• 16.05.2022 09:01

Gelecek Partisi ve DEVA Partisi, anketlerde yüzde 1 ilâ 3 civarında görünüyor.

Halbuki bu partilerin -genellikle AK Parti tabanına mensup olan- potansiyel seçmenleri, siyasette fırtına gibi esmelerine el verecek kadar çok.

Bu köşede evvelce de yazmıştım, tekrar edeyim: AK Parti’deki yozlaşmayı hazmedemeyen ve AK Parti’nin kuruluş ilkelerini ihya edecek yeni bir siyasi hareketin başlatılmasını umutla bekleyen geniş bir kitle, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın iki ayrı parti kuracağını anlayınca hayal kırıklığına uğramıştı; o gün bugündür onlara sitem ediyorlar “Niye ayrı düştünüz? Güçlerinizi niye birleştirmediniz? Neyi paylaşamadınız?” diye; bu ayrışma yüzünden seçim barajına takılabilecekleri ve onlara verilen oyların boşa gidebileceği endişesiyle “Bari partileriniz mevcut ittifaklardan ayrı bir ittifak kursun” da diyorlar o gün bugündür.

Niye “ayrı bir ittifak”?

Çünkü AK Parti ve Cumhur İttifakı’ndan ne kadar soğumuş olursalar olsunlar, CHP liderliğindeki Millet İttifakı’na ısınmaları söz konusu bile değil.

Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nin “üçüncü ittifak”la yeni bir siyasi mecra oluşturmak yerine Millet İttifakı’na katılacağı algısı, bu kitlenin ezici çoğunluğunu şimdiye kadar onlardan uzak tuttu.

O algı bile seçmen desteğinin yüzde 1 ilâ 3 civarında kalmasına yol açmışken, söz konusu partilerin seçimlere sahiden “üçüncü ittifak” yerine Millet İttifakı çatısı altında girmeleri halinde nasıl bir duruma düşeceklerini varın siz hesap edin.

Bu partilerin oy potansiyelleri ancak “üçüncü ittifak”la harekete geçirilebilir.

Nitekim Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Halk TV’den İsmail Saymaz’a verdiği beyanatta, Saadet Partisi’ni de dahil ederek “Üç partinin AK Parti'ye oy verenlere güven verecek ortak tutum içine gelmesi çok faydalı olur” dedi, “üçüncü ittifak” için bir kere daha zemin yokladı.

“Bir kere daha” diyorum, çünkü Davutoğlu’nun, geçen sene temmuz ayında, AK Parti’nin ‘Biz gidersek dindarların kazanımları da gider’ söylemleri üzerine, hem o kazanımları savunmaya hem de o kazanımların suiistimalini önlemeye matuf üçlü bir deklarasyon için DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’na teklif götürmesi de böyle bir zemin yoklamasıydı.

Uzattığı el havada kalmıştı o vakit.

Bu sefer de havada kalıyor.

***

DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin, Halk TV’den İpek Özbay’a verdiği beyanatta dedi ki:

"Burada aynı düşünce, aynı dünya görüşü, aynı gelenekten gelmek doğrudur. Eş zamanlı olarak bazı siyasi partiler içerisinde birlikte hareket ettik. Ama yepyeni bir siyasi kültür inşa ettik biz DEVA Partisi'nde. Partimizde toplumun çok değişik kesimlerinden isimler var. Ve parti yönetimimizle, başkanlık divanımızla farklı düşünceleri yansıtan bir yapıya sahibiz… Bu düşünce (DEVA, Gelecek, Saadet ittifakı düşüncesi) altılı masaya oturmadan önce de DEVA Partisi’ne iletilmiş bir düşünceydi. Ancak biz altılı masada yarınların Türkiye’sini inşa etmenin daha kolay olabileceğini, daha doğru bir yöntem olabileceğini düşünerek altılı masayı tercih ettik. Bu masaya oturduktan sonra tek başımıza DEVA Partisi değiliz. DEVA Partisi’nin organları da tek başına buna karar veremez.”

Çok zayıf argümanlar.

Madem altılı masaya oturduktan sonra DEVA Partisi artık tek başına DEVA Partisi değil ve DEVA Partisi’nin organları buna tek başına karar veremez, öyleyse seçimlerde nasıl bir yöntemin izleneceğine dair o masada henüz mutabakata varılmamışken “Demokrasi ve Atılım Partisi önümüzdeki seçimlere kendi adıyla, kendi şanıyla, kendi logosuyla girme kararını almıştır” demek de olacak şey değildi; nasıl oldu bu?

Ve DEVA Partisi’nde “toplumun çok değişik kesimlerinden isimler var”sa Gelecek Partisi’nde de var; buna “yepyeni bir siyasi kültür” denecekse o kültür Gelecek Partisi’nin de kültürü değil mi?

Ve altılı masada güçlendirilmiş parlamenter sistem yahut siyasi şeffaflık yasası gibi konularda varılan mutabakat, “üçüncü ittifak”ın kurulmasına niye mâni teşkil etsin ki?

Millet İttifakı’nde yer alan ve belki de oradaki halinden memnun olup bu halin ötesine geçmeye heves etmeyen Saadet Partisi bir yana; Millet İttifakı’nda -henüz- yer almayan ve yer alacaklarına söz vermiş de olmayan Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nin oy potansiyelleri siyasette ve belki devlet yönetiminde yeni bir çığır açmaya yetebilecekken, Davutoğlu’nun uzattığı elin Babacan ve arkadaşları tarafından -altılı masanın hatırına ve o büyük oy potansiyellerinin hebası pahasına- ısrarla havada bırakılması anlaşılır şey değil.

***

Millet İttifakı liderleri (CHP, İYİ Parti, SAADET, DP) ile Gelecek Partisi ve DEVA Partisi liderlerini buluşturan altılı masa, farklı siyasi gruplar arasında ünsiyet kurulmasına ve bazı önyargıların aşılmasına hizmet edebilecek olması bakımından ümit verici.

Altılı masanın altılı ittifaka dönüşmesi halinde bu ittifaktan müşterek bir hükümetin çıkacağını ummak ise fazla hayalcilik olur; hele Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nin bu ittifak içinde alacakları oyların azlığına rağmen o hükümette hatırı sayılır bir şekilde temsil edileceklerini ummak…

Altılı masanın bir ortak hükümet formülü geliştirebileceği de şüpheli zaten.

Nitekim Babacan, 30 Aralık 2021’de bir grup gazeteciye verdiği beyanatta demişti ki:

“Mesela (milletvekili sayısı) 300-360 arasında olursa nasıl bir süreç işleyecek? Çünkü tek yetkili cumhurbaşkanı seçilecek ama anayasa değiştirecek çoğunluk yok Meclis'te. O ara nasıl yönetilecek? O tek kişide toplanan yetkinin istişare mekanizması ile nasıl kullanılacağı çok kilit bir konu. Onun bugünden anlaşılması lazım, bugünden kayıt altına alınması, 6 partinin üzerinde uzlaşması lazım, sonraya bırakmamak lazım. Zaten bizim ittifakta olmamamızın en önemli sebeplerinden birisi geçiş süreciyle ilgili ihtilaf çıkabilir diye bir endişemiz var. Geçiş sürecinde anlaşalım, nasıl işleyeceğine karar verelim, bu geçiş sürecine göre nasıl bir aday profili gerekiyor, onu da konuşalım. Eğer bu konularda da ortaklaşabiliyorsak, belki ittifak konusunu o noktada değerlendirmek mümkün olabilir.” (bkz. https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-59815445)

Geçiş süreci konusunda anlaşma sağlandı diyelim; o anlaşmanın uygulanacağının da garantisi yok.

***

İlginçtir:

Böylesine kırılgan bir zeminde yürümekten imtina etmeyen ve CHP ile, İYİ Parti ile belli konularda ortaklaşmak için şartları zorlayabilen Babacan, AK Parti’den kopuş ve yeni siyasi konumlanış sürecinde, memleketin belli başlı meselelerine çözüm önerilerinin hepsinde ortaklaştığı Ahmet Davutoğlu ile beraber yürümeye tevessül etmemiş, ısrarla ‘Beraber parti kuralım’ diyen -ve liderlik iddiasında bulunmayan- Davutoğlu’nu geri çevirmişti.

Babacan liderliğindeki DEVA Partisi’nin programı ile Davutoğlu’nun liderliğindeki Gelecek Partisi’nin programı ortada; birbirine o kadar benziyor ki, ikisi yer değiştirse kimse yadırgamaz.

Ama bu iki partinin beraber hareket etmesi de -Babacan’ın mesafeyi koruması yüzünden- şimdiye kadar gerçekleşemedi işte.

Daha doğrusu, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun çağrısıyla kurulan altılı masa dışında gerçekleşemedi.

Babacan’ın Davutoğlu ile beraberliğe tevessül edebilmesi için Kılıçdaroğlu’nun liderliği veya koordinatörlüğü şart mı?

Gerçekten anlaşılır şey değil.