• 21.02.2022 06:41

Savaş mı, barış mı?
Totalitarizm mi, demokrasi mi?
Avrupa savaşın eşiğinde.
1989 Berlin Duvarı'nın yıkılmasından beri
en ağır krizini yaşıyor yaşlı kıta...
PutinBiden'ın dediği gibi, Ukrayna işgali için
düğmeye basmak üzere mi?
Yoksa Kremlin'den gece yarısı
yapılan açıklamaya göre,
Washington'un savaş iddiaları provokasyon mu?
Kulakları fena halde tırmalayan
savaş tamtamları bir süredir çalıyor.
Moskova, 190 bin Rus askerini
Ukrayna sınırına yığmış durumda...
Putin'in nükleer manevra yaptırdığına
dair haberler de var.
Silah yerine diplomasi son anda
devreye girebilir mi?
Barışçı çözüm kapısı aralanabilir mi?

Desen: Selçuk Demirel

Aklı başında herkesin dileği bu yönde...
Şu noktayı vurgulamakta yarar var:
Barışçı çözüm, yazın bir kenara,
bir tarafın öteki tarafa kendi koşullarını
dikte ettirmesinden geçmiyor.
Kalıcı ve adil bir barışın yolu,

Amerikan Dışişleri Bakanlarından Kissinger'in
dediği gibi, yalnız tek tarafın değil,
ilgili tüm tarafların temel çıkarlarının
korunmasından geçiyor.
(Kissinger'in Kırım işgali sırasında

Washington Post'ta yazdığı
5 Mart 2014 tarihli makale).
Ancak unutmayın.
Avrupa'yı bugün savaşın eşiğine getiren
sadece Putin Rusya'sı değildir.
Evet, Rusya 2014'de Kırım yarımadasını
işgal ve ilhak ederek uluslararası hukuku
ve Ukrayna'nın egemenliğini hiçe saymıştır.
Peki, Avrupa'nın bugün böylesine
büyük savaş tehdidiyle karşı karşıya
kalmasının 
tek suçlusu Putin midir?
Hayır.
Sadece Rusya ve Putin suçlanamaz.
Bu noktaya gelinmesinde,
ABD ile AB'nin -ya da Batı'nın-
Berlin Duvarı'nın 1989'da yıkılmasından
sonra izlemiş olduğu 
kendini fazla
beğenmiş 
politikaların da rolü büyüktür.
Bu konuda, Harvard Üniversitesi
uluslararası ilişkiler alanındaki
hocalarından olan 
Prof. Stephen Walt'un bir makalesinde
(Kissinger'in "reelpolitika okulu"ndan- HC)
şu bakış açısının altı çizilebilir:

Prof. Walt, Ukrayna krizini değerlendirirken
temel sorunu, Soğuk Savaş’ın

sona ermesinden sonra, özellikle
ABD ve Avrupalı müttefiklerin gerçekçilikten
ayrılıp
 "Kibir, hüsnü kuruntu ve liberal
idealizme teslim olmaları"
nda görüyor.

Ona göre bu yola girmek yerine,
gerçekçi bir şekilde hareket edilmiş olsaydı,
Rusya Kırım’ı hiçbir zaman işgal etmeyecek
ve Ukrayna bugün çok daha güvenli bir
ülke olacaktı. ABD’li profesör,

en büyük hatalardan birinin de
NATO’nun Avrupa’daki genişleme
politikasında yapıldığını belirtiyor. 
Berlin Duvarı 1989 yılı Kasım ayında
çöktüğü zaman 16 üyeli olan NATO
bugün 30 üye ülkeye sahiptir.
(Sedat Ergin'in Hürriyet'teki 15 Şubat
2022 tarihli makalesinden).

Bir başka deyişle:
Bundan böyle barış aranırken,
Rusya’nın güvenliğine ilişkin kaygı
ve görüşlere de artık kulak verilmelidir.
Bu bakımdan şu nokta vurgulanabilir:
NATO’nun Avrupa’da doğuya doğru
genişleme
 stratejisinde, özellikle ABD’nin

ciddi bir değerlendirme hatası yaptığı
bugün daha çok kabul görmeye başlamıştır.
Diplomatik dilin incelikleri
bir yana bırakılırsa...
Ukrayna anlaşmazlığı, Kırım 2014'de
Rusya tarafından ilhak edildiğinde
sonuçlanmıştı denilebilir.

O gün uluslararası hukukun bu açık
ihlaline karşı ciddi ve kararlı tutum
sergilemeyen ABD'nin,

Batı İttifakı'nın bugün verdiği görüntü
iç açıcı değil.
Aslında işin kökeninde demokrasilerin
geri çekilmesi 
yatıyor. Ukrayna ihtilafı

belki de demokrasi ile totalitarizmin,
Batı ile Çin-Rusya'nın sıcak çatışmasına
doğru
 gidiyor. Avrupa Birliği içinden çatırdıyor.
Irkçı, saldırgan milliyetçi, reddiyeci akımlar
giderek siyasetin ana damarına yerleşiyor.

Amerika'da da demokrasinin temelini kemiren
Trumpizm'in ayak sesleri

hâlâ kulaklara çalınmakta...
Kısacası:
Bir yanda otokratik despotlar...
Diğer yanda demokratik değerleri savunanlar...
Amerika'sıyla Avrupa'sıyla Batı,
Ukrayna konusunda Putin Rusya'sına karşı
ayağını yere ne kadar sağlam basarsa, dünyada
demokrasi cephesi o kadar toparlanır güçlenir.
Son olarak:

1. Putin elini savaş düğmesinden
derhal çekmelidir.
2. İki tarafın da temel çıkarlarını gözeten
-ve iki tarafı da sonunda- tam memnun
etmeyecek bir barışçı çözüm için

diplomasi kapısı hiç zaman kaybetmeden açılmalıdır.