HİÇ AKLINIZA GELDİ Mİ KENDİNİZE ÖĞRENMEK NEDİR DİYE SORMAK?..

HİÇ AKLINIZA GELDİ Mİ KENDİNİZE ÖĞRENMEK NEDİR DİYE SORMAK?..
4.12.2020 - 09:20
3883

 Benim geldi ve işte cevabım bu kitap!.. (“Öğrenmek Nedir, Neden Öğreniyoruz, Nasıl Öğreniyoruz, Nasıl Bir Eğitim Sistemine İhtiyacımız Var”...[1])

Tabi “öğrenmek nedir, neden öğreniyoruz” diyerek yola çıkınca, işin içine “nasıl öğreniyoruz” sorusuna cevap aramak da girdi! Sonra, toplumsal sonuçlarıyla birlikte “nasıl bir eğitim-öğrenim sistemine ihtiyacımız var” diye noktaladık!..

Öğrenme olayını ele almaya karar verdiğim zaman kafamda daha çok insan beyninin çalışma mekanizmasını ayrıntılı olarak incelemek vardı! “Nasıl öğreniyoruz, neden öğreniyoruz” sorularının cevaplarını bu çerçeve içinde ele almak istiyordum. Ama işin içine girince durum değişti. Çünkü, şu soru çıkmıştı ortaya: Öğrenme macerası için yola ne zaman çıkılıyordu? Doğumdan sonra mı, ya da ana karnında iken “öğrenme organı” olan beyinin oluşmasından sonra mı? Yoksa, ana karnına düşmeyle birlikte mi başlıyordu ilk yolculuk? İşin içine girdikçe konunun boyutları genişliyordu.

Öğrenmek, dışardan gelen etkilerin, baskıların sonucu olarak mı gerçekleşiyordu? Eğer öyleyse, örneğin kim zorluyordu bizi öğrenmeye?.. Ana rahmine düşen o ilk hücreyi öğrenmeye zorlayan ne idi peki? Ana karnında öğrenerek kendini inşa eden embriyonun zoru ne idi, onu da bir zorlayan mı vardı? Hem sonra, zorla öğrenmek mümkün mü idi? Değilse, içerden gelen o öğrenme isteği (“motivasyonu”) ne idi? Dışardan-çevreden gelen etkilere uyum sağlama zorunluluğuyla, içerden gelen istek arasındaki bağ nasıl kuruluyordu? Öğrenme sürecinin duygusal (“emotional”), bilinç dışı yanıyla, bilişsel öğrenme motivasyonu arasındaki bağ nasıl oluşuyordu? Küçük bir çocukta öğrenme ihtiyacı yemek, içmek, tuvalete gitmek gibi doğal bir istek iken - çocuk her şeyi sorgulayarak bilmek ihtiyacıyla yanıp tutuşurken-  daha sonra ondaki bu istek neden ortadan kayboluyordu? Sönmüş bir ateşi tekrar canlandırmak mümkün müydü? Bunlar hep, çalışma boyunca cevap aradığımız sorular oldu...

Ve işte, varılan sonuçları içeren en genel teorik bir çerçeve:

Bütün mesele, çevreyle etkileşme süreci içinde öğrenerek kendi kendini yeniden üretmeyle ilgili idi! Tek bir hücrenin yaptığı da bu idi, çok hücreli bir organizmanın yaptığı da bundan ibaretti! Adına evrim süreci dediğimiz süreç de zaten özünde bir öğrenme sürecinden başka bir şey değildi... Her aşamada ortaya çıkan varoluş hali, belirli bir yapıyla birlikte gerçekleşen belirli bir bilgiden ibaretti. Ve olay, son tahlilde, doğanın öğrene öğrene kendi bilincine varması olayı idi!.. Her varlık, kendi sınırları dışında varolan izafi bir “dış dünya” ile kurduğu bir denge durumuna bağlı olarak dahil oluyordu bu oyuna! Dışardaki değişimlere ayak uydurarak varlığını sürdürmeye çalışırken de öğreniyor, yeni bilgilere sahip oluyordu. Her durumda, mevcut hali temsil ederek varolan unsurlar, öğrendikçe kendi içlerinde belirli bir bilgi birikiminin oluşmasına yol açıyorlardı. “Yeni”, potansiyel bir gerçeklik olarak “eskinin” -varolanın- içinde bu şekilde oluşmaya başlıyordu. Bu anlamda her varlık, kendi içinde, kendisinden sonra gelecek olanı taşıyan, ona hamile olan bir anne gibi idi...

O halde, bu süreçte ne kadar çok bilgiye sahipseniz hamilelik sürecinde de o kadar ilerlemiş sayılırsınız! Kendi kendini yeniden üretmek sürecinin amacı ise, kendinden daha ileri bir niteliğin “varlığında yok olmaktır”. Bilmek, öğrenmek diyalektik anlamda kendini inkar etmektir...


[1]https://www.idefix.com/Kitap/Ogrenmek-Nedir-Neden-ogreniyoruz-Nasil-ogreniyoruz/Munir-R-Aktolga/Egitim-Basvuru/Egitim/urunno=0001891311001

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar