Rövanş iletişimi ya da ‘ergen muhalefeti’

CHP’nin seçim kampanyalarında uzun yıllardır görev alan iletişimci Ateş İlyas Başsoy, BirGün gazetesindeki yazısında ‘Ergen muhalefeti’ni yazdı: “Kararını değiştirebilen seçmenin rövanşa değil, vizyona oy vereceğini; ancak bir vizyon görürse partisini değiştirebileceğini, rövanşçılığın, tam aksine AKP’nin ekmeğine yağ süreceğini ve siyasetsiz seçmeni AKP’de tutacağını bunca yıldır öğrenemediniz mi? Öğrendiyseniz neden ısrarla rövanş iletişimi yapıyorsunuz?

Rövanş iletişimi ya da ‘ergen muhalefeti’
16.06.2022 - 07:09
Haber Merkezi
1967

BirGün gazetesi yazarı Ateş İlyas Başsoy’un bugünkü (14 Haziran) ‘Ergen muhalefeti’ başlıklı yazısı şöyle:  

Konuşmacı kürsüde kükrüyor: “AKP’yi yok edeceğiz, hepsini içeri alacağız, yaptıklarının hesabını ödeyecekler.” Hızını alamayınca devam ediyor: “Devran değiştiğinde bunları affetmeye kalkanlar olursa, onları da cezalandıracağız. Herkes haddini bilecek.”

Konuşması bittiğinde herkes ayağa kalkıp alkışlıyor. Ha gayret, geliyor gelmekte olan, az kaldı.

Türk Dil Kurumu “ergen” sözcüğünü, yeni yetme olarak açıklıyor. Çocuk yapacak fiziksel olgunlukta ama çocuk büyütecek zihinsel olgunlukta değil, çünkü kendisi hala çocuk. “Ergen” sözü sosyal medyada en sık kullanılan hakaretlerden biri. Cinsiyetçi ifadelerin lanetlenmesiyle “ergen”in popülerliği daha da arttı, neredeyse her aşağılama cümlesinde kullanılan demirbaş bir sözcüğe dönüştü.

Ergen sözcüğünün bu anlam genişlemesi nedeniyle mi nedir, yeni nesillerin değişen tüketim alışkanlıklarını açıklamak için icad edilmiş, “Y kuşağı”, ”Z kuşağı” gibi terimler hızla sosyolojik, psikolojik ve de gayet bilimsel terimlermiş gibi uluorta kullanılmaya başlandı.

Benim gibi birkaç kişi “Aman efendiler, yapmayın etmeyin, sadece gençliğe bakarak değişim analiz edilmez, gençlik değil her şey değişiyor. Yükü gençliğe yükleyip kendinizi rahatlatmayın. Gençlerin bir önceki kuşaktan ‘kuşak farkı’, yüz yıl önce nasılsa şimdi de aşağı yukarı aynı. Şefkat, hırs, haset, sevgi, nefret gibi temel psikolojik özelliklerin veya karakter hallerinin kuşaklar içinde değiştiğini gösteren hiçbir bilimsel veri yok” dese de çoğunluğun karnı böyle laflara tok. Bana mı inanacaklar, televizyonları twitterları dolduran ve her cümleleri noktayla biten o muazzam uzmanlara mı?

“Tabii senin tuzun kuru, Z Kuşağı bir çocuğun olmadığı için bu kuşakla ilgili bilgi sahibi değilsin” dedi bir arkadaşım. Çocuğu (ve onun özenle seçilmiş arkadaşları) üzerinden tüm bir kuşağı tahlil edebilecek yeterliliği görüyordu kendine.

“En büyük fark, sorumluluk almamaları” dedi sesini ciddileştirerek. “Hem istiyorlar, hem de istediklerini gerçekleştirmek için fedakarlık yapmıyorlar. Lokantada her yemeği ısmarlayıp sonra da faturayı ödemeyenlerdir Z Kuşağı. Bunun farkına var artık.”

Böylesine saçma konuşmalara karşı hep yaptığım gibi sessiz kaldım.

Z Kuşağı’na ilişkin analizler öylesine delikli bohça ki. Bir kere hemen şu anda, ülkemizde Z Kuşağı yaşında olan yirmi milyon gencin en az yarısı berbat işlerde garson, amele, tezgahtar, çiftçi, tamirci, kurye olarak çalışıyor. Bu gençlerin akşam eve geldiklerinde beş dakika uyanık kalacak enerjileri kalmıyor ki “Z Kuşağı” havalarına girsinler. Genç nüfusun çok fazla olduğu fakir bir ülkede, koleje giden çocuğu üzerinden nesil analizi yapan adama bunu nasıl anlatayım? Reklamlarda gördüğümüz orta sınıf ve üstü gençler “Z Kuşağı” yaşındaki gençlerin yüzde onu bile değil. Bu gençlerdeki değişimi analiz ederken bile genel sosyolojik değişimi es geçmek, yaprakların değişimini analiz ederken mevsimlerin de değiştiğini dikkate almamak gibi.

Sorumluluk almamak çağımızın bir sorunuysa, bu sorun sadece gençlere mi ait? Belki de hepimiz ergeniz, hepimiz Z Kuşağı’yız.

Diktatörlük altında ezilen toplumlar çocuklara benzerler. Bu toplumların geneli (muhalif olup bedel ödeyen asil insanlar hariç) tıpkı küçük bir çocuk gibi “ebeveyn”ine tapar. Ebeveyn de ona körü körüne bağlı bu çocuğu (halkı) sever. Yeri gelir döver, yeri gelir karanlık odaya atar, yeri gelir tecavüz eder ama yine de sevilir. Bu toplumlarda her şey masallardaki gibidir: Dışarıda öcüler, kötü kalpli cadılar vardır, içeride ise her şeye rağmen çocuğunu “seven” koca yürekli, demir yumruklu ebeveyn.

Batı toplumlarının birçoğu yetişkin insanlara benzerler. Bunlar ebeveynlerini hataları ve eksikleriyle beraber değerlendirir. Ebeveyn bile olsa kimse kimseyi “yarattığı” için ekstra saygı görmez. Kaç yaşında olursa olsun tüm bireyler insandır ve hakları vardır, tıpkı paylaştıkları doğaya karşı sorumlulukları olduğu gibi.

Bir de “ergen” benzetmesine uygun toplumlar var. Bu toplumlar fiziksel olarak gelişmiş de olsa muhakeme olarak gelişmemiş. Ne bir çocuk gibi koşulsuz itaat ederler, ne gerçek anlamda bir yetişkin gibi ölçülü davranırlar. İsyanlar ve kabullenişler arasında gidip gelirler.

Türkiye bu benzetmede ergen toplumlara yakın görünüyor. Bir yanı biraz daha yetişkin gibi olsa da, bir yanı neredeyse çocuk gibi. Bir yanı isyanda, bir yanı itaat ediyor ama her iki yan da aynı anda her iki yerde olabilir.

İktidarın ergenliğini yazmama luzüm yok, her an tanık oluyoruz. Ama şimdi, tam da siyasal bir değişimin tüm şartları uygunken muhalefet de “ergen” gibi davranmıyor mu?

Kürsüden AKP’yi mahvetme nutukları çeken hatiplere bir çift sözüm var: “Kuzum siz ergen misiniz? Siyasi rakiplerinizi cezalandırma hakkını size kim verdi? Ceza verme yetkisi bağımsız yargıda olsun diye çırpınmıyor muyuz biz? Bu tip laflarla alkış alabilir ve havalı olabilirsiniz ama bilmeden (belki de bilerek) AKP’yi yeniden üreterek ve AKP stratejisine uygun yankı vererek AKP’ye hizmet etmiş olursunuz. Farkında değil misiniz bunun?

Kürsüde Mahir Çayan keskinliğiyle konuşmak çok güzel de, Mahir Çayan zaten asla o kürsüye çıkmazdı. Kürsünün veya sandığın değişim sağlamayacağına inanan, bu nedenle “Tek Yol Devrim” diyen, eylemlere başlamadan önce kırsalda ayak bağı olmasın diye apandisitini aldıracak kadar kararlı ve nihayet CIA, MOSSAD işbirliği ile öldürülen bir yiğitle sen ben nasıl bir olabiliriz, ay başında usul usul ATM’yi ziyaret ederken?

Bir de “Geliyor gelmekte olan” diye gulyabani gibi bir slogan var. Ne geliyor birader, bi açsana şunu. Sen bu lafı kime söylüyorsun? Teneffüste şımarıklık yapan arkadaşına “Birazdan öğretmen gelecek” diyen ergenden ne farkın var senin? Bunun bir versiyonu da karakteri bir türlü oturmayan öteki partinin “Az kaldı” lafı. Neye az kaldı? Ne demek bu?

Kararını değiştirebilen seçmenin rövanşa değil, vizyona oy vereceğini; ancak bir vizyon görürse partisini değiştirebileceğini, rövanşçılığın tam aksine AKP’nin ekmeğine yağ süreceğini ve siyasetsiz seçmeni AKP’de tutacağını bunca yıldır öğrenemediniz mi? Öğrendiyseniz neden ısrarla rövanş iletişimi yapıyorsunuz? Twitter’da çok mu like alıyorsunuz böyle yapınca? Seçim Twitter’la mı kazanılacak?

AKP ilk kez bütünüyle edilgen pozisyonda. Bunca haksızlık, pahalılık ve saçmalık karşısında AKP’nin seçimi tekrar kazanması, sadece yanlış muhalefetle mümkün. AKP’nin son kozu, muhalefeti gaza getirmek, muhalifleri vizyona değil rövanşa odaklamak ve böylece siyasetsiz seçmeni kutupta tutmak olabilir, ki var gücüyle buna çalışıyor.

Muhalefet ergen gibi davranırsa bu şartlar altında bile AKP seçimi yine kazanır. Böylece dünyada benzeri olmayan bir durum yaşanmış olunur.

Acaba muhalefet hatasının farkına varıp, etkili ve dönüştürücü bir söylem tutturabilir mi?

Neyse ki (veya ne yazık ki) AKP’nin bu konuda fazla endişelenmesine gerek yok. Az kaldı canım, geliyor gelmekte olan.


Editör: N. Cingirt

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar