokrat Parti döneminde de baskı rejimi devam etti. Sendikalar büyük fedakârlıklar ve zorlamalarla cüzi ücret artışları sağlamak ve iş kazalarını önlemek için iş uyuşmazlıkları çıkarmış (zorunlu tahkim sistemi) ve bu uğurda mücadele vermişlerdi. 1950’ler büyük emekler karşılığında geleceğe hazırlanılan yıllardır.

27 Mayıs darbesi ve ara dönem

Geçmişteki birikim olmasaydı 1961 İstanbul Saraçhane mitingi yapılamazdı. Kemal Türkler’in de konuşmacılar arasında olduğu Saraçhane mitingi pahalılığa, ücretlerin azlığına, kötü çalışma koşullarına karşı ve grev hakkı için yapılan dev bir gövde gösterisiydi. Grev hakkı 1961 anayasasına girmiş ancak bir kanunla yürürlüğe girer şartına bağlanmıştı ve iki yıldan fazla zaman geçmesine rağmen kanun çıkarılmıyordu.

 1963 yılında, İstinye’de kurulu Kavel Kablo fabrikasında  direniş başladı. Maden-İş sendikasında örgütlü işçiler,  haklarının  verilmemesi üzerine direnişe geçtiler. Türk-İş,  Çalışma Bakanı Bülent Ecevit, direnişi yöneten Kemal Türkler  ve sermayenin tarafları olduğu Kavel, grev mi, direniş mi  tartışması  yaşandı. Kemal Türkler’in liderliğinde Kavel direnişi  başarıya ulaştı.  Bülent Ecevit ve Kemal Türkler’in çıkarılacak  kanunlar üzerinde de görüşmeleri sonucunda Temmuz 1963’te  274 ve 275 sayılı kanunlar kabul edildi.

Sendika siyaset ilişkisi

Bir işçi partisi kurulması ve işçilerin mecliste de seslerinin duyurulması fikri de, geçen on yılda zaman zaman dile getirilen bir konuydu. Dönemin iktidar partisi DP’de, muhalefet partisi CHP’de konuyu sürekli geçiştiriyor, işçi haklarını savunan sendikacıların milletvekili adaylığı taleplerini sürekli savsaklıyordu. 27 Mayıs darbesi sonrası bu fikir yeniden gündeme geldi. Önceleri Türk-İş’inde katılması söz konusuydu, ancak görüşmeler sonuçsuz kaldı; daha çok özel sektörde örgütlü ve mücadeleci yanı öne çıkan İstanbul sendikalarının girişimine Türk-İş katılmadı. Kemal Türkler’in de kurucusu olduğu Türkiye İşçi Partisi 12 sendikacı tarafından 13 Şubat 1961’de kuruldu.

TİP kuruluşunu sürdürürken Türk-İş’in neden katılmadığı da ortaya çıktı. Bir yıl sonra toplanan Çalışma Meclisi toplantısında Seyfi Demirsoy, Kemal Türkler’e partiyi kapatmalarını ve Türk-İş’inde katılacağı yeni bir partinin kurulmasını teklif etti. Ankara merkezli, hükümete ve CHP’ye yakın bazı aydınlarında katıldığı Çalışanlar Partisi girişimi, TİP’in getirilen teklifi reddetmesi ve örgütlenmesini sürdürme kararlılığı üzerine bir süre daha tartışıldı ve gündemden düştü.

TİP 1962’de Mehmet Ali Aybar’ın başkanlığa getirilmesi ile başlayan fabrikalarda, köylerde örgütlenme çabaları sonucu, 1965 seçimlerinde 15 milletvekili çıkardı. TİP’nin, işsizliğe, pahalılığa, Amerikan emperyalizmine, Vietnam savaşına, üslere, karşı mücadelesi, TİP’i Türkiye’nin en etkili muhalefet partisi haline getirdi. Kürt halkına uygulanan baskılara karşı ünlü Doğu mitinglerini örgütlemesi, Türkiye’de sendika siyasi parti ilişkileri üzerine uyguladığı politikalar, sol siyasi tarihimizin özgün bir örneğini oluşturdu. Kemal Türkler 1971darbesinden sonra, TİP kapatılıncaya kadar partinin merkez yönetim kurulu üyeliğini sürdürdü.

1963 yasaları ve DİSK’in kuruluşu

1963 yılında 274 ve 275 sayılı sendikalar ve toplu sözleşme yasaları çıkarıldığında en hazırlıklı olanlar özel sektörde örgütlü mücadeleci sendikalardı. Kemal Türkler’in her birisinin örgütlenmesinde, yürütülmesinde öncülük yaptığı büyük direnişlerin ve başarıların kazanıldığı dönemde, 1967’de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in kurulmasıyla sendikal mücadele bir üst aşamaya yükseldi. 13 Şubat 1967’de beş sendika ve bu sendikaların yaklaşık 30.000 üyesi ile Kemal Türkler’in başkanı olduğu Maden-İş’in öncülüğünde DİSK kuruldu.

 İşçi sınıfının en büyük direnişleri bu dönem yaşandı; patronlar  çalışan işçilerin listesini hazırlıyor, sarı sendikalar sahte üye fişleri  düzenliyor, bölge çalışma müdürlükleri de sahte üye fişlerini geçerli  kabul ederek bu sendikalara toplu sözleşme yetkisini veriyor, çoğu  zamanda iş mahkemeleri bu yetkileri onaylıyordu. Böylece grev  hakkı fiilen geçersiz hale getirildi. Bu şartlarda sermaye, devlet,  sarı sendika üçgenine karşı tek geçerli yol direnişti. Fabrika  işgalinden, üretimi durdurmaya, yemek boykotundan yürüyüş ve  mitinglere kadar her yol denendi. DİSK’in kurulduğu1967’den  1970’e kadar DİSK bir yandan örgütleniyor, örgütlendiği  fabrikalarda da en yüksek ücret artışını sağlayan, işçi sağlığına  önem veren toplu sözleşmeler imzalıyordu. İşçilerin DİSK’e  geçmesini durduramayan Türk-İş ve sermaye çevreleri bu süreci  kanun yoluyla durdurmaya karar verdi. Ünlü 15-16 Haziran büyük  işçi direnişine giden yol böyle döşendi.

15-16 Haziran direnişi, işçi sınıfının o tarihe kadarki en örgütlü, yığınları harekete geçiren, demokratik, meşru eylemidir. Kemal Türkler, direnişin hazırlanmasını, örgütlenmesini ve yürütülmesini gerçekleştiren işçi lideridir. Bu nedenle 15-16 Haziran direnişi üzerine kitaplar, makaleler yazılmış, direniş bütün yönleriyle işçi sınıfı tarihine mal olmuştur. Emek tarihi yazarı Zafer Aydın’ın “İşçilerin Haziranı” adıyla kaleme aldığı, bin sayfayı bulan kapsamlı eseri, direnişi bütün yönleriyle ele almıştır. Bu zengin literatüre rağmen 15-16 Haziran direnişinin sonuçları ve yol açtığı gelişmeler üzerinde yeterince durulmadığı da bir gerçektir. 

15-16 Haziran direnişinin sonuçları

Direnişin etkileri dalga dalga yayıldı, sendikal ve siyasal çevrelerde tartışmalar başladı: CHP tasarıyı desteklemekten vazgeçti. Türk-İş’te önce dörtler raporu, ardından 8 sendika daha katılarak Türk-İş yönetimini eleştirdiler. Toplanan kongrede rapor reddedildi. Türk-İş’teki sosyal demokrat sendikacılar ayrı bir konfederasyon kurulması fikrini tartışmaya açtılar. Bu sıralarda DİSK’te 5.Kongresini yapmış önemli kararlar alarak yönetim kadrolarını yenilemiş, örgütlenme atağına geçmişti.

Kemal Türkler’in sendikal harekete yön veren ileri görüşlülüğü bir defa daha bu çalkantılı günlerde ortaya çıktı: bilindiği gibi, DİSK’in kurulucuları daha çok sol görüşlü sendikacılardı, ancak DİSK’in örgütlenmesi, DİSK’e inanmış, DİSK’in ilke ve prensiplerini benimsemiş işçilerin ve kadroların mücadelesiyle gerçekleşmişti. Bu ilke ve prensiplerine bağlı kaldığı sürece de işçilerin desteğini yanı başında görmüş, bu karşılıklı güven DİSK’i güçlendirmişti.

Kemal Türkler’in en önemli özelliği işçi sınıfına inanmak ve güvenmekti. Bu nedenle de DİSK’in büyümesini, daha fazla üyeye sahip olmasını amaçlıyordu. İşçilerin aydınlatılması, mücadele içinde gerçekleşecekti, bu nedenle de işçilerin DİSK’te örgütlenmelerini, DİSK’e bağlı sendikalara katılmasını savunuyordu.  Mücadele işçileri bilinçlendirecek, onları sınıf mücadelesinin çetin koşullarına hazırlayacaktı. Farklı görüşte de olsalar sendikaların DİSK’e katılması daha büyük bir etki ortaya çıkaracak, işçileri Türk-İş bataklığından kurtaracaktı.

15-16 Haziran direnişinin dolaylı da olsa başlattığı tartışmalar, Türk-İş’e bağlı sosyal demokrat sendikacıların yönetimde oldukları sendikaların Türk-İş’ten ayrılmalarına, önce ayrı bir konfederasyon kurma düşüncesine sonra da DİSK yöneticileriyle yaptıkları görüşmeler sonucu DİSK’e katılmalarını getirdi. Burada Kemal Türkler’in büyük düşünmesinin, az olsun benim olsun yerine birlikte büyük olalım düşünmesinin bir sonucu olduğunu tarihe not düşme babında kaydetmeliyim. Bu birleşmelerden sonra DİSK, sanayi kentlerine sıkışmış halden kurtulmuş Ceylanpınar’dan Murgul’a, İskenderun’dan Samsun’a Türkiye’nin dört bir yanında örgütlenen sözü dinlenir, beşyüzbinlerin katıldığı 1Mayıs’lar düzenleyen, metal sanayicilerinin dayatmalarına karşı sekiz ay süren grevler örgütleyen bir konfederasyon haline geldi.

DİSK 5.kongresinde yakalanan ivme yukarıya doğru artarak büyüdü. Ancak 1977 1 Mayıs’ından sonra iç tartışmalar büyüdü. Sol parti ve çevrelerin DİSK’in, CHP’leştirilmek istenmesi endişesi ile hareket etmelerine rağmen CHP’li sendikalarla birlikte hareket etmeleri sonucu DİSK’te yönetim değişikliği oldu. Abdullah Baştürk başkanlığında yeni gelen yönetim disiplin sorunlarını gerekçe göstererek bazı sendikaları DİSK’ten geçici olarak ihraç etti. Ancak DİSK CHP’leşmedi, aksine DİSK’in sosyalist olduğu genel başkanın konuşmalarına girdi. Oysa buda yanlıştı: DİSK Demokratik Sınıf ve Kitle Sendikacılığı ilkesini benimsemişti.

Kemal Türkler, Maden-İş sendikasının başkanı olarak sendikayı yönetmeye devam etti. Türkiye doludizgin bir kaosun içine sürüklendiği bu yıllarda sermayede içine düştüğü krizden çıkış yolları arıyordu. Sermayenin önündeki en büyük engel DİSK’ti. Kemal Türkler DİSK’in ana direği idi. Büyük sermaye tekelleri, Türkiye’yi dünyada yükselmeye başlayan neoliberal politikalara entegre olmaya zorladı. Kemal Türkler suikastından iki ay sonra, 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi yapıldı.

Unutmamalıyız; DİSK’in mücadelesinin bir ayağı işçi hakları uğruna mücadele ise bir ayağı da demokrasi mücadelesiydi.

Kemal Türkler’i yaşatmak, onun devrimci mirasına sahip çıkmaktır.

İşçi Sınıfımız, Kemal Türkler’in yolundan yürümeye devam edecektir.

22 TEMMUZ 2022 / Halit ERDEM


Editör: N. Cingirt

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar