• 10.11.2021 07:03

Netflix’de Kulüp dizisinde Taksici İsmet, arabada seviştikten sonra kendini Aysel olarak tanıtan Raşel’in Yahudi olduğunu öğrencine ona tokat atıyor.

Bizler de diziyi izlerken daha düne kadar İstanbul’da ne kadar canlı bir Yahudi hayatı olduğunu hatırlıyoruz. Peki, şimdi vaziyet nedir? Muhtemelen Türkiye’de Yahudilerin sayısı parmakla sayılacak kadar azaldı.

Sadece Yahudiler mi? Farklı olan her şey hızla tek tipleştiriliyor. Bu listeye Rumları yahut Doğu’nun bilmem kaç vilayetinde bir zamanlar kalabalık olarak yaşayan Katolik Hristiyanları ekleyebilirsiniz.

Bu eriyip yok olan kültürler içinde sadece gayri Müslimler yok. Yüzyıl sonra muhtemelen Türkiye’de Çerkezce konuşan kimse kalmayacak. Belki bir iki yüz yıl içinde Alevilik de sona erecek. Diyanet son Alevi köyüne bir tane minare dikip ‘şükrederken’, Alevilerin de görkemli kültürü eritilmiş olacak.

Belki şansı yaver gidecek tek grup Kürtler çünkü çok kalabalıklar. Kim bilir Kürtlerin sayısı bir iki milyon olsa idi tarihimizde belki de bir Kürt mübadelesi olacaktı. Muhtemelen Irak’ın değişik yerlerinde yaşayan Türkler ile Anadolu Kürtlerini mübadele edecektik.

Sonuçta, vakıa bu yazının tahmin ettiği süreden kısa veya uzun zaman içinde olsa bile, 200 yıl sonra Anadolu daha saflaşacak. O zaman içinde zaten köylerin, kasabaların isimleri kaçıncı kez tekrar değişir. Ve nihayet saf ve %100 Türk-Sünni bir toplum yaratılmış olur.

Tarihte pek çok az ‘milletin’ yaptığı yüksek kozmopolit bir kültür ve toplum üretmiş Türklerin böylece hızla – şurada 200 yıldan az bir süre içinde – bir kasabanın parti teşkilatı düzeyinde öğreti sığlığı ile kendini tek tipleştirmesi gibi bir başka örneğe sanırım çok az yerde rastlanır.

İşte o zaman, yani memleket %100 saflaştığı zaman, Türk devlet geleneğinin başı göğe ermiş olur. O zaman belki rahatlar.

Bu büyük ‘saflaştırma’ siyaseti sonucu esasen bir benzetme ile ifade edersek Türkler testere ile kendi uzuvlarını kesmiş olacaklar. Şöyle ki, Türklerin bütün tarih boyunca – modern ifade ile tüm zamanlarda – sahip olduğu üç büyük özellik vardı. Bu üç özellik pek az diğer millet de bulunabilirdi.

Bunlar sırası ile: i. Çok kültürlü bir toplum olmak, ii. hem Doğu hem Batı kimliğini sentez yapmak, iii. coğrafi olarak jeopolitik bir anahtar konumda olmak.

Birinci özellik yok edildi. İkincisi ise devletin hala bozamadığı küçük alanlar vasıtası ile direniyor. Ancak onun da yok olmasına yönelik bütün alametler ortada. Jeopolitik özellik de büyük bir kriz içinde. Eğer bu içe kapanmacı ve milliyetçi bakış hâkim olmaya devam ederse Türkiye, Avrupa’nın Doğu sınırı gibi bir statüye düşmüş olacak.

Peki bütün bunlar niye yapılıyor? Çünkü devlet ve ahalinin büyük bir kısmı ne kadar Türkçü ne kadar Sünni hale gelinirse işlerin daha iyi olacağına canı gönülden inanıyor. Bu kesin inançla her farklı kültür, her farklı inanç üstüne bir tür ‘şehvetle’ yok etmek için saldırılıyor.

Eğer bu trend devam ederse 200 yıl sonra Anadolu’nun nasıl bir yere benzeyeceğini tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok.

Türkiye’nin bu açıdan talihsizliği hem İslami hem seküler kesimin kültürel kesimin tek tipleşmeyi olumlu bir ‘şey’ sanması. Örneğin, Kulüp’ü izlerken geçmişte kalan görkemli müzikal dünyanın özlemini dile getiren sekülerler benzer çok kültürlülüğü Kürtler için asla düşünmüyorlar. Nitekim, bugün ülkenin okullarında çocuklara neden Kürtçe şarkı öğretilmediğini kimse dert edinmiyor. O zaman Kulüp neden ilgi çekiyor? İnsanlar neye üzülüyor?

Sürekli bir “ah eskiden Beyoğlu ne kadar canlıydı” şikayetini dile getiren sekülerler o canlılığın kozmopolit bir sosyolojik yapıdan çıktığını ve o yapının yok edilmesinde Kemalist siyasal elitlerin de büyük bir rol oynadığını bilmiyor mu?

Vaziyetin daha ürkütücü ve üzücü hale geldiği yer ise tek tipleşmenin kökeni Osmanlılarda olduğu şekli ile Türk modernleşmesi ile ayyuka çıkması. “Milliyetçiliğin doğuşu, milletlerin ortaya çıkması” gibi gerekçeler burada hatırlatılabilir. Bunlar elbette rol oynamıştır. Ancak bunlar bir izahat olamaz. Türkiye kendi tarihinde kökleri olan kozmopolit dinamiklere göre modernleşebilirdi hatta o dinamiklere göre milletleşebilirdi. Büyük bir paradoks olarak önce Osmanlı sonra Türk modernleşmesinde anahtar rol oynayanlar saçma sapan bir Türkçülüğe saplandılar.

Bu saplantının üç büyük siyasi sonucu oldu: Birincisi kültürel saflaşma yani sığlaşma. İkincisi, bir kan davasına dönen Kürt sorunu.

Üçüncü sonuç ise daha karmaşık: Anadolu’yu saflaştırmakta kararlı olan Kemalist, sağcı, İslamcı ve diğer aktörler kendi elleri ile kozmopolit kültüre düşmanlık duyan büyük bir kalabalık meydana getirdiler. Şimdi kendi yarattıkları bu büyük aşırı-milliyetçi kitleyi ikna etmek için onlarla konuşmak için Türkçülük dışında bir ‘dil’ kalmamış vaziyette. İslamcısı, Kemalisti, sağcısı, solcusu birbirine sonu ardı gelmeyen milliyetçi salvolar ile karşılık vermeye çalışıyor.

Tamamen içe kapanmacı, Türklüğü öven bu siyasi dalgalara muhatap olan insanların dış dünyaya karşı son kalan küçük penceresini de “Batı’nın İslam dünyasına karşı bitmeyen kinini” her gün anlatan İslamcı aydınlar ve 7/24 Neoliberalizm eleştirisi yapan seküler-sol aydınlar el birliği ile kapatıyor.