• 9.01.2022 17:58

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, başbakan olduğu dönemde, 2010'da "müjdelemişti", "Diyarbakır'a daha modern bir cezaevi yapacağız" sözleriyle.

Eski cezaevi yıkılacaktı, zulmün sembolüydü, yerine dört dörtlük cezaevi yapılacaktı…

Sözler tutuldu.

Diyarbakır'a yeni bir cezaevi kampüsü yapıldı.

Ama bununla yetinmedi hükümet, yakışır mı bununla yetinmek?

Diyarbakır'a "Toledo" olmak yakışırdı.

Ama Diyarbakır burası, gerçekten Toledo olacak değil ya…

Diyarbakır'ın kalbi Suriçi, büyük operasyonlardan sonra, "güvenlik" gerekçesiyle yıkıldı.

Hemen ardından sahte bir tarih inşası başladı alanda.

Başkalarına ait konaklara "çökenler", sanki 300 yıldır burada yaşıyormuş gibi isimler koydular evlere.

Suriçi'nin yüzde 82'si için acele kamulaştırma kararı alındı.

Köyleri boşaltılan, kaçan, kalacak yer bulamayan insanların da eviydi Suriçi.

Yeniden gönderildiler.

Nereye gittiklerine, gidebileceklerine bakılmadan uzaklaştırıldılar…

Sonra müteahhitler girdi devreye… Türkiye geleneğidir, her olaydan bir pay çıkar müteahhitlere…

Şimdi bölgenin en büyük açık hava hapishanesi inşa edildi Suriçi'ne…

Avlulu ev yapacağız derken, bilinçaltının etkisi, F tipi bahçeli konutlar inşa edildi.

Oranın sahiplerinin asla alamayacağı fiyatlarla satışa sunuldu.

* * *

Operasyonlar sırasında evinin önünde oynayan çocuklar öldü, balkonda oturan anneler, evin içinde oturan büyükanneler…

Soruşturulması gerekmez, birkaç insan ölmüş, ne gerek var!

Bütün bunlar sadece 5-6 yılda oldu.

Sadece Diyarbakır'da olmadı olanlar elbette.

Bütün Türkiye'de oldu.

Türkiye, yeni Suriçi gibi artık. Kalın duvarlarla birbirinden ayrılmış evler, ortasına tek bir ağacın dikildiği avlular, sadece izin verilenlerin girebildiği kapılar…

OHAL kararnameleri, ihraçlar, yargı kararıyla aklansan bile işine dönememeler, kaçıp gitmek dışında seçenek sunmamalar…

Desen: Selçuk Demirel

* * *

Aynı yıl, 2010'da, referandumla Türkiye'de fişleme tarih oldu!

Cümle böyle kurulunca gerçekten de havalı…

Çok değil 11 yıl sonra, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne polis fişleri gerekçe gösterilerek soruşturma açıldı.

Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu tartışılıyor bu fişler üzerinden.

Soruşturmayı savunanlar, kendilerinin işe alımları polis fişlerine göre yaptıklarını söyledi.

Sivas katliamının aranan hükümlülerini, İBDA-C mensuplarını fişlemelerin yasal olduğu, üstelik ortada yargı kararının bulunduğu yıllarda işe alanlar, polislerin nasıl hazırlandığı belirsiz fişlemeleriyle ülkenin yarısını "terörist" ilan etti sihirli "iltisak" kelimesine dayanarak.

Oysa iltisakını hemen değiştirme becerisini, hem de OHAL döneminde, gösterenlerin bazıları danışman, bazıları rektör, bazıları dekan, bazıları holding sahibi…

* * *

Van'da gösteri ve eylem yasağı altıncı yılına girdi.

Ankara'da üç kişi bir arada yürüse, elbette iktidarın hoşuna gidecek başlıklar da durum başka, gözaltı nedeni…

İstanbul'da gözaltı sırasında yerlerde sürüklemek, coplamak, her türlü muameleyi yapmak serbest.

Hemen ardından günler süren gözaltılar.

Bir tarikat yurdundaki istismar nedeniyle gözaltına alınan tarikat şeyhinin oğlu birkaç saat bile nezarethanede tutulmazken, öğrenciyseniz, sorgunuz günler sonra yapılabiliyor misal.

* * *

Ve şimdi diyelim ki ekmek zammına, benzin zammına, içki zammına karşı iki söz söyleyeceksiniz.

Emekli maaşını protesto edeceksiniz ya da…

Ya da işsizliği ya da hukuksuzluğu…

Edemezsiniz…

Demokratik protesto eylemleri, anayasada tersi söylense de darbecilikle eşdeğer bu ülkede.

Basın açıklaması okuma talebi, nasılsa akıllara 15 Temmuz'u, başka kanlı olayları getiriyor.

Sendikal eylemler yasak, hak arama eylemleri yasak, basın açıklaması yasak…

Elbette sosyal medyadan mesaj vermek de yasak.

Kendinizi Suriçi evlerindekine benzer bahçeli bir F tipinde bulursunuz.

* * *

Diyelim ki buna rağmen iki cümle ettiniz. Bu cümleleriniz de birilerini rahatsız etti.

Barbaros Şansal davası artık herkes için emsaldir.

Şansal, 2016'yı 2017'ye bağlayan gece, sosyal medyadan yaptığı bir görüntülü paylaşım bahanesiyle yılbaşı akşamı KKTC'de "derdest" edilerek, usulsüz bir sınır dışı kararıyla zaten biletinin olduğu uçağa zorla bindirildi.

Havadayken uçuş bilgileri servis edildi, getirildiği "müjdelendi."

O müjdenin anlamı belliydi.

Daha uçağın merdivenlerinden inerken, görevliler dışında kimsenin bulunamayacağı apronda saldırıya uğradı.

Kimse müdahale etmedi.

Linçten kurtulmaya çalışırken ikinci saldırıyla karşılaştı.

Kimse korumadı, dayak yemesi beklendi, sonrasında araca bindirildi.

Birkaç dakika sonra saldırı görüntüleri sosyal medyadaydı.

Alkışlayanlar, keyiflenenler, bu ülkeye aslında ne yaptığını bilmeyenler.

* * *

Şansal tutuklandı, linç edenler elbette tutuklanmadı.

İstanbul Valiliği, saldırıya engel olmayan polisler hakkında soruşturma izni bile vermedi.

Yer hizmetleri veren firmanın "görevli" elemanları hakkında ise "lütfen" bir dava açıldı.

Savunmalarındaki "Milli hislerimize dokundu" cümleleri yetiyordu yargıya.

Tutuklanmayı bile gerektirmeyen bir suçtan haftalarca hücrede tutulan, o suçtan beraat edip bu kez farklı suçlama yöneltilen Şansal'a yönelik linç girişimleri, başta Yunanistan'dan iadesi istenen darbe sanıklarının olmak üzere, birçok ülkedeki iade davalarında kullanıldı.

"Gönderirseniz bize de böyle yaparlar" diyenler, o ülkenin yargı makamlarına sundu bu görüntüleri.

Şansal'a bazı ülkelerden tanıklık daveti bile geldi.

Ama "hain" ilan edilen Şansal hepsini reddetti.

* * *

İnsan haklarından söz ediyorsak, cümlelere, "O da böyle demeseydi, şöyle yapmasaydı" diye başlanamayacağını bilmek gerekiyor ama burayı geçeli çok oldu.

Şansal o olaydan sonra birçok davaya, soruşturmaya hedef oldu.

Bazılarından ceza aldı.

Ama onu linç edenler, 5 yıl sonra beraatle ödüllendirildi.

12 sanık hakkında, video kayıtlarına rağmen beraat kararı verdi mahkeme.

Aslında yargı açıkça belirtti.

"Linç edenlerin hassasiyetleri, linç edilenlerin yaşadıklarından daha mühimdir" bu kararın meali.

Elbette asla yaşam tarzına müdahale olduğunu söyleyemeyiz, söylenmemeli!

Rakı da alınamıyor ya bu fiyatlarla artık, bu tabloda, protesto etmeden tepki göstermenin, mesaj vermeden söylemenin, bir tarihin yok oluşuna kahretmeden üzülmenin yollarını bulmak lazım şimdi.