• 8.05.2021 08:35
  • (114)

Bu kapanma haftasını da dinin ruhunun ve hukukun kurallarının nasıl hırpalandığını izleyerek geçirdik. 

Bakmak ve korumakla yükümlü olduğumuz doğayı göz ardı ettiğimiz için kendi ellerimizle yarattığımız katil virüs korona, hayatımızda sahip olduğu saltanatı sürdürmekte inatçı.   

Bakmak ve korumakla yükümlü olduğumuz sadece doğa mı?  

Bir de en kutsal varlık olan insan var, değil mi? 

Ama insanı göz ardı eden politikacılar ve din adamları da var maalesef.  

İzlemişsinizdir, Üsküdar’da iki kadın camiye alınmadı. Almayanlar camide ibadet eden ‘dindar’ erkeklerdi.  İlahiyat fakültesi mezunu kadına ‘ne okursan oku, sen havasın’ dediler. 

Antep’te camiye kasklarla, silahlarla giren polisler içerdekilere biber gazı sıktı, elliden fazla insanı gözaltına aldı. 

Dinin sevecenliği kaybolurken, adalet de görünmez oldu. 

Dayanağı bile gösterilemeyen, ‘biz söylüyoruz ya’ anlayışıyla hayata geçirilen alkol satışı yasağımız oldu. 

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ‘şiddet uygularken haklarınızı yok sayarız ama özel hayatlarınızı da koruruz, görüntü alınmaz’ genelgemiz oldu. 

Son olarak da apar topar çıkarılan ‘çeklerin ibrazını durduran’ yasamız oldu. 

Bu saydıklarım hukuk devletinde olmaz hatta kanun devletinde bile olmaz. 

Unutuldu ama anımsatmakta fayda var hukuk devletinde kanun yapma sanatı vardır.  

Kanunları bu ilmin sanatkarları işler. Artık işlemez oldu. 

Çünkü… 

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçiş sürecinde, kanunları kanun yapma sanatına uygun işleyen, Türkiye’de çok köklü geçmişi olan ve başarılarını kanıtlamış bulunan ‘Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü’ kapatıldı.  

Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü, kanun ve tüzük tasarılarını, keza Bakanlar Kurulu ve Başbakan tarafından alınması gereken kararların hukuksal alt yapısını  hazırlıyordu. 

Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğünde, konularında iyi yetişmiş, kanun yapma sanatında ehil “Başbakanlık uzmanları” çalışıyordu. 

Kanun yapma sanatı, yürürlükteki mevzuatı iyi bilerek, toplumdaki siyasi, iktisadi ve sosyal dengeleri makul şekilde değerlendirerek, kural koymanın usullerine riayet ederek, basit, açık ve sistematik kural düşünebilme ve bunu yazabilme becerisidir.  

Bu beceri, esaslı bir hukuk öğretimi sonunda ulaşılan hukuk bilgisi ve bunu takiben de edinilen tecrübe ile kazanılır.  

Kanun yapma sanatı ilkelerine göre, iyi bir kanundan söz edebilmek için, bu kanunun Anayasaya, memleket gerçeklerine, genellik ve soyutluk ilkelerine ve hukuk mantığına uygun olması gerekir. 

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilirken ne Başbakanlık uzmanları, ne de Kanunlar Dairesi Genel Müdürlüğü Cumhurbaşkanlığına aktarıldı.  

Başbakanlık uzmanları tasfiye edilerek kadim bir gelenek, tecrübe ve hafıza heba edildi. 

Artık kanunların, şayet var ise mutfağı Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde.  

Kanunları kimler hazırlıyor, bilmiyoruz ama kanun yapma sanatına ehil olmadıklarını görebiliyoruz. Hatta çok yabancılar. 

Alkol satış yasağı, görüntü alma yasağı, çeklerin ibrazının yasaklanması Anayasa’ya uygun mu? 

Ülke gerçeklerine ya da hukuk mantığına uygun mu? 

Hiç değil. 

Bu, hukukun paspas edildiği gelişmeler arasında, çeklerin ibrazını yasaklayan kanun üzerinde yeterince durulmadı. 

Güya kanun… 

İnsanların çeklerini tahsil etmesine engel olan, 

Bir anda ticari hayatı ve piyasaları kilitleyen, 

Kaosa neden olan bir ‘kanun’. 

Kanunlar, kanun yapma tekniğine uygun ehil kişiler tarafından hazırlansa böyle bir rezalet yaşanır mıydı? 

Öyle bir rezalet ki kanunu, alelacele çıkarılan genelgeyle düzeltmeye kalktılar… 

‘Kanun kanunla düzenlenir’ prensibini de katlettiler.  

Hukuk insan içindir, hukuk toplum içindir. 

Hukuk en kutsal varlık olan insanı, toplumu nasıl yok sayar, nasıl dışlar? 

Ancak ağır bir cehalet, yoğun bir liyakatsizlikle… 

Görevini iyi yapan, yetenekleriyle verimlilik üreten, dünyayı güzelleştiren insanlara ve yüreklere ihtiyaç var. 

Yoksa ne hukuk istikrarı kalıyor, ne toplum düzeni ne de güven. 

Hukuk zulmün düşmanıdır… 

Hukuk yok ise zulüm, saltanatın sahibi oluyor. 

Beceriksizlik, zulüm cehenneminin şeytanlığını üstleniyor. 

Ülke de bu cehennemde acılarla kıvranarak yanıyor.