• 10.11.2021 06:53

Irak genel seçimler sonrası oluşan yeni tabloya bağlı olarak ciddi bir gerilim yaşıyor. İran destekli milis güçlerin siyasi uzantıları sandıkta hezimete uğramıştı. Sonuçları reddeden bu cephe sokak baskısıyla durumu değiştirmeyi hedeflerken gösterilere şiddetli müdahale oldu.

Bunu İHA’larla Başbakan Kazımi’nin canına kast eden suikast girişimi izledi. Parmakla gösterilen İran, Kudüs Gücü Komutanı’nı Bağdat’a göndererek hem bu işte rolünün olmadığını göstermeye hem Kazımi’nin Şii milisleri tasfiye etmeye dönük bir hareket geliştirmesine engel olmaya hem de birbirine diş bileyen Şii güçler arasında bir çatışmanın alevlenmesini önlemeye çalıştı. 

Seçimin galibi Sadr’ın İran bağlantılı grupları dışarda tutan koalisyon arayışı da Tahran’ın rahatsız olduğu bir durum. Tahran’da bunu da tersine çevirme arayışı var. 

Belarus ile Polonya sınırındaki mülteci krizinin Türkiye’ye ulaşması tesadüf değil. Bir kere Belarus lideri Lukaşenko sığınmacıları tehdit ve şantaj aracına dönüştürüp AB’den taviz koparan Erdoğan’ı örnek alıyor. Avrupa Birliği’nin Belarus’a uyguladığı yaptırımlar karşısında Lukaşenko mülteci şantajına başvuruyor. 

Kolay vize prosedürleri ile vizeyi alıp uçağa atlayanlar Belarus’a ulaşıp oradan Avrupa’ya geçmeye çalışıyor. Bir kanal açıldığında Irak, Suriye ve başka sıkıntılı ülkelerden insanların oraya akın etmesi fazla zaman almıyor. Türk Hava Yolları’nın Minsk seferlerindeki artış da Türkiye’nin suçlanması için yetti. Şimdi AB, Minsk’e uçuşların yapıldığı başkentleri baskı altına almaya çalışıyor. 

Polonya sınırına gidenlerin ağırlıklı olarak Kürtlerden oluşması nedeniyle Türkiye’nin Kürt göçünü artıracak yeni askeri harekat planı da ister istemez bu bağlamda ele alınacaktır. 

Türkiye’nin Biden’ın düzenlediği demokrasi konferansına davet edilmemesi şaşırtıcı değil. Elbette Amerikan tarafında hangi ülkenin neden davet edildiğine dair tutarlı izahatlar sunulamıyor. Bu konferans ABD’nin uluslararası etkinliğini artırmaya yönelik stratejisinin bir parçası. 

Genel çerçeveye baktığında Orta Doğu’da fazla diplomatik mesai harcamak istemeyen ve Çin’i çerçeveleme hedefine ağırlık veren yönelimin tercihlerini yansıtan bir davet listesi var. Demokrasi bağlamında sorunları olan ya da büyüyen Hindistan ve Filipinler’in davet listesinde olması bunun göstergesi. 

Orta Doğu’dan da Irak ve İsrail davetliyken Irak’la muadil Amerikan ortaklarına yer verilmemiş. Türkiye’yi ötekilerle aynı düzlemde görmeseler de farklı bir muamelede bulunmak istemedikleri görülüyor. Türkiye’ye davet gelip gelmediğini ya da bununla ilgili bir diyalogun olup olmadığını bilmiyoruz ama Erdoğan demokrasi ve insan haklarına dair hatırlatmaların yapıldığı ve geleceğe dönük taahhütlerin alındığı bir ortamda olmak istemez.