'Ukrayna | Nedenler, etkiler, açmazlar, bölgesel ve küresel gelecek'

'Ukrayna | Nedenler, etkiler, açmazlar, bölgesel ve küresel gelecek'
19.04.2022 - 09:34
Güncelleme 23.04.2022 - 21:21
Haber Merkezi
309

Bianet'ten Selam Dalalklı, Prof. Dr. İlter Turan* ile NATO-ABD-AB bağlamında Rusya-Ukrayna savaşını, Putin ve Zelenski’nin tutumunu, Çin ve Türkiye'nin yerini ve savaş sonrası uluslararası ilişkileri, soğuk savaş ihtimali üzerine yaptığı söyleşi:

Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinde NATO ve ABD'nin nasıl bir etkisi oldu?

Rusya, bu işgalin gerekçesini açıklarken Ukrayna'nın NATO'ya girmesini kabul edemeyeceğini ileri sürerek işgali başlattı. Benim görebildiğim kadarıyla aslında şu anda NATO'nun Ukrayna'yı üye yapmak gibi bir niyeti bulunmuyordu. NATO zaten kendi içinde yeni bir kimlik arayışına girmiş olan, üyeleri arasında rekabet ve anlaşmazlıklar olan bir kuruluştu. Böyle bir kuruluşun zaten tartışmalı olan Ukrayna üyeliğine olumlu yaklaşmayacağını tahmin etmek pek zor değildi.

Ama Rusya kendi düşüncelerini gerçekleştirmek açısından NATO'nun geçmişte, 2008'de Ukrayna'nın da üye olabileceğine ilişkin beyanından yola çıkarak ve "Ukrayna NATO'ya giremez" gerekçesini ileri sürerek Ukrayna'yı işgal etti. Rusya'nın diğer bazı gerekçeleri de var bildiğiniz gibi. Bunlar arasında aslında Ukrayna'nın ayrı bir ülke olmadığı, Rusya'nın bir parçası olduğu görüşü var. Ukrayna'da yaşayan Rus nüfusun bulunduğu bölgelerin aslında Rusya'ya ait olması gerektiği düşüncesi de var.


NATO'dan ziyade belki tek söyleyeceğim bir şey özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nin Ukrayna hükümetini destekler bir pozisyon sergilemesidir. O zaman sorulacak soru da bu: Amerikan desteği veya desteğin geleceği izlenimi Ukrayna'nın dış siyasetini, Rusya'nın girişimini etkilemiş midir?

Böyle bir ihtimal pek güçlü görünmüyor.

Belki Ukrayna'daki gelişmelerin Rusya'yı rahatsız edebilecek bir boyutu da bütün aksaklıklarına rağmen Ukrayna'da daha siyasi rekabetçi bir ortam ve belki uzun vadede daha demokratik bir yapı oluşacak olması olasılığıydı. Tabii, bu otoriter olan Rus yönetiminin pek memnun olacağı bir örnek değil. Dolayısıyla, böyle bir saikle de hareket etmiş olabilir. Yani, Rusya'nın birkaç saikı var. Bunlar arasında zannediyorum ki NATO üyeliği en inandırıcı olan değil.

İşgal karşısında ABD ve NATO'nun takındığı tavrı nasıl değerlendirirsiniz? Süreç içinde söylem, davranış ve kararlarında bir değişiklik oldu mu? İşgal özellikle NATO'da ne gibi değişimler yarattı?

Esas itibariyle temel tavırda şöyle bir değişiklik yok. Yani, NATO üyesi olmayan bir ülkeye NATO'nun savunma götürmesi ve bu suretle kendisini de savaş içerisine atması söz konusu değildir. Ama başından itibaren, giderek de artan bir şekilde hem Batı Avrupa hem de Amerika Birleşik Devletleri Ukrayna hükümetine bir yandan askeri alanda, diğer yandan iktisadi alanda ve sembolik düzeyde de siyasi alanda destek verdiler.

Bu desteği artıran bir gelişme de Rus kuvvetlerinin beklenen performansı gösterememesi oldu. Bu hissedilince Batı zannediyorum Ukrayna'nın belki kolay yenik düşmeyeceğini ve iyi direneceğini hissederek yardımını arttırdı.

Ama en önemlisi, bu saldırıdan sonra Batı içerisinde önemli değişmeler meydana geldi. Bunlardan birincisi Rusya'nın tekrardan bir hasım olarak algılanması ve buna karşı koymanın en etkin aracının da NATO olduğunun tekrardan düşünülmesi ve kabul görmesiydi.

İkincisi, bu ülkeler arasında bilhassa Almanya tavrını ciddi biçimde değiştirdi. Belki bu değişiklik tam oturmadı ama Almanya olanları sorgulamaya devam ediyor. Almanya İkinci Dünya Savaşı'nda Avrupa'ya yaşattığı tecrübe dolayısıyla İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan düzende bir askeri güç olarak temayüz etmemeyi tercih etmişti. Bu, Almanya'nın işine de geliyordu çünkü esas itibariyle askeri harcamalarını düşük tutup daha çok iktisadi alanda güçlenerek Avrupa'nın başkalarıyla karşılaştırılamayacak kadar güçlü ekonomisine sahip olmuştu.

Fakat artık Amerika'nın eskisi kadar güçlü olmaması ve Avrupa savunmasına eskiden tanıdığı ağırlık kadar ağırlık tanımayı düşünmeyebileceğini ifade etmesi – ki bu Trump zamanında özellikle ifade edildi – Avrupa'nın bir miktar kendisinin savunmaya daha fazla hazır olmasını gerektiriyordu. Almanya da yavaş yavaş bu değişikliği kabullenmeye başladı.

Bir üçüncü husus daha var. ABD ve arkasından bazı Avrupa ülkeleri Rusya'ya iktisadi yaptırımlar uygulayarak Rusya'nın bu işgalini sonlandırmak istediler. Bu olmadı. Şu anlamda olmadı: Saldırgan tavır değişmedi. Buna karşılık Rusya'nın birtakım mahrumiyetler ile karşılaşmaya başladığı biliniyor.

Şimdi, belki merakımızı daha çok uyandıracak gelişme Rusya'ya karşı uygulanmakta olan ambargonun ne oranda sürdürülebileceğidir. Çünkü bu ambargo ambargoyu uygulayanlara da bazı mahrumiyetler ve külfetler getiriyor. Ama şu anda yaza girdiğimiz için belki Rus doğalgazına duyulan ihtiyaç azalacak, bu arada başka kaynaklardan da gaz temin etmek için baskılar artacaktır. Benim tahminim bu tecrübe sonunda belki Rusya'dan gaz ve petrol alımları hemen düşmeyecekse de alınan ders kaynakların çeşitlendirilmesi istikametinde olduğu için, Rusya bundan bir miktar kaybetmiş olarak çıkabilecektir.

Bu tecrübenin bambaşka bir boyutu daha var. O da bildiğiniz gibi Rusya kendini Çin ile birlikte hareket eden bir güç olarak görüyordu. Bu mücadelede de Çin Halk Cumhuriyeti Rusya'yı destekler görünüyor. Ama bu arada Çin Halk Cumhuriyeti Moskova'nın askeri gücünün – nükleer bir yana bırakılacak olursa – sanıldığı kadar etkin olmadığına da şahit oldu. Benim şahsi kanaatim, Çin liderleri alenen Rusya'yı eleştirmeseler de "Keşke Rusya bu işlere kalkışmasaydı" diye akıllarından geçiriyorlardır. Tahminim bu yönde.

Özellikle "uçuşa yasak bölge" talebi üzerinden düşünecek olursak, sizce Ukrayna'nın NATO'yu savaşa dahil etme çabaları nereye varır? NATO ve Rusya'nın karşılıklı hangi tutum ve kararları bu ikiliyi sahada karşı karşıya getirir? Bir NATO-Rusya savaşı öngörüyor musunuz?

Bu savaşın tırmanmasının sergileyeceği büyük yıkıcılık karşısında bu yola gitmemelerini beklerim, belki de ümit ederim... Çünkü netice itibariyle Rusya'nın böyle bir mücadele sonunda ağır maliyetler ödeyerek sağlamak istediği kazançlar, kendisini varlıksal bir tehlikeye atmasını gerektirecek nitelikte değil. Hava sahası ile ilgili sorunuza gelince... NATO ülkelerinin Ukrayna'nın hava sahasını kapatması NATO'nun zaten savaşa girmesi manasına gelir. Çünkü bu şu demek: Hava sahası ihlal edilecek olursa ihlal edenler NATO silahları ile cezalandırılacaktır. Böyle bir girişimi NATO'nun benimsemesi mümkün değildir.

Bunun yerine "NATO ne yapıyor"a gelecek olursak, NATO sürekli ve düzenli olarak Ukrayna'ya verdiği askeri desteği hem miktar olarak hem nitelik olarak yükseltiyor. Belki çok şaşırtıcı ve hepimizin inanmakta güçlük çektiği bir gelişme oldu evveli gün. Rusya'nın Karadeniz'deki bayrak gemisi "Moskva" batırıldı. Şimdi Ruslar bir yangın çıktı diye ne söylerlerse söylesinler, bu gemi battı. Eğer söyledikleri doğruysa o da bir felaket; Rusların beceriksizliğini sergiliyor. Ukrayna batırdıysa o da Rusların diğer gemilerinin de güvende olmadığını gösteriyor.

Benim görebildiğim kadarıyla, Batı hava sahasını kapatmayı kabul etmeyecektir. Ama Ukrayna'ya Ukrayna direndiği sürece daha kapsamlı yardımlar yapmaya, yaptığı yardımların miktarını arttırmaya, Ukrayna'ya daha güçlü silahlar vermeye devam edecektir.

Ukrayna da başta kendisinden beklenmedik ölçüde güçlü bir direnme sergiliyor. Kiev civarından Rusların çekilmesi aslında ağır bir mağlubiyet. Rus güçlerinin çekilirken yaptıkları işler mağlubiyeti hazmedemeyenlerin yaptığı tepkileri andırıyor. Son derece amatörce bir katliam. Şimdi Mariupol ve Azak Denizi'nin sol yakasını – Donbas'taki sözde Rus cumhuriyetlerini – serbestleştirme üzerinde yoğunlaşıyorlar.

Fakat aylardır süren mücadelede henüz bir başarı elde edilemedi. Direnmenin çok zayıf olduğu söyleniyor ama yine kilometrelerce Rus silah kuyrukları görüyoruz. Ukraynalıların bunların bir kısmını yine etkisizleştirmesinin de mümkün olabileceğini söyleyebiliriz.

Olay bitmiş değil ama öyle bir kilitlenmiş ki, Rusya mutlaka bir zafer kazanmış edası sergilemeden buradan çekilmeyi düşünemiyor. Ukrayna ise Rusya'nın zafer kazanması durumunda kendisinin çökeceğinden korkuyor. Çatışma kilitlenmiş durumda.

Tabii, iki ülkede de askeri ve siyasi değişimler olabilir. Şu an Zelenski'nin desteği çok güçlü. Buna karşılık daha kapalı bir toplum olduğu için Rusya'da neler cereyan ettiği konusunda yeterince fikir sahibi değiliz. Ama ben Putin'in sanıldığı kadar rahat olduğunu zannetmiyorum. İsterseniz eski bir terim kullanalım: Kendi "politbürosundaki" durumunun zayıfladığını tahmin ediyorum. Ancak, şu anda kimse onu uzaklaştırmayı düşünemez çünkü o zaman buna kalkışanlar mağlubiyeti kabullenmekle suçlanacaktır. Dolayısıyla beklememiz lazım.

Brüksel'deki son NATO toplantısının sonuçlarını nasıl değerlendirmek gerek? Sizce NATO'nun açmazları neler?

Bir an için Ukrayna'yı bir yana bırakalım. NATO'nun Rus yayılmacılığını durdurmayı amaçlayan bir örgüt olduğunu düşünelim. Bunun içerisinde yine anlaşmazlıklar var. İki türlü anlaşmazlık var.

Bunlardan birisi Amerika-Avrupa anlaşmazlığı. Çünkü Amerika'nın Avrupa'yı bir saldırı halinde nereye kadar savunmaya hazır olduğu, bunun için ne ölçüde bir kaynak tahsis etmeyi düşündüğü belli değil.

Trump döneminde, hatta daha önceki dönemlerde de yavaş yavaş Amerika'nın Avrupa'ya savunmaya dönük taahhüdünü azaltacağı ve daha çok Uzakdoğu ile ilgileneceği ifade edilmişti. Zannediyorum bu son olaylar Avrupa'nın ihmali ile kazanılacak bir şey olmadığını, Avrupa'nın ihmal edilmemesi gerektiğini gösterdi. Ama Amerika Birleşik Devletleri yine de bu külfetin büyük bölümünü Avrupalılara yüklemeye çalışacaktır.

İkinci bir sorun var; bu, Avrupa'yı her zaman yakan bir sorun. Avrupa içerisinde Rus tehdidine açıklık derecesi değişik toplumların birbirinden farklı olması, aynı zamanda Rusya ile olan iktisadi ilişkilerinin farklı olması dolayısıyla ittifakın ne yapması gerektiğine ilişkin farklı yaklaşımlar var.

Polonya ve Baltık ülkeleri Rusya'nın askeri tehdidinin ciddi bir tehdit olduğunu kabul ediyor. Buna karşılık Almanya iktisadi bakımdan Rusya'ya bir hayli bağımlı konumda bulunduğu için bu anlaşmazlıkların daha ziyade görüşmeler ile çözülmesi gerektiğini düşünüyor.

Tehlikeye en az açık olan Fransa Sovyetler Birliği döneminde de olduğu gibi "NATO'nun askeri kanadından çekilebiliriz" gibi hikayeler uyduruyor. Daha önce [Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel] Macron "NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti" demişti. Fransızlar kendilerinin bir Avrupa savunma sisteminin mimarı olabileceğini tahayyül ediyorlar. Buna ne maddi imkanları var ne de askeri güçleri var, ama hayal etmek serbest tabii ki.

Dolayısıyla, şu anda bilhassa Polonya dahil bazı Baltık ülkeleri Amerika'nın Kıta'dan ayrılmasını ve Kıta'nın savunmasından çekilmesini istemiyor, Almanya'nın kıta savunması için daha büyük kaynak ayırması gerektiğini düşünüyor. Ama Fransa kendi telinden çalışıyor. İngiltere ise daha çok Amerika ile birlikte hareket etme

Finlandiya ve İsveç'ten yapılan son açıklamalarda NATO'ya katılma konusundaki kararların önümüzdeki haftalarda duyurulacağı söylendi. Ukrayna'daki savaş ve mevcut durum bu iki ülkeyi nasıl etkiliyor? NATO'ya üye olmaları halinde dengeler nasıl değişir?

Finlandiya ve İsveç'in NATO üyesi olmaya başvurmaları halinde bu, Putin'in hesaplarının, beklediğinin yüzde yüz tersi bir netice doğurduğunu da ortaya çıkaracaktır. Finlandiya ve İsveç tarafsızlıkları ile temayüz eden ülkeler. Şimdi birdenbire bu ülkelerin NATO'ya girmeleri Rus tehlikesini çok ciddi gördüklerini, tarafsız olarak bu tehlikeye karşı koyma kabiliyetlerinin olmadığını kabul ettiklerini gösterecektir.

Rusya bu ülkelerin NATO'ya girmelerine ilişkin bir takım nükleer imalarda bulundu. Ben bunların çok ciddiye alınacağını zannetmiyorum. Çünkü bu tür bir olayda Rusya'nın kendisi de okkanın altına gidecektir.

İsveç ve Finlandiya'nın NATO'nun üyesi olabileceğini tahmin ediyorum. Bu adım gerçekleşirse, NATO ile Avrupa Birliği savunmasının entegrasyonunu da kolaylaştıracak bir adım olacaktır.

Bu tabloda AB ve AB üyesi ülkeler tam olarak nerede duruyor? AB ve üye ülkelerin politikalarında NATO ve ABD'nin etkisi nedir?

Her ülkenin politikasında başka ülkelerin etkisi vardır. Ama "Amerika'nın AB üyeleri üzerinde çok büyük bir etkisi var mı" dediğiniz zaman ben emin olamıyorum. Çünkü şu anda Amerika iktisadi bakımdan Avrupa nezdinde çok güçlü konumda bulunmuyor. Hatta belirli ölçüde rekabetleri var.

Avrupa Amerika Birleşik Devletleri'ne nazaran Birliği Çin ile işbirliğine daha yatkın. Ama şunu da hatırlayalım: Çin'in en büyük müşterisi de Amerika Birleşik Devletleri. O bakımdan Amerika'nın şu anda Avrupa Birliği'ni fazla yönlendirecek bir konumu yok. Ama Rusya Avrupa'ya askeri baskısını arttıracak olursa, Avrupa'nın Amerika'ya güvenlik konusundaki bağımlılığı daha belirgin şekilde ortaya çıkacaktır.

Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden bu yana ülkelerin hem silahlanma hem de Ukrayna'ya silah desteği içeren açıklamalarını, Rusya'ya yönelik yaptırımlarını görüyoruz. Tüm bunlar sizce yeni bir soğuk savaşa mı işaret ediyor?

Bir Soğuk Savaş olduğunu söylememiz için belki erken olur. Ama birinci Soğuk Savaş sona erdiği zaman Rusya'nın da Avrupa düzenine entegre olabileceği ümitleri vardı. Şimdi bu ümitlerin geçerli olmadığı ortaya çıktı. O ümitler geçerli olmadığı gibi rekabetçi ilişkiler de yoğunlaşıyor.

Ama esas rekabetçi ilişki zaten Rusya ile değil Çin iledir. Çin ile olan rekabetçi ilişkiler Soğuk Savaş döneminden çok daha farklı. Çünkü karşılıklı iktisadi bağımlılık var. Soğuk Savaş dönemini iki ayrı toplumsal vizyon yönetiyordu. İki vizyona bağlı ülkeler birbirinden büyük oranda kopuktu. Çin, Sovyetler'den farklı olarak, sosyalist bir dünya inşa etme vizyonu peşinde olduğu izlenimi vermiyor. Çin'de kendi içinde tek partili rejimini devam ettirmeyi arzulayan ama iktisaden önemli ölçüde piyasa ekonomisi uygulayan bir toplumla karşı karşıyayız. Dolayısıyla bu rekabet daha çok iktisadi alanda olacaktır.

Bazı alanlarda çekişmeler, didişmeler olabilecektir. Ama Rusya'nın böyle bir soğuk savaşı kendi başına taşıyacak bir gücü zaten yok. Biz hep unutuyoruz: Rusya'yı büyük yapan silahlarıdır; yoksa ekonomisi İtalya kadardır. İtalya kadar olan bir ülkenin de bütün dünyayı iktisaden meydan okuması mümkün değildir. Onun içindir ki Rusya sürekli silahlarından bahseder.

Rusya'ya petrol, doğalgaz, tahıl, ayçiçek yağı gibi ürünlerde ülkelerin farklı oranlarda da olsa bir bağımlılığı var. Sizce bu bağımlılığın bu tablodaki yeri ne? Bunlar krize nasıl etki ediyor? Bu açıdan herhangi bir belirleyicilikleri var mı?

Vadeli düşünmek lazım. Kısa vadede Rusya'ya olan bağımlılığı hemen silip atamıyorsunuz. Ama Rusya'ya bağımlılığın yarattığı siyasi maliyetlerin ağırlığı ortaya çıktıkça Rusya'ya bağımlılığı düşürmek için arayışlar ve girişimler oluyor. Bunun örneklerini şimdiden görüyoruz.

Amerika Birleşik Devletleri Avrupa'ya daha fazla LNG ve LPG gönderiyor. Cezayir ve Katar gibi ülkelerden daha fazla gaz gönderiliyor. Amerika fiyatları düşük tutmak için petrol rezervlerinden bir kısmını serbest bıraktı. Başlıca petrol üreticileri üzerinde üretimi artırmaları için baskı uygulanıyor. Hatta Amerika'nın arasının bozuk olduğu Venezuela'daki petrol bile devreye sokularak Rusya'ya bağımlılığın azaltılması isteniyor. Doğu Akdeniz'deki doğalgazın Avrupa piyasalarına ulaştırılması konularında hızlanmalar var. Kazakistan, Azerbaycan ve hatta – bir anlaşma olursa – İran doğalgazının Avrupa'ya daha fazla sevk edilmesi söz konusu olabilecektir.

Uzun vadeli düşündüğünüz zaman Rusya'dan şu anda alışveriş yapan ülkelerin bu bağımlılığı azaltmak için yollara başvuracakları, böylece Rusya'nın önemli piyasa kayıplarına uğrayacağını tahmin etmemiz mümkün.

Türkiye'nin tüm bu tablo içindeki yerini nasıl değerlendirirsiniz?

Türkiye iki tarafı da idare etmeye çalışan bir konumda. Zaten ekonomisi son derece zayıf durumda olduğu için hareket alanı pek geniş değil. Bununla birlikte konumu itibariyle son derece stratejik.

Birincisi, Karadeniz'e girişi denetleyen bir ülke. İkincisi, her şeye rağmen NATO'daki ikinci en büyük orduya sahip ülke. Buna şimdi belirli ölçüde bir silah üretim kabiliyeti de eklendi ki bunlar arasında insansız hava araçları alanında oldukça etkili bir dizi silah geliştirdiği de biliniyor.

Bu çerçevede Türkiye iktisadi zaafları ve uzun vadeli ilişkileri dolayısıyla Rusya'yı gücendirmek, Rusya ile iktisadi ilişkilerini zayıflatmak istemiyor. Hatta, uygulanan ambargolar şimdilik Türkiye'nin Rusya ile olan iktisadi ilişkilerinin daha da artmasına zemin oluşturdu.

Buna karşılık Türkiye aynı zamanda Ukrayna'ya da silah satarak onları da memnun etmeye çalışıyor. Ayrıca siyasi platformda da Rusya'yı desteklemiyor. Buna daha 2014'te Rusya'nın yaptığı Kırım'ın ilhakı da dahil.

Zannediyorum çatışmaların veya gerilimin daha yükselmesi ve bizatihi NATO'nun veya BM'nin Rusya'ya karşı tedbirler alması söz konusu olacak olursa, Türkiye kendini bu kararlara uymaya mecbur hissedecektir ve şu andaki dengeli politikasını sürdürmekte güçlük çekecektir.

Diğer NATO üyeleri de Türkiye'nin mevcut tavrını hoşgörüyle karşılıyorlar çünkü Türkiye'yi gücendirmek istemiyorlar. Ama Türkiye alınan kararların dışında kalmayı tercih ederse veyahut müttefiklerine gösterdiği bu yakınlığın karşılık bulmadığını düşünürse ilişkiler değişebilir. Karşılık bulmadığından kastım da şu: Mesela ABD F-16 satış veya yenilenmesine ilişkin yeşil ışık yakmazsa bu Türkiye'nin tavrını değiştirebilecek çok ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkabilir.

Ama şu anda Türkiye coğrafi konumunun sağladığı avantajla, iki tarafla da iletişime sahip olması dolayısıyla ve NATO'nun da Türkiye'yi gücendirmeme arzusu hatırlanarak her iki tarafı da gözetmeye çalışan bir politika izliyor – Şimdilik izleyebiliyor diyelim isterseniz.

Sizce çözüm mümkün mü ya da yakın mı?

Şu anda görünmüyor. Rusya'nın hedeflerine bakılacak olursa, hedeflerini bir hayli küçülttü. Azak Denizi'nin doğu kıyısında Rusların da yoğun yaşadığı bölgeleri ele geçirecek olursa belki "Ben hedeflerime ulaştım" diyerek savaşı durdurabilir. Ama bu, istikrarlı bir ortamın geri gelmesi değildir. Çünkü Ukrayna bunu kabul etmeyecektir, bir barış anlaşması olmayacaktır ve karşımızda donmuş bir çatışma varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Şayet Rusya istediklerini elde etmekte zorlanırsa savaşın daha da uzaması mümkün. Bu noktada belki Rusya'da bir iç değişikliği temenni etmek gerekecektir.

*: Uluslararası Siyasi Bilimler Derneği (IPSA) Genel Başkanı ve İstanbul Bilgi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler bölümü Emeritüs Profesörü.



Editör: M. AKAY

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar