Popülist Liderler Küreselleşme, Liberaller Korumacılık Peşinde

Liberal uluslararası siyasi ve ekonomik sistem özgürlüklerle serbest ticareti bir arada olmasını zorunlu kıldığı tezi her geçen gün daha da tartışılır hale geldi. Bazıları ikisinin her zaman bir arada düşünürken diğerleri de bunun mutlak bir süreç olarak görmüyor. Dünya jeopolitik dengeler, iktisadi yeni modeller liberal uluslararası siyaseti belirlediği düşünülüyor.

Popülist Liderler Küreselleşme, Liberaller Korumacılık Peşinde
2.05.2022 - 08:38
Güncelleme 2.05.2022 - 08:44
Haber Merkezi
184

Liberal uluslararası siyasi ve ekonomik sistem özgürlüklerle serbest ticareti bir arada olmasını zorunlu kıldığı tezi her geçen gün daha da tartışılır hale geldi. Bazıları ikisinin her zaman bir arada düşünürken diğerleri de bunun mutlak bir süreç olarak görmüyor. Dünya jeopolitik dengeler, iktisadi yeni modeller liberal uluslararası siyaseti belirlediği düşünülüyor. Le Pen’in siyasi ve ekonomik milliyetçiliğe dönüşü bu duruma örnek gösterilebilir ama dünyanın geri kalanı için bunu söylemek güç. Fınancıal Tımes Alan Beattiet, bir küresel korumacı dalga önünde siyasi özgürlükler başta olmak üzere pek çok kazanılmış hakkı alıp götürür mü sorusunu gündemine alarak tartışmaya çalışıyor.(M.Akay)

Fınancıal Tımes’da Alan Beattiet Yazısı:

ABD ve AB gibi liberalizm kaleleri korumacı ticaretin öncüleri olurken güçlü liderlerin hâkim olduğu milliyetçi rejimler küreselleşmenin nimetlerinden yararlanmak istiyor. Şu anda ticari korumacılık küreselleşmeye açıkça tehdit oluşturuyor.

Emmanuel Macron yeniden Fransa cumhurbaşkanı seçildi. Başkentli elit küreselciler gecenin geç saatlerinde popülistlerin gözyaşıyla dolu kristal kadehlerinden birer yudum alıp liberal uluslararası düzenin şerefine içiyor. Marine Le Pen’in temsil ettiği otoriter-milliyetçi-himayeci davetsiz misafirler teknokratik serbest piyasacı merkez siyasetçilerin fedaileri tarafından kapı dışarı edilmiş. Parti zamanı; sanki 1995.

Ama belki de her şey o kadar basit değildir. Toplanmakta olan kara bulutlara meydan okuyarak kısa süre önce iyimser bir iddiada bulunmuştum: Ürün, hizmet, insan, veri, sermaye ve fikirlerin sınırlar arası hareketi olarak tanımlanan, ekonomik küreselleşme süreci piyasa güçleri tarafından ileri taşımaya devam ediyordu. Ayrıca otoriter milliyetçilerin iktidara gelmesi yönünde gerçek bir eğilim olmasına karşın küresel siyasette açık ticaret aleyhinde bir değişim yaşandığı fikrinin çokça abartılı olduğunu ileri sürmüştüm.

Biden Trump’In mirasını devraldı

Şu anda ticari korumacılık küreselleşmeye açıkça tehdit oluşturuyor. ABD-Çin gümrük ve teknoloji savaşları, ayrıca bunun kadar etkili olmasa da AB’nin tek taraflı müdahaleciliğe kayma olasılığı bu tehdidi özellikle artırıyor. Ancak bunun evrensel bir deneyim olduğunu düşünmek son derece ABD merkezci bir yaklaşım olur. Le Pen’in temsil ettiği ekonomik ve siyasal milliyetçilik kombinasyonun bütün dünyada standart haline geldiğini varsaymak ise Fransa merkezci bir bakış sayılır.

İronik olan şu ki Donald Trump’ın mirasını sürdürdüğünü söylemek zorunda olduğumuz liberal demokrat Joe Biden yönetimi ile Fransa, Almanya ve İtalya’da merkez siyasetten hükümetlerin bulunduğu AB, serbest açık ticarete en şüpheci yaklaşanlar.

Korumacı politikalar konusunda başı çekenler arasında AB’nin Macar ve Polonyalı milliyetçi otoriteleri yok.

Hızlı bir dünya turu yaparak hayali dış ve iç düşmanlara karşı hareketli milli kimlik vurgusu yapanların bile açık ticaret siyasetindeki kararlılığını olduğunu görebiliriz. Birçok hükümet Covid’in ticarette yol açtığı kesintiden, hatta Ukrayna savaşından bile zengin piyasalara güvenilir erişim sağlamanın içe dönmekten daha iyi bir strateji olduğu sonucu çıkardı. Komşularına ticaret kısıtlaması uygulayan ve safkan bir kendine yeterlilik söylemi benimseyen Vlademir Putin aslında güçlü lider figürü içinde alışılmadık bir örnekti.

Çin’de korumalı entegrasyon

Elbette Şi Cinping’in Çin’deki “çift yönlü dolaşım” stratejisi ülkelerin geçmişteki ihracat talebi bağımlılığından iç tüketime doğru bir değişimi yansıtıyor. Ancak esasen kendine yetmeye yönelik bir hamleden ziyade dünya ekonomisinin geri kalanıyla kontrollü bir “korumalı entegrasyon” amaçlıyor.

Bolsonaro ticaret istiyor

Brezilya’da Jair  Bolsonaro hükümeti insan hakları ihlalleri yüzünden sert eleştiriler alıyor. Ama o da OECD’ye katılarak zengin dünyanın piyasa ekonomisinin getirdiği saygınlıktan pay almaya hevesli. Güney Amerika gümrük birliği Mercosur’daki gümrük vergilerini azaltarak, ve Mercosur’ub AB ile ticaret antlaşmasını gerçekleştirerek Brezilya endüstrinin büyük kısmını ithalat rekabetine sokmak istiyor. Bu anlaşmayı geciktiren kişiye geçen haftaki seçim açık oturumunda Le Pen’e karşı küreselci olmakla övünen Macron’dan başkası değil.

Tek adam Modi’nin hedefi

Hindistan’da Başbakan Narendra Modi bir kişi kültü yarattı ve Hint milliyetçisi BJP partisi Müslümanlara yönelik toplu kin ve şiddeti körüklüyor. Öte yandan Dünya Ticaret Örgütü’nden çıkarılan olaylara ve ekonomik açıdan kendi ayakları üzerinde durma yönündeki sloganlara karşın Modi de Hindistan’ı ciddi bir kiresel üretin ihracatçısı yapmaya çalışıyor. Formaliteye boğulmuş gümrük prosedürlerini kolaylaştırmanın yanı sıra geçtiğimiz günlerde ülkesinin on yıldır uzak kaldığı tercihli ticaret anlaşmalarına geri döndürerek Avusturalya ve BAE ile ikili anlaşmalar imzaladı. İngiltere ile de benzer bir anlaşma için bastırıyor.

Partisi BJP’nin yurt içindeki özgürlük karşıtlığı ile Modi’nin küreselleşme emelleri arasındaki çelişki geçen hafta tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildi. İngiltere Başbakanı Boris Johnson Hindistan ziyaretinde İngiliz JCB şirketinin Hindistan’da ürettiği bir buldozerde poz vererek gibi bir gaflette bulundu. Şirketin Hindistan’daki varlığı yatırıma açık olduğunun işaretiydi ama yoksul Müslümanların evlerini yıkmakta kullanıldığı için buldozerin adı kötüye çıkmış durumda.

Türkiye modeli

Hindistan’ın Avustralya’yla yaptığı son anlaşma Hint çiftçileri koruyacak yasal boşluklarla dolu. Yine de Hindistan’ın yakın tarihi düşünülünce her anlaşmanın sembolik önemi büyük. Şu anda ticaret anlaşmalarının ABD’de Hindistan’dakinden daha zararlı görülmesi ise çarpıcı.

Benzer şekilde Türkiye’de Recep tayip Erdoğan hükümeti olağanüstü eksantrik bir yönetim izliyor ki bunu görmek için para politikası stratejisine bakmak yeterli. Ancak doğrudan yabancı yatırıma açık, ihracat temelli büyüme modelinin – benimsemeyi sürdürüyor ve üretim merkez olarak Asya ile rekabet edebilmek istiyor.

İngiltere’deki Boris Johnson hükümeti bile küreselleşmeye yönelik hassas politikalarla sığınmacılara yönelik reaksiyoner  popülizmi ve kültür savaşını hararetlendirecek bıktırıcı girişimleri bir kenara bırakmış görünüyor. Johnson’ın saçma Brexit versiyonunun ortaya çıkardığı sınır ihtilafları ticarete ciddi zarar veriyor. Ancak buradaki sorun korumacılık değil Avrupa’ya şüpheci yaklaşan siyasi zehirlenme.

Johnson hükümeti Muhafazakâr Parti geleneğine karşı çıkarak yerel çiftçileri Avustralya ve Yeni Zelanda ile ikili anlaşmaların yol açtığı düşük maliyetli dış rekabete maruz bıraktı; Trans-pasifik ortaklığı için Kapsamlı ve Aşamalı Anlaşma’ya (CPTPP) katılmak için başvuruda bulundu; hatta doğru kabul ettiği tipte göçmenleri çekmek için İngiltere’nin vize programlarını sessizce genişletti.

Afrika’da serbest ticaret ağı

Son olarak dev bir bölgeye dair bir genellemeyle söylemek gerekirse, Sahra Altı Afrika son yıllarda siyaseten özgürlüğü azaltacak yönde ilerleme eğilimi gösterirken 54 ülke Afrika Kıtası Serbest Ticaret Anlaşması’nı(AFCFTA) imzaladı.

“Liberal uluslararası düzen” bazen sırf sürekli öleceği iddia edilsin diye varmış görünen bir kavram. Bu fikir siyasi özgürlükle serbest ticareti bir araya getiriyor. Ama ikisi her zaman illa bir arada bulunmuyor. Le Pen siyasi ve ekonomik milliyetçiliğe dönüşü simgeliyor olabilir fakat dünyanın geri kalanı biri olmadan da diğerinin mümkün olduğunu gösteriyor.

Bir küresel korumacı dalga önünde ne varsa alıp götürür mü? Pek öyle görünmüyor ama Macron’un yeniden seçilmesi de böyle olmayacağı anlamına gelmiyor.

 

 

 

 

 


Editör: M. AKAY

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar