Ülkemizde şu sıralarda yaşananlara baktığımda, hasbelkader önemli mevkilerde bulunan insanlardan bazılarının, etraftan -ve dolayısıyla dünyadan- habersiz günler geçirdiklerini fark ediyorum.

Başını kuma gömmüş devekuşu misali…

Oysa dünyanın herhangi bir yerinde meydana gelen her gelişme, normalin dışında bir özellik taşıyorsa, hiç vakit kaybetmeden, gözü ve kulağı olanların dikkat alanına giriveriyor. 

Yani herkesin…

104 emekli amiralin hassasiyetlerini duyurmak amacıyla altına imza attıkları metin yüzünden yaşananlar sözgelimi…

Veya “128 milyar dolar nerede?” pankartlarının sakıncalı bulunup görüldükleri her yerde indirilmeleri gibi…

Bütün aksine iddialara rağmen korona mücadelesinde başarısız kalındığı ve vaka-ölüm sayılarının durmadan arttığı gibi…

Kendi halimize bırakılsak, bu ve benzeri özelliği olan gelişmelere önem vermeden günlerimizi geçirebilsek, bir başka ifadeyle dünyaya yanlışlarımızı kendi elimizle sergilemesek, uluslararası arenada ve ekonomik alanda karşı karşıya kalmakta olduğumuz sorunların çoğu bizi es geçebilecekti.

Ne alaka?

Dünyanın çeşitli bölgelerinde aykırılıklarıyla göze çarpan birkaç ülke dışında, hassasiyetleri duyurmak için görüş açıklamak, bunun için bir araya gelmek ve topluca tavır koymak insanların en doğal hakkı kabul ediliyor. Bizimki de dahil anayasalar bu hakkı koruma altına alıyor.

Emekli askerlerin bu haktan yararlanamayacaklarına dair bir istisna söz konusu değil.

Gerçek bu iken, kendilerinin vaktiyle hizmet verdikleri camiayı yakından ilgilendiren iki konuda 104 emekli amiralin görüş açıklamasının adli takibata uğratılması, insan hakları konusunda övünülecek durumları bulunmayan ülkelerin medyasında bile “A, bakın Türkiye’de ne oluyor” hayretiyle yansıtıldı.

Muhalefet, adı üstünde, iktidarın yaptıklarını yakın takibe alacak ve yanlış gördüğü uygulamaları sorgulayacaktır. Görevi budur muhalefetin. Anamuhalefet partisi CHP’nin ve Millet İttifakı’nı oluşturan diğer muhalif partilerin “128 milyar dolar nerede?” sorusu bu çerçevede bir anlam taşıyor.

“128 milyar dolar nerede?” bir soru. Her soru gibi bu da açıklama bekliyor. Muhalefetten gelen bu soruya muhatabının cevap vermesi gerekir. İktidardan bu soruya gelen cevaplar tatmin edici bulunmadığı içindir ki, soru her yerde yankılanıp duruyor. Sonunda, savcılıklar duruma müdahale ettiler ve CHP teşkilatlarına asılan soru pankartları güvenlik güçlerince indirtildi.

İndirtildi de ne oldu?

Önceden kulak ardı edenler bile sorunun cazibesine kapılmaya başladılar.

Reklam

Daha da önemlisi, bugüne kadar borçlarını günü geldiğinde kuruşu kuruşuna ödemiş bir ülke olmamıza rağmen, Merkez Bankası’nın yabancı para rezervleri, alacaklı ülkeler tarafından yakın takibe alındı. 

Siyaseten ağır sonuçları olabilecek “128 milyar dolar nerede?” sorusunu işlevsiz kılmanın bir yolu var: Merkez Bankası’nın TL’nin dolar karşısında inişli-çıkışlı bir seyir izlediği dönemde piyasalara müdahale etmek amacıyla bozdurduğu dolarları kimlerin satın aldığının açıklanması…

İktidar sözcüleri “Bir doların bile kaydı var” dediklerine göre bunun zor olmaması gerekir.

Gelelim korona ile mücadele ve aşı konusuna…

Başlarda övgüyü hak edecek bir başarı çizgisi izleyen mücadelede Türkiye şimdilerde hak etmediği bir tabloyla karşı karşıya. Vaka sayısı 60 bini aştı, vefat sayısı da sürekli artıyor. Aşılanması gereken her yaş grubunun bir an önce aşılanması bu olumsuz tabloyu değiştirmek için şart. Orada da iç açıcı bir durumda değiliz. Hemen her ülke yaza girmeden normale dönme umdunu dillendirir ve kısıtlamaları peyderpey kaldırırken, biz ne yapacağımızı bilemez haldeyiz.

ABD ne diyor öyle?

Düşünce ve düşünceyi ifade özgürlüğü konusunda özürlü, ekonomisinde sorgulamaya açık izah edilemeyen özellikler bulunan, korona mücadelesinde başarısı sorunlu bir ülke olmak ya da böyle görünmek, Türkiye açısından her alanda sıkıntı kaynağı.

Üç farklı, irtibatsız görünen güncel olayı birbirine sıkı sıkıya bağlayan da bu işte.

Rusya, Avrupa Birliği’nin bazı ülkeleri ve ABD, tatillerini Türkiye’de geçirmek isteyebilecek vatandaşlarına uyarı üzerine uyarı yapıyor ve uzak durma tavsiyesinde bulunuyorlar. Bazısı, uyarıyı tavsiye düzeyinde de bırakmıyor, uçak iniş-kalkışına yasak da getiriyor.   

Yazının burasına gelmişken, bir örnek verebileyim diye, vatandaşları için ne tavsiyede bulunduğunu öğrenmek için ABD dışişleri bakanlığının internet sitesine başvurdum. Orada her ülkeyle ilgili seyahat bildirimleri var. Türkiye için olanı rahatsız edici.

Okuyalım:

“Covid-19 yüzünden Türkiye’ye seyahati bir kez daha düşünün. Türkiye’ye seyahat ederseniz terörizm ve keyfi gözaltılar yüzünden daha bir dikkatli olun. Bazı bölgeleri daha riskli.”

Ne diyor, ne diyor?

Covid-19’u anladım, terör konusu da Türkiye söz konusu olduğunda temcit pilavı gibi, peki ya ‘keyfi gözaltılar’?

Aynı uyarı notunda o konu şöyle açıklanıyor:

“Güvenlik güçleri onbinlerce kişiyi gözaltına almakta, bunlar arasında ABD vatandaşları da var. Kullanılan gerekçe, terör örgütleriyle ilişkili olma iddiası; ancak zayıf veya gizli kanıtlara dayalı iddialar bunlar ve görüntüye göre siyasi amaçlı kullanılıyor. ABD vatandaşlarından Türkiye’yi terk etmesine kısıtlama getirilmiş olanlar da var. Hükümet tarafından onaylanmayan gösterilere katılmak da sosyal medya üzerinden olanlar dahil hükümeti eleştirmek de tutuklanmaya yol açabilir.”  

Almanya’dan turist gelsin diye bekliyoruz. Rusya uçuşları kısıtlayıp turist akınını durdurunca bu uygulamadan vazgeçilsin diye çaba gösteriyoruz. ABD her ülke vatandaşlarının okuyacağı herkese açık resmi sitesinden “Durduk yere tutuklanmak istemiyorsanız, Türkiye’den uzak durun” aklını veriyor.

Emekli amiraller, 128 milyar pankartları, korona mücadelesinde zaaf, bizler gözlerimizi kapatsak bile, bunlar yurtdışında takip altında.

‘Cumhur İttifakı’nı oluşturan AK Parti ile MHP’nin genel başkanları, Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli, dün, ‘Özbek Otağı’ diye takdim edilen bir yerde kurulan iftar sofrasında buluşmuşlar.

Umarım, bu konuları da konuşma fırsatı bulmuşlardır.