İstanbul’da 'Kürt sorunu' tartışıldı: Kürtler ayrı devlet mi istiyor?

İstanbul’da 'Kürt sorunu' tartışıldı: Kürtler ayrı devlet mi istiyor?
21.04.2022 - 06:36
Haber Merkezi
272

"Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)" başlıklı raporun sonuçları, İstanbul'da düzenlenen toplantıyla kamuoyuna açıklandı.

Barış Vakfı için Prof. Ayşe Betül Çelik, Prof. Evren Balta ve Mehmet Gürses, Friedrich-Ebert-Stiftung (FES) Derneği Türkiye Temsilciliği’nin desteğiyle "Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)" başlıklı bir rapor hazırladı.

Rapor, KONDA Araştırma ve Danışmanlığı verilerinin analizinden oluşuyor. Rapor, Kürt meselesinde son 12 yılda yaşanan toplumsal değişimi konu edinerek hazırlandı

Raporun tanıtımı bugün İstanbul’da düzenlenen bir toplantıda anlatıldı.

Toplantının açılış konuşmasını Barış Vakfı’ndan Hakan Tahmaz yaptı.

Duvar’dan Ferhat Yaşar’ın haberine göre, Tahmaz şunları söyledi:

"Bir yıldır barışın olanaklarını ve imkanlarını nasıl çoğaltırız sorusuna cevap bulmaya çalışıyoruz. STK’lar, barış çalışmaları yürütenler olsa ne yapabilir sorununa yanıt aramaya çalıştık. Çözüm sürecinde çıkardığımız sonuçlar üzerine STK’larla ne yapabiliriz üzerine tartıştık. Türkiye önümüzdeki yıl bir seçime girecek. Bu Türkiye ve Kürt sorunun çözümüne yönelik önemli bir seçim olacak. Biz Kürt sorunun çözümüne ilişkin konuşmak istedik. Sivil toplum bugün ne yapmalı? Helalleşme nedir, ne yapılabilir, nasıl bir yol izlenebilir sorularına yanıt aramaya çalışacağız. Yüzde 35 olan barış umuduna nasıl katkı sağlarız. Bunun üzerine kafa yoracağız."

‘YAKICI BİR SORUN OLMA NİTELİĞİNİ YİTİRMEDİ’

Raporun sunumunu yapan Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik, barış masasının neden terk edildiğine dair birçok akademik çalışma ve uzman görüşü yayınlandığını fakat barış sürecinin sonlanması ya da en iyi haliyle rafa kaldırılmasının toplumdaki yankıları hakkında halen çok fazla bir bilgiye sahip olmadıklarını söyledi.

Dahası Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası iki yıl süreyle yaşanan olağanüstü hâl dönemi ve sonrasındaki Kürt siyasi elitlerine ve Kürt belediyelerine karşı yürütülen cezalandırıcı hukuk süreci ve daralan demokratik siyaset ortamının Kürt sorununa dair algıları nasıl etkilediğine dair de çok az çalışma olduğunu belirten Çelik, sözlerine şöyle devam etti:

"Bu araştırmaya esas teşkil eden KONDA verileri göstermektedir ki güvenlikçi/askeri çözüm, Kürt sorununun özellikle kendisini etnik olarak Türk olarak tanımlayan gruplar arasında önemini yitirmesine neden olmuştur. Bu gruplara göre Kürt sorunu Türkiye’nin eğitim, enflasyon, göçmenler, demokratikleşme, kadın-erkek eşitliği gibi pek çok yakıcı sorununun arkasında gelmektedir. Aşağıdaki tabloda da görülebileceği gibi Ocak 2020 itibariyle Türkiye’nin sadece yüzde 12’si öncelikli sorun olarak Kürt sorununu görmektedir. Ancak kendisini etnik olarak Kürt olarak tanımlayanlar arasında bu oran yüzde 40’lara kadar çıkmakta, Halkların Demokratik Partisi (HDP) seçmenleri arasında ise yüzde 60 oranına yaklaşmaktadır. Bu çalışma Kürt sorunun göreceli olarak gündemden düştüğü ama gerek Türkiye’nin demokratikleşmesi gerek eşit ve adil bir vatandaşlık özlemi açısından yakıcı bir sorun olma niteliğini yitirmediği bir dönemde kaleme alınmış ve böylesi bir dönemde Kürt sorunun çözümü konusunda ne tür bir siyasi alanın ve hangi olanakların mevcut olduğunun tartışılmasını hedeflemiştir.”

‘AYRI DEVLET DÜŞÜNCESİ YÜZDE 30’

"Bu çalışmada biz Türkiye’de Kürt sorunun tanımına dair farklılıkları, çözüme yönelik temel tutumları, kültürel ve siyasi haklar konusundaki farklı grupların yaklaşımlarını analiz etmeye ve bu analizden yola çıkarak kalıcı ve sürdürülebilir bir barış siyasetinin nasıl inşa edileceğini tartışmaya çalıştık" diyen Çelik, raporun "Kürt Sorununun Kökeni ve Endişe Siyaseti" başlıklı bölümünü ele alarak şöyle devam etti:

“Barış süreçlerinin gerekli desteği bulamamasının en önemli nedenlerinden birisi çatışma yaşamış kesimlerin çatışmanın doğasını; yani çatışmaya neden olan sebepleri, çatışmanın taraflarını ve çatışma tarihçesini farklı tanımlamalarıdır. Türkiye’de de durum bu açıdan çatışma yaşayan diğer ülkelerden farklı değildir. Çatışmanın farklı tanımlanması doğal olarak barışın nasıl olacağının da farklı tanımlanmasına yol açar. Barış sürecinin (resmi olarak) ilk başladığı 2009 yılından yaklaşık bir yıl sonra Nisan 2010’daki araştırmada KONDA katılımcılara ‘Güneydoğu ve Kürt sorunu Kürtlerin ayrı bir devlet kurmak istemesinden kaynaklanıyor’ sorusuna ne derece katıldıklarını sormuştur. Cevaplar katılımcıların yarısından çoğunun (yüzde 55) bu algıya sahip olduğunu göstermektedir. Bu oran kendini Türk olarak tanımlayanlarda daha yüksektir (yüzde 58,54). Türk olmayan katılımcılarda (ki bunun büyük çoğunluğunu kendisini Kürt olarak tanımlayanlar oluşturmakta) ‘ayrı devlet’ düşüncesinden kaynaklı olduğuna olan destek yüzde 30’larda kalmaktadır. Daha detaylı bir analiz yaptığımızda, Kürtlerin sorunu ‘ayrılıkçılık’ olarak gördüğüne dair kanıt çok zayıf kalmaktadır. Çok net bir şekilde kendisini Kürt ve Türk olarak tanımlayanların algı ve söylemlerde önemli oranda ayrıştığını görmekteyiz.”

‘CHP'Lİ SEÇMEN SAVAŞ DİLİNE KARŞI ÇIKMAYA BAŞLADI’

Barış sürecinin sona erip çatışmaların tekrar yükseldiği döneme baktıklarında dönemin kötümser ortamını yansıtan bir tablo ile karşılaştıklarına dikkat çeken Çelik, sözlerine şöyle devam etti:

"Kürt sorununun çözümü için, tek yol terörü yok etmektir’ cümlesine ne derece katıldıkları sorulduğunda katılımcıların yarısından fazlasının bu yargıyı desteklediği gözlemlenmektedir (3402 katılımcının 1941’i yani yüzde 57,05’i bu cümleye "doğru" ya da "kesinlikle doğru" yanıtını vermiştir). Fakat bu soruyu parti seçmenleri bazında incelediğimizde ilginç bir sonuçla da karşılaşmaktayız. Bu yanıtı destekleyen ve barış sürecinin sıkı destekçileri olan AK Parti seçmelerinin sorunun ‘terörü yok etmekle’ çözümleneceğine dair inancı artarak MHP seçmeni çizgisine yaklaşırken, CHP’li seçmenlerin kısmen de olsa ‘savaş’ diline karşı çıkmaya başladığı gözlenmektedir. Seçmenlerin kendi partilerinin barış/çatışma söylemlerinden etkilendiği görülmektedir. Bu sonuç bu araştırmanın dikkat çekmek istediğimiz önemli bulgulardan birisidir. Türkiye kamuoyunda görece olarak ufak bir kesimin parti siyasetinden bağımsız net fikirleri vardır ve parti söylemlerinin nasıl kurulduğu bu sorunun kamuoyu tarafından nasıl anlaşıldığı konusunda kritik bir öneme sahiptir. Kürt sorununun devam etmesi siyasi kutuplaşmayı, siyasi kutuplaşma da Kürt sorununun devam etmesini beslemektedir. Bu konuda partiler üstü bir söylemin ve uzlaşmanın varlığı sorunun çözümünde son derece önem arz etmektedir.


Editör: M. AKAY

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar