• 20.08.2021 06:43

Evrenin en kutsal canlısı olan “insanın” varlığını yok sayarak ya da görmezden gelerek “dini” öne çıkarma gayreti içine girdiğiniz andan itibaren şakuliniz şaşar...

Ortaçağ’da iktidarlarını “Hristiyanlık” üzerinden kurmak isteyenler dünyayı cehenneme çevirmişti, şimdi ise bu cehennem Müslümanlık adına yeryüzünde kuruluyor.

Bu “cehennem dindarlığının” şu anda en çok ilgi çeken temsilcisi kaçınılmaz olarak Taliban.

Korkunç şeyler yapıyorlar, sadece dindaşlarını değil bütün insanlığı utandırıyorlar.

Saplantılı rejimlerini hayata geçirmek için önce en büyük engel olarak gördükleri kadınların direncini kırmayı hedefliyorlar, onları ölmekle görünmez olma arasında bir tercih yapmaya zorluyorlar.

Burkanın karanlığı içinde hayaletleştirmeye uğraşıyorlar.

Kadınları alenen kırbaçlıyorlar, idam ediyorlar.

Kadınların okula gitmesini engelliyorlar.

İnsanı inkâr ettikleri için dini ve etnik azınlıklara alabildiğine eziyet ediyorlar.

Ülkeyi ölüm tarlasına çeviriyorlar.

Kültürel soykırıma girişiyorlar... Afganistan sınırları içindeki insanlığın armağanlarını yok ediyorlar.

Bütün bu rezaletleri de olduğu gibi dinin üstüne yıkmaya uğraşıyorlar.

Müslümanlıkmış...

Antiemperyalizmmiş...

Diyubendi köktendinciliğiymiş...

Militan İslamcılıkmış...

“Yeni” bir şeriat hukukuymuş...

Bunlar onların söyledikleri, peki bu Talibanın terkibinde aslında ne var?

Üçte bir Siyasal İslamcılığın alametifarikası haline gelen uyuşturucu,

Üçte bir güdümlü Pakistan gizli servislerinin oyuncağı olmak,

Üçte bir de kanlı aşiret savaşlarının Peştun varyantını üretmek...

Millet ve devlet olamamış bir garip diyardaki laboratuvarın mahsulü Taliban...
O laboratuvarda yıllarca dolaşıp toplumun zaten kırılgan olan yapısını iyice bozan çıkarcı “kimyagerleri” de unutmamak lazım tabii.

Afganlılar da dâhil hiç kimse Afganlıların, özellikle de Afganlı kadınların hakkını korumadı.

Timsah sürüleri gibi gelip lokma lokma kopararak Afgan halkını paramparça ettiler.

Savaş ağaları, yardım paralarıyla kendilerine saraylar yaptırdılar.

Bütün bu yapılanların “mazereti” de din oldu.

Benim bu konuda çok fazla sözüm olamaz ama bu işi benden daha iyi bilenlere de sormak isterim:

Din, ahlakın, merhametin, hoşgörünün üstünde yükselmez mi?

Günah da sevap da kulla Allah arasında değil midir?

Müslümanlıkta Allahtan başka hesap verilecek bir kudret var mıdır?

Hesaplaşmayı “öteki dünyaya” bırakmayıp mahşer yerini bu dünyada kurma hakkına sahip olunabilir mi?

“Günahı” ortadan kaldırma hakkı diye bir hak bulunabilir mi?

İnsanları sevaba teşvik etmek başka bir şey, “günahın cezasını ben vereceğim, günahı ortadan kaldıracağım” demek başka bir şey değil midir?

Din, günahların cezası olarak cehennemi gösteriyorsa ve oraya kimin gideceğine karar vermek yalnızca Allah’ın bileceği bir işse, cehennemi dünyada kurmak ve oraya kimi göndereceğine bu dünyada karar vermek dinen nasıl açıklanır?

Doğrusu bu soruların cevaplarını merak ediyorum.

Müslüman ülkelerde yaşananlara bakınca, hep birlikte merak etmemiz gerektiğine de inanıyorum.

Müslümanlar Müslümanları öldürüyor.

Müslümanlar Müslümanların hakkını yiyor.

Müslümanlar uyuşturucu kaçakçılıklarına bulaşıyor.

Müslümanlar kadınları köleleştirmeye uğraşıyor...

Üstelik yayılmasında kadınların da emeğinin olduğu, kadınların da savaşlara katıldığı bir dinden söz ediyoruz.

Bunca vahşet, bunca yozlaşma, bunca hırsızlık, bunca yolsuzluk neden Müslüman ülkelere musallat oldu?

Ortaçağ’da insanları meydanlarda yakan, cennetten yer satan, işkence eden, korkutan Hristiyanlık anlayışının artık geride bıraktığı o korkunç zorbalığa biz mi talibiz şimdi?

Niye özgür, güvenli, barışçı, güvenilir bir Müslüman ülke yok?

Bunları her şeyden önce Müslüman din bilginlerinin demagojiye sapmadan tartışması gerekmiyor mu?

Katillerle, vahşilerle, hırsızlarla ortaklık kurmak “din kardeşliği” mi yoksa “din düşmanlığı” mı benden daha dindar olanlar karar versin.

Eğer yanlış biliyorsam doğrusunu bilenler beni düzeltsinler ama Tanrının da ahlakın da emri “insanı” korumaktır... Zavallı insanlara cehennemi bu dünyada yaşatmak değil...

İnsanı reddeden, siyasal kavgalar içinde kanayan, sonuna kadar inanç sömürüsünde rant arayan çileli bir kısır döngünün kurbanları olmamızı “din adına” isteyenler, gerçek dindarlar değil din adına dolandırıcılığa çıkanlardır bence.

İsimleri, görüntüleri, ülkeleri farklı olabilir ama onlar sadece Müslümanlığın değil bütün insanlığın düşmanıdırlar.

Onlara karşı bir arada durmak, direnmek, yardımlaşmak bir insanlık görevidir.