• 19.07.2021 08:09

Dün 15 Temmuz idi.

5 yıl önce, şah damarımızdan vurulduk, çok kan döküldü.

Kanlı, hain bir darbe teşebbüsüydü.

15 Temmuz’un yarattığı derin yaralardan, hayatlara kazıdığı silinmez izlerden hangi birisine değineyim bilemedim.

Peki, bu kanlı, hain 15 Temmuz’u engellemek mümkün değil miydi?

Örneğin 6 Haziran 2016 tarihli Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı iddianamesinde; “FETÖ/PDY’nin darbe teşebbüsünde bulunma tehlikesinin açık ve yakın olduğu” yazılıydı.

Darbeden tam 39 gün önce yazılmış bu iddianameye, Anayasa Mahkemesi’nin üyeleri Alparslan ALTAN ve Erdal TERCAN’ın ihraçlarını kabul ettiği kararında rastladım.

Bakın iddianame başka hangi tespitlerde bulunuyor:

1-FETÖ/PDY’nin anayasal düzeni değiştirecek veya ortadan kaldıracak silahlı güce ulaştığı ve bir askeri darbe yapabilecek tek organize güç olduğu,

2- FETÖ/PDY’nin TSK içerisindeki etkinliğine dayanarak askeri darbe ve iç savaş tehditlerinde bulunduğu,

3- FETÖ/PDY’nin darbe teşebbüsünde bulunma tehlikesinin açık ve yakın olduğu,

4- Bu tehlikenin gerçekleşmesi halinde bunun devlet için gerçek bir yıkım olacağı, ülkenin bir iç savaşa sürüklenebileceği, milyonlarca insanın ölüp milyonlarca mültecinin ortaya çıkabileceği, devletin yeniden ayağa kaldırılmasının mümkün olamayabileceği,

5- FETÖ/PDY’nin tasfiyesinin devlet için artık varlık yokluk meselesi hâline geldiği.

Okuyunca insan ürperiyor.

Ama bitmedi....

Aynı iddianamede bir cümle daha var :

"Devletin derin bir yapının eline geçmesini, acziyet içerisinde izlemesi, seyretmesi beklenemez."

Devletin savcısı tüm bu tespitleri iddianamesine alıyor ama 39 gün sonra bu hain darbe kalkışması yaşanabiliyor...

Kimse bu uyarıları kaale almıyor...

Kimse savcı tarafından gelmekte olduğu belirtilen darbeyi önleyecek bir önleme başvurmuyor.

Niye?

Neden bu açık uyarı görmezden geliniyor?

Bu doğal ve normal mi?

Bir de 15 Temmuz günü, MİT’e darbe olacağını haber veren binbaşı O.K. var.

Ne tanık, ne müşteki, ne de şüpheli olarak ifadesine başvuruldu.

Önce ihraç edildi, sonra MİT’e alındığı söylendi.

Hakkında açılan davada da ifadesi alınmadı ve neticede takipsizlik kararı verildi.

Hukuken anlaşılmaz, garip bir durum.

Bu kadar uyarıya rağmen önlenmeyen bu darbe girişimiyle ilgili sorular bir türlü yanıtlanmadı.

Hatta Sedat Peker tweetleri ile çıkıp gelen ‘kayıp silahlar’ örneğinde olduğu gibi sorular ve bilinmezlikler daha da arttı.

Karanlıklar daha da koyulaşmaya başladı.

Hale bakın ki o günden bugüne kayıp silah sayısı sürekli artmış.

İçişleri Bakanlığı Faaliyet Raporlarını yıl yıl inceledim.

Kayıp silah sayısı;

2014 yılında 14.682, 2015 yılında 91.120, 2016 yılında 107.628 olmuş…

2017 yılı resmi rakamlarına göre kayıp silahların sayısı ise 106.704’imiş.

Son üç yılda yüzde 720’lik bir artış var.

5 yıl sonra bugün, tıpkı darbeyi haber veren O.K gibi 20 taburluk kayıp silah da sır.

Savcının “çatı” iddianamesine yazdığı gibi kurumları çöken devlette yıkım hali devam etmekte.

Ülke felç oldu.

Yargıya güven neredeyse sıfırlandı.

Malum tutuklamalar, ihraçlar, ilan edilen OHAL ve OHAL KHK ve yasaları geldi.

Özgürlüklerimiz tek tek budandı.

Yoksullaştık.

Faize rağmen enflasyon tutulamıyor.

Yerli milli paramız değerini kaybetti.

Yabancı sermaye çıktı, yeni yatırım gelmiyor.

Ama yönetim çürümeye ve yıkıntıya hiç aldırmıyor.

Ve şimdi OHAL yasaları üç yıl daha uzatılmak isteniyor.

Gerekçe, tehdit henüz geçmiş değil...

Tehdit altında olduğumuz konusunda hemfikirim.

Ama tehdit algılarımız çok farklı...

Bizimki özgürlüğümüzden, demokrasimizden, geleceğimizden, kahkahalarımızdan, şarkılarımızdan, bedenimizden kısaca yaşantımızdan ötürü...

Ya sizin henüz geçmedi dediğiniz tehdit neden ötürü?

İktidarı kaybediyor olmaktan ötürü olmasın sakın...

Adını doğru koyalım; bu tehdit değil korku...

İlk seçimde iktidarı kaybetme korkusu...

Ama korkunun ecele faydası olmuyor ve bunu artık herkes biliyor...