• 21.06.2021 08:23
  • (109)

Hayret, nasıl olduysa şevk kırıcı bir haber en ummadığım gazetede karşıma çıktı. 

Fenerbahçe Futbol Kulübü (FB) başkanı Ali Koç takımı önümüzdeki sezonda şampiyon yapabilmek için kolları sıvadı. Yeniden başkan seçilebilmesi için şampiyonluk iddiası önemli. Şampiyonluk iddiası için de takıma iyi bir teknik direktör ile sağlam ayaklar gerek. Bu sebeple de gözü dışarıda Ali Koç’un…

Ancak biraz hayal kırıklığı yaşıyor gibi…

Ummadığım gazetede karşıma çıkan konuya ilişkin haber şöyle:

“Teknik direktör arayışlarını sürdüren Fenerbahçe’de Başkan Ali Koç son durum hakkında bilgi verdi. Başkan Koç’un Faruk Ilgaz Tesisleri’nde Yüksek Divan Kurulu üyeleriyle bir araya gelerek son durumu anlattığı öğrenildi.

Fenerbahçe Başkanı’nın, hoca çalışmalarının devam ettiğini ama birçok önemli teknik adamın Türkiye’ye gelmek istemediğini söylediği kaydedildi. Başkan Ali Koç’un, ‘Bu zamana kadar birçok isimle görüştük. Birçok önemli teknik direktör Türkiye’de çalışmak istemediğini iletti. Kimse gelmek istemiyor (..)’ ifadelerini kullandığı kaydedildi.”

Dediğinin özeti şu: “Talip olduğumuz değerlerden hiçbiri Türkiye’ye gelmek istemiyor.”

Aynı şikayeti, ilgilendiği ve dünya çapında bir değer haline gelmesi için çabaladığı yüksek öğrenim kurumunu yurtdışında kendisini ispatlamış yerli-yabancı hocalarla takviye etmek isteyen birinden de bir süre önce işitmiştim. Önceki yıllarda kolayca ikna edebildikleri hocalar teker teker ülkemizden ayrıldıkları gibi, yenileri de “Gelin, bizde ders verin” tekliflerine sıcak bakmıyorlarmış.

Paranın tek başına ikna için yeterli olmadığı anlaşılıyor.

Bir zamanlar fazlaca reklam yapılmasına bile gerek kalmadan yatırım için ülkemize koşan yabancıların da bir süredir ilgilerini yitirdiklerine dair haber ve yorumları gazetelerin ekonomi sayfalarında okuyorum. Yabancı yatırımcı da ülkemize gelmeye nazlanıyor, var olanlar zararı da göze alıp çıkma yolunda.

Neden acaba?

Futbol, eğitim ve ekonomi her biri özel şartları bulunan üç ayrı alan. “Neden?” sorusuna bu alanların özelliklerini akılda tutarak birden fazla sebep bulunabilir. Ancak yine de, özel sebepler yanında bir genel sebepten de söz edilebilir: Türkiye’nin şu sıralarda fazla bir cazibesi yok

Nitekim, özellikle genç ve yetenekli insanlarımız fırsat bulurlarsa kapağı yurtdışına atıyorlar. Avrupa ülkelerinin öndegelen firmaları Türkiye’nin iyi yetişmiş evlatlarını kendi bünyelerine katma yarışındalar.

Son birkaç yıldır binlerce profesyonel gencimiz buradaki işlerini bırakıp yabancı ellere gittiler.

“Giderlerse gitsinler” mi diyelim?

Kapağı yurtdışına atanlar için bunu dersek yabancılar için de, herhalde, “Gelmezlerse gelmesinler” dememiz gerekecek.

Oysa her iki yeni olumsuz eğilimin de üzerinde durmak gerekiyor.

Üzerinde durmalı ve ülkemizi yeniden nasıl cazip hale getireceğimizin formüllerini aramalıyız.

Ekonomimizin kırılganlığı meydanda. Son birkaç yıl içerisinde TL diğer paralar karşısında bayağı bir değer kaybetti. Fert başına milli gelirimiz geriledi. İnsanlarımızın alım gücü bu gelişmeden etkilendi. Türkiye’de kazanılan para, maaş ve gelirler bir anlam taşımaz oldu. Geçimini dışarıda sağlayanlar -yabancılar ve Türkler- ülkemizde bedava hayatlar yaşayabiliyor.

Bu durumun tercihler üzerinde etkisi olduğu muhakkak.

Ancak yalnızca ekonomiyle durumu anlamak ve anlatmak yanıltıcı olabilir. Özellikle hayatlarını başka ülkelerde sürdürme tercihinde bulunan gençlerin kararlarında maddi olmayan şartlar daha önemli bir yer tutuyor. Kaçanların önemli bir bölümü burada da dışarıda alacağı kadar -bazen daha da fazla- kazananlardan oluşuyor.

Gelmekte tereddüt edenlerin parayla da ikna edilemediklerini yukarıda belirtmiştim. Onların zihinlerini çelen de maddi imkanlar dışındaki şartlar.

Ülkedeki hava şartları

Ülkenin üzerine çöken bir umutsuzluk bulutu var ve yerli-yabancı herkes bundan olumsuz etkileniyor.

Cezaevlerinin tıka basa dolu olması… 

Kamuoyu yoklamalarına da yansıyan yargıya güvenin yerlerde sürünmesi…

Demokratik hak ve özgürlüklerin güvenlik eksenli bir anlayışla daraltılması…

Var olan sorunların çözümü yerine, sorunların ifade edilmesinin önüne engeller çıkartılması, sorunları dile getirenlerin yargı eliyle tedip edilmek, parti ise kapatılmak istenmesi…

Milyonların maç izler gibi takip ettiği yüksek perdeden ifade edilen yolsuzluk iddialarına tulak tıkanması…

En son, kişisel verilerin hiç gereksiz yere bir kararnameyle iletişim başkanlığında toplanması…   

Halkın haber alma özgürlüğünü kullanmasını sağladığı için kendisinden ‘dördüncü kuvvet’ olarak söz edilen medyanın ülkemizde büyük çapta tek sesli hale gelmesi…

Neredeyse her seçime kurallar değiştirilerek gidilmesi…

Bütün bunlar ortamı boğuyor. Ülkeye bir korku iklimi hakim ve insanlar bundan müthiş rahatsız.

Rahatsızlık iyi yetişmiş insanları dışarıya kaçmaya, dışarıdaki değerleri de ülkemizden uzak durmaya itiyor.

FB teknik direktör bulmakta, eğitim kurumları akademik kadroları takviye etmekte zorlanıyor.

Ekonominin durumu ortada.

Ülkeye yazık oluyor.