• 19.08.2015 00:00

 Biri bunlara söylemeli, Hendek Savaşları Ortaçağ’da kaldı diye… Topun icat olduğunu hatırlatmalı. Barikat savaşı deseniz, onun da Paris Komünü’nden bu yana pek işe yaramadığını; Engels,  “barikat savaşlarının bir devrimci kalkışmadaki potansiyel gücünün zayıfladığını” söylediğinde takvimlerin 1890’ları gösterdiğini  filan anlatmalı. Dolayısıyla, olmuyor… 21. yüzyılın “savaşçı”larının  mücadele yöntemlerini biraz güncellemeleri gerekiyor!

Ama zaten PKK’nın büyük çıkmazı da bu. Çağdaş yöntemlere geçmesi mümkün değil.

Bugün Avrupa’da  özerk bölge ya da ayrı devlet kurmak isteyen çok sayıda parti ya da hareket var. Hepsi de zayıf ya da güçlü kitle tabanlarına sahipler. Kimisi dini, kimisi etnik, kimisi de ekonomik nedenlerle (zengiliklerini ülkenin yoksul kesimiyle paylaşmak istemedikleri, onları sırtlarında bir yük olarak gördükleri için) ayrılmayı savunuyorlar.

Peki hangi mücadele yöntemini uyguluyorlar siyasi hedeflerine ulaşmak için?

Herhalde hendekler kazıp su doldurmuyor ya da kale burçlarından kızgın yağ boca etmiyorlar düşmanlarının üstüne.

Yıllarca, hatta bazen on yıllarca siyasi mücadele veriyorlar.  Ayrılmanın daha iyi olacağına kitlelerini ikna etmek için  bıkmadan, usanmadan propaganda çalışması yapıyor, imza kampanyaları, demokratik gösteriler düzenliyor; parlamentoda siyasi  müttefikler arıyor;  uluslararası platformlarda davalarının haklılığını anlatıyor; kendilerine güvendikleri anda referandum istiyor, referandumda kazanırlarsa ne ala; kazanamazlarsa sonuca razı olup “bir dahaki referandumda” çoğunluğu elde etme umuduyla  siyasi çalışmalarına devam ediyorlar.

-

Çözüm Süreci’nin PKK’yu sunduğu teklif de buydu aslında. “İşte siyaset platformu; ne savunuyorsan bu platformda savun. Ne yapmak istiyorsan bu platformda ve barışçı yöntemlerle yap” dendi kendisine.

Ama o bu teklifi kabul edemezdi. Çünkü bırakın ayrı devlet kurma fikrini, şimdiye kadar  federasyon tezinin bile Kürtler arasında ancak yüzde 10’luk  bir destek bulabildiğini gösteriyordu bütün anketler.   

İdealindeki modeli Kürtlere ancak silah gücüyle ve bir emrivaki ile kabul ettirmeten başka yolu olmadığının baştan beri biliyordu PKK. Çözüm Süreci’ne hiçbir zaman aklının yatmaması da bundandı. İsteği statüyü ya Kürtlerden habersiz devletle müzakere masasında,koparacaktı; ya da teröre devam ederek toplumu yıldırma ve devleti dize getirme yolunu denemeye devam edecekti. Hele bir de, Kürt kartını oynayarak Türkiye’yi destabilize etme planları yapan dış odakları da arkasına alırsa pekâlâ bir şansı olabilirdi!

Devlet statü pazarlığına yanaşmayınca, bazı dış güçler de yeşil ışık yakınca; allem etti, kallem etti, sonunda ateşkesi bozup saldırıları yeniden başlattı. Hemen ardından da, şimdiye kadar birkaç kere denediği gibi, küçük bazı yerleşim yerlerinde kendi “komünal yönetim”lerini kurmaya kalkıştı.

Bunun nasıl bir yönetim olacağını gerek şimdiye kadar söylenenlerden, gerekse Rojawa’daki uygulamalardan gayet iyi biliyoruz. Önce “Ya sev ya terk et” usulü bir temizlik harekâtı ( Ne demişti Burcu Çelik Özkan köy korucularına: “Bu memleketten defolup gideceksiniz. Bize uzattığınız o keleşi size çevirmesini biz çok iyi biliyoruz”) ardından, KCK’nın demir yumruğu altında, kapitalizmin yıkılıp özel mülkiyetin yok edilişi ve “demokratik-ekolojik- komünal” takas ekonomisine geçiş!

Düşünün, son on-on beş yılda Güneydoğu’nun hızla gelişip serpilen şehirlerine takas ekonomisine geçiş vaat eden bir hareketin sizce herhangi bir şansı olabilir mi? Çantasını kapıp global dünyaya yelken açan, yedi düvelle iş yapan Güneydoğulu işadamı hendeklerle, barikatlarla kuşatılıp PKK’nın arkaik yönetimine hapsedilebilir mi?

Tabii bütün bunlar olmayacak.

Bundan öncekiler gibi  bu girişim de hezimetle sonuçlanacak.

Hatırlıyorsunuzdur, bundan bir önceki Hendek Savaşı’nda 400 kilometrekarelik bir toprak parçasını kontrol ettiklerinden, TC’nin bu alandaki hakimiyetini tamamen kaybettiğinden söz ediyorlardı. Kontrolü kaybetmeleri galiba bir hafta kadar sürmüştü.  Şimdi de yayın organlarından benzer hikâyeler anlatıyorlar:

Barikatlarla çevrilmiş “Kurtarılmış bölge” de hayat bayram gibiymiş. Çocuklar şen kahkahalar içinde oyunlarını oynuyor,  mahalleli evlerinin önüne attıkları kilimlere oturmuş tatlı tatlı sohbet ediyor, kadınlar akşam evlerinin  önünde mutlu bir şekilde patlıcan közlüyormuş!

Hendeklerin ya da barikatların gerisindeki sokak aralarında poster ve pankartlar asılıymış:

“Geleceğini aydınlatmak için yak bir molotof”…

Molotofların aydınlattığı geleceğin nasıl bir gelecek olduğunu çok iyi bilen o halk bir gün bütün bu yaptıklarının hesabını onlardan soracak sormasına da, mesele o gün gelene kadar ödeyeceğimiz bedelin ağırlığında.