Önce Alevîler, sonra Kürtler, şimdi de Mülteciler…

" Mesele sığınmacıları savunmak veya karşı çıkmak değil; bu işin iktidar rekabetinde belirleyici bir parametreye dönüşmesi. Bir taraf “sahip çıkacağız” diyecek, diğer taraf “göndereceğiz” diye diretecek."

Önce Alevîler, sonra Kürtler, şimdi de Mülteciler…
11.05.2022 - 08:19
Haber Merkezi
889

Mümtazer Türköne "Önce Alevîler, sonra Kürtler, şimdi de Mülteciler…' başlıklı yazısında önümüzdeki seçim sürecinin kitlesel provokasyonlara neden olacak sorunların Suriyeliler üzerinde yönetileceği olasılığına vurgu yapıyor.

Mümtazer Türköne'nin yazısı:

Sıraladıklarım, sırf sayısı az olduğu için çoğunluğu teşkil eden kin ve nefret dolu yığınların önüne  atılan ötekilerdi. Ermeniler, Rumlar, Yahudiler hesaptan düşünce nefret objesi ihtiyacını karşılamak üzere, Alevîlerden başlayıp Kürtlerle devam eden, bugün ağırlıklı olarak Suriyeli mültecilerin yerleştirildiği düşman rolünden söz ediyorum.

Bu düşmanlar aracılığıyla bir zamanlar ne siyasetler kotarıldı, ne koltuklar elde tutuldu.

Durum oldukça ciddi. Önümüzdeki seçimin sapı-samanı Suriyeli mültecilerin (ve diğer sığınmacıların) sırtında ayıklanacak. Her parti yelpazedeki konumunu bu meseleye göre belirleyecek. Suçlamalar, polemikler ve seçmenin zihnini teşviş edecek provokasyonlar sığınmacılar konusunda olacak.  

Şu noktayı gözden kaçırmayın:

Sorun sizin Suriyelilere yönelik sempati veya antipatiniz değil. Siyasi rekabetin, entrikaların, örtülü operasyonların basit, anlaşılır ve kullanışlı nesnesi hakkında analiz yapıyorum. İktidar denklemini, değişimini, müstakbel seçimin alçak ve yüksek basınç bölgelerini, dolayısıyla kopacak fırtınaları nazara veriyorum.

Laboratuvarımız yakın tarih.

1978’in sonunda sıkıyönetim, Maraş Katliamı yüzünden ilan edilmedi; sıkıyönetim ilan edebilmek için Maraş Katliamı organize edildi. Nitekim o tarihten sonra sağ-sol çatışması, Çorum, Sivas olaylarında görüldüğü üzere Alevî-Sünni eksenine taşındı, bu sefer oluk oluk kan akmaya başladı ve sonunda 12 Eylül darbesinin zemini kâmil şekilde oluştu.

1990’ların başlarından itibaren peş peşe Batı’da, özellikle Ege sahillerinde Kürt asıllı vatandaşlara yönelik kitlesel linç girişimleri yaşandı. Bu olayların hiçbiri kendiliğinden vuku bulmadı; nitekim siyasi iklim değişince birden bu olayların arkası kesiliverdi.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın önceki gün basın toplantısında söylediği: “Soylu ve ekibi çok tehlikeli bir oyun oynuyor Haziran 2015 - Kasım 2015 arasındaki sürece benzer bir şiddet dalgasının bu sefer sığınmacılar üzerinden planlandığı anlaşılıyor” şeklindeki inanılması güç sözü, bu tarihsel tecrübenin ışığı altına  yerleşince insan ister istemez dehşete kapılıyor.

Acaba seçimleri iptal etmeye kadar uzanacak zecri tedbirlere gerekçe olacak şiddet ortamını mı kastediyor?

Gözünüzde canlandırın:

İstanbul’da, Adana’da kulaktan kulağa yayılan basit bir taciz veya tecavüz söylentisi üzerine sığınmacıların yaşadığı mahalle basılıyor, evler ateşe veriliyor, insanlar öldürülüyor.

Veya Hatay’da sığınmacılar tersini yapıyor.

Birden Türkiye sathında birkaç şehirde sığınmacılara yönelik linç girişimi oluyor.

Sonuç?

Bu tablo kimin işine yarar?

Dün Alevîlerin, Kürtlerin düşman ilan edilmesi ile bugün Sığınmacılara yönelik kabaran öfkenin ortak paydası şu:

Kendi işinde-gücünde, çevresine bakıp dolmuşa binmeye yatkın cahil kitleler başka sebeplerle birikmiş kinlerini ve nefretlerini döküp rahatlayacağı bir vesileye kavuşuyor. İşini kaybetmiş olanlar, hayat pahalılığından şikayet edenler, bir kızla oturup doğru dürüst konuşmayı beceremeyen ergenler, ipsiz-sapsız ayak takımı sokağa dökülmek için koşturuyor.

Cemil Meriç’in tabiri ile “ırzına geçecek zorba arayan yığınlar” baştan aşağı cinsel açlık kokan kışkırtmalara kapılıp kan dökmeye girişiyor. Kışkırtmaların ana temasının, “kızlarımızın şurasına burasına bakıyorlar” türünden cinsel içerikli motifler olması, hedef kitlenin düzeyini göstermiyor mu?

Baksanıza, faşizmin hiçbir türünün cesaret edemediği “ben hayvanın tekiyim” anlamına gelen “ben ırkçıyım” lafını eden insanlar bile türedi.

Evet hayvanlar; çünkü ırk cins atlarda, köpeklerde, ineklerde olur.

Tekrarlıyorum:

Mesele sığınmacıları savunmak veya karşı çıkmak değil; bu işin iktidar rekabetinde belirleyici bir parametreye dönüşmesi. Bir taraf “sahip çıkacağız” diyecek, diğer taraf “göndereceğiz” diye diretecek.

Kitlesel provokasyonlar vuku bulduğu zaman seçmeni terörize edecek tonlarca polemik yaratılmış olacak.

Kazanan sığınmacılarla kazanacak, kaybeden de aynı gerekçe ile kaybedecek.


Editör: M. AKAY

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar